Gezi Parkı'ndaki ağaçların kesimine karşı tepki ile başlayan ve otoriterleşen siyasi iktidara karşı demokrasi ve özgürlük talebiyle bir halk ayaklanması niteliğine bürünen Gezi Direnişi'nin ikinci yıldönümü. Direnişin ardından 2 yıl geçse de Gezi'nin yarattığı direniş ruhu, Kadıköy'den Kobanê'ye kentlerin tüm sokaklarında kimi zaman barbarlığa karşı insanlık mücadelesinde kimi zaman da siyasi iktidara karşı özgürlük mücadelesinde simge olmuş sloganlarla yaşıyor.

İşte ikinci yıl dönümünde Gezi direnişi günlüğü:

AKP iktidarı, 27 Mayıs günü öğle saatlerinde Gezi Parkı’nın Asker Ocağı Caddesi'ne bakan dış duvarının yaklaşık 3 metrelik kısmını yıktı. Parktaki 4-5 ağaç, taşınacağı iddiasıyla söküldü. Yapılan açıklamada, Taksim'i Yayalaştırma Projesi kapsamında duvarın yıkıldığı belirtildi. Bunun üzerine uzun bir süredir Gezi Parkı'nın park olarak korunması için mücadele yürüten Taksim İçin Ayağa Kalk Platformu üyeleriyle 50 kişilik bir grup yurttaş, ağaçların kesilmemesi için parkta çadır kurup nöbet tutmaya başladı. Gece saatlerinde direnişçilerin ilk tepkisi parkın yıkımına devam etmek isteyen iş makinelerinin önünde uzanmak oldu. Bu sırada sosyal medyada çağrılar başladı.


‘Ağaçların, kuşların da vekiliyim’

28 Mayıs sabahı parkta daha büyük bir kitle toplandı. BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, yıkıma karşı çıkmak için dozerlerin önünde durdu. Gezi direnişinin sembolü haline gelen görüntüde Önder, "Ben bu ağaçların da kuşların da vekiliyim" dedi.

30 Mayıs sabahı yine polis müdahalesi yaşandı. Çadırlar yakıldı. Öğle saatlerinde parkta toplanan büyük bir kitle forum gerçekleştirdi. Akşam, direnişin bastırılmasına karşı çıkan yurttaşlar, büyük bir kalabalık oluşturdu. Özellikle sansür, olayların medyaya yansımaması büyük tepkiye sebep oldu. Twitter’da bir günde 2 milyon #DirenGeziParkı tweeti atıldı.

31 Mayıs günü sabaha karşı 04:30'da gerçekleştirilen polis saldırısı ise tüm toplumsal kesimlerin sabrını taşıran son damla oldu. Saldırının ardından İstanbul başta olmak üzere tüm Türkiye illerinde halk, alanları doldurmaya başladı. Gün boyunca polis saldırıları ve direnişler gerçekleştirildi. Gezi Parkı'nda polisin biber gazlı ve tazyikli su saldırısı sonucu çok sayıda kişi yaralandı. 


Taksim’de biber gazı bulutu!

Taksim'in havadan çekilen fotoğraflarında Taksim ve çevresini biber gazı bulutu kaplamış şekilde görünüyordu. Polis müdahalesinde o kadar çok yaralanan oldu ki bölgedeki hastaneler yetersiz kaldı, Türk Tabipler Birliği geçici bir acil müdahale birimi kurdu.

Halklar, korku duvarlarını yıkmıştı. İstanbul'un tüm semtlerinden halk, akın akın Taksim’e gelmeye başlıyordu. Gezi Direnişi dünyanın da gündemine oturmuştu. Birçok dünya televizyonu, haber bültenlerinde 15 saat boyunca polis saldırısına karşı devam eden direnişi canlı bağlantılarla aktarıyordu. Türk basınının büyük çoğunluğu ise hala üç maymunu oynamayı tercih ediyordu. Akşam saatlerinde kitlesi artan direniş adeta tarih yazıyordu. Gazdan göz gözü görmüyor, polis gaz bombalarını insanlara nişan alarak ateşliyordu. Direnişe destek eylemleri Ankara, İzmir, Mersin, İzmit, Konya, Manisa ve birçok şehre yayıldı. Ankara'da Kuğulu Park, İzmir'de Gündoğdu Meydanı ve Konak bölgelerinde yapılan yürüyüşler polis saldırısıyla sonlandı.


Tüm Türkiye’ye yayıldı

31 Mayıs'ı 1 Haziran'a bağlayan günün ilk saatlerinde artık tüm Türkiye ayaktaydı. Sabaha karşı İstanbul'un Anadolu Yakası'nda toplanan on binlerce direnişçi Boğaziçi Köprüsü üzerinden yürüyüşe geçerken hükümet, direnişle yalnızca polisle başa çıkamayacağını anlayınca alanlara jandarmayı da indirdi. Fakat halkın kararlı direnişi sayesinde polis saldırıları püskürtüldü ve Taksim'e yeniden yürüyüş başladı. Saat 17.00'yi gösterdiğinde Taksim'de toplanan kitle, tarih yazıyordu. Artık alanda hiç polis kalmamıştı. Akşam saatlerinde Gezi Parkı Direnişi Koordinasyonu tarafından açıklama yapıldı. Direnişin park nöbetine dönüştürüldüğü duyurusu yapıldı. Katılımcı örgütler dönüşümlü olarak Gezi Parkı'nda nöbet tutmaya başladı. Ertesi gün saat 14.00'da aydın ve sanatçıların katılımıyla direnişin zaferinin kutlandığı büyük bir şölen gerçekleşeceği duyuruldu.

Taksim ve çevresinde insanlar, artık direniş alanını terk edip eve dönmüyordu. İhtiyaçların giderilmesindeyse komün devreye girdi. Barikatlarda direnen gençlere maske ve ilaç ihtiyacını karşılayan komünler alanda bulunan yurttaşlarında hemen hemen günlük tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek boyutlara ulaştı. Tamamıyla yurttaşların desteği ile işleyen ve ilk gün bir duvar üzerine bırakılan su, bisküvi, meyve suyu gibi malzemelerin bulunduğu komün, günler içerisinde gelişti. 

Ters çevrilen polis otoları, sprey boyalarla yapılan yazılamalar sonrası yurttaşların direniş hatırası olarak önünde fotoğraf çektirdiği simgelere dönüşenlerden biriydi. Çatışmalar sırasında tahrip olan belediye otobüsleri ise yurttaşların gece dinlendikleri noktalar haline gelmişti. Yaygın medyanın direnişin ilk günlerinde sessizliğine karşı el konulan canlı yayın araçları da simge olanlardandı. Alanda bazı sokakların da adı değiştirilmeye başlandı. Birçok sokağa, aralarında Ceylan Önkol'un da bulunduğu devlet tarafından katledilen çocukların isimleri veriliyordu. Taksim'de artık geceleri on binler buluşuyor, forumlar düzenleniyor ve siyasi iktidara öfke sloganlarla yineleniyordu. Tüm Türkiye kentlerinde de her gece direnişe destek eylemleri devam ediyordu.


Vahşetin dozajı arttırıldı

Hükümet ve dönemin başbakanı Erdoğan ise her konuşmasında alanlardaki yüz binleri tehdit ediyor, "Yasadışı eylemlere izin verilmeyecek, gerekenler yapılacak" diyordu. Ve direnişin 15'inci gününde sabahın erken saatlerinde polis Taksim'e doğru çıkmaya başladı, büyük bir saldırı dalgası başladı. Taksim ve çevresinde şiddetin dozajını arttıran polisin müdahalesi, adeta vahşete dönüşüyordu. On binlerce insan saatler süren polis müdahalesine rağmen alanı terk etmemek için direniyordu. 11 Haziran'da yaşanan polis müdahalesinin ardından kitleler yine Gezi parkı başta olmak üzere Türkiye'nin en merkezi meydanlarında eylemlerini sürdürdü. Eylemlerin hepsine polis müdahalesi yaşandı. Taksim Dayanışması "Terk etmiyoruz" açıklaması yaparken, 17 Haziran'da emekçiler Gezi Parkı direnişine destek için greve çıktı. Polis artık kitlelerin Taksim'e çıkışını engellemek için Taksim'e çıkan yollarda müdahalelerini sürdürürken, yurttaşlar "duran insan" eylemlerini başlattı. Kentlerin tüm meydanlarında "durarak" eylem yapan yurttaşlar da polis saldırılarından nasibini aldı. 


Gezi ruhu direnişlerde yaşıyor

Direniş boyunca 10 bine yakın kişi,  gaz bombalarıyla yaralandı. 91 kişi kafa travmasına uğradı, 10 kişi gözünü kaybetti. Polis, 15 günde 150 binin üzerinde gaz bombası attı, tonlarca tazyikli su sıktı. 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir'de 2 Haziran 2013'de uğradığı saldırı sonucu beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirdi. 3 Haziran günü Mehmet Ayvalıtaş, göstericilerin otoyol kapatma eylemi sırasında bir aracın kasıtlı olarak çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Abdullah Cömert, Hatay'daki polis müdahalelerinde kafasına polis tarafından atılan gaz bombasının ardından yaralanarak yaşamını yitirdi. Gezi direnişi sırasında Okmeydanı'nda polisin attığı gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu henüz 14 yaşında olan Berkin Elvan ağır yaralandı. Berkin, 269 gün verdiği yaşam mücadelesinin ardından yaşamını yitirdi. Ankara'da ise Ethem Sarısülük polisin açtığı ateş sonucu katledildi. Medeni Yıldırım ise, tüm ülkeye yayılan direniş sırasında Diyarbakır'ın Lice ilçesinden karakol protestosu sırasında askerlerce katledildi. 22 yaşındaki Ahmet Atakan da Hatay'da polisin attığı gaz bombasının başına isabet etmesi sonucu çatıdan düşerek yaşamını yitirdi. 

Gezi’nin, ortaya çıkardığı ruh hala yaşıyor. Kobanê'de insanlık direnişinin yanında olanların da tek adam iktidarını hedef alan iktidarın uygulamalarına karşı sokağa çıkanların dillerinde yükselmeye devam ediyor. İlk defa Gezi direnişinde sokağa çıkarak taleplerini haykıran gençlerin şimdi kimisi Şengal'de kimisi de İstanbul'da "Bu daha başlangıç mücadeleye devam" diyor.


ÇAÐDAŞ KAPLAN - DİHA/İSTANBUL