
Gezi Parkı ve ODTÜ olayları gösterdi ki ekolojik bakımdan da toplumumuz AKP’den çok çok ilerde. AKP Hükümeti yeterli bir ekolojik bilince sahip olmadığı gibi, toplumun ekolojik yaşamına karşı tahammülkar da değil. Adeta Abdülhamit kompleksine tutulmuşçasına doğayla iç içe yaşamak isteyenlere saldırıyor. “Bunlar benim iktidarımı yıkacak” diyor.
Aslında toplumdaki mevcut ekolojik bilinç düzeyini yeterli görmek mümkün değil. Yüz yıllardır güzelim ülkemizin tarihi ve toplumsal kaynakları talan edildi. Her yer asfalta ve beton yığınına dönüştürüldü. Neredeyse yaşanabilir bir doğa parçasına bile muhtaç hale getirildik. İç ve dış sömürü çevreleri kol kola bu tarih ve doğa katliamını yaptılar.
Bu ülke “Barajlar kralı” denerek tarihi ve doğal yapıyı sular altında bırakan Demirel dönemini yaşadı. Her yeri yol ve apartman donatan Özal devrine tanık oldu. Şimdi Erdoğan Hükümeti on bir yıldır bunların hepsini birlikte yapıyor. Ülke coğrafyasında geriye kalan ne varsa hepsini bitirmeye çalışıyor. Toplum nezdinde bardağı taşıran son damla haline gelmiş bulunuyor.
Gezi Parkı ve ODTÜ direnişleri gösteriyor ki, bütün yetersizliğine ve aşınmışlığına rağmen, toplumumuz da bir ekolojik bilinç damarı yine de var. Bu damar tarihin derinliklerinden geliyor. Bu damar tabiat anayla iç içe yaşanmışlıktan kaynaklanıyor. Bu damar bir Mezopotamya ve Anadolu gerçeği oluyor.
Şimdi yaşam damarına basılmışcasına AKP saldırılarına karşı Mezopotamya ve Anadolu insanı ayağa fırlıyor. Gezi Parkı ve ODTÜ direnişleri işte bunu ifade ediyor. Bu direnişler toplumumuzdaki ekolojik bilincin eyleme dönüşmesi oluyor. Bardağı taşıran son nokta haline gelen AKP zulüm ve hoyratlıkları karşısındaki toplumsal refleksi temsil ediyor.
Bir yönüyle de Gezi Parkı ve ODTÜ direnişleri bozkırı tutuşturan birer kıvılcım olma özeliğini taşıyor. On bir yıldır AKP yalan ve demogojisine inanan insanların yaşadığı hayal kırıklıkları şimdi sert bir tepkiye ve eyleme dönüşüyor. On bir yıldır AKP’ye sabır edenlerin büyük öfkesi şimdi sokakları sarıyor.
AKP Hükümeti’nin bir iki direniş karşısında gösterdiği tutum da aynı. AKP’liler Gezi Parkı direnişini “Başbakan Tayyip Erdoğan’ı iktidardan düşürme girişimi” saydılar. Arap alemindeki isyanlara benzeterek şiddetle karşı çıktılar. Şimdi ODTÜ gençliğinin direnişini de benzer biçimde algılıyorlar. ODTÜ sınırları içinde doğaya zarar veren yol yapımına karşı çıkan gençlere, “Siz Tayyip Erdoğan’ı iktidardan düşürmek istiyorsunuz” diyorlar.
Bilindiği gibi, AKP Hükümeti Gezi Parkı direnişine faşist polis terörünü harekete geçirerek saldırdı. Bu faşist saldırılarının gerçek bilançosu hala bilinemiyor. Fakat en az beş kişinin katledildiği, binlercesinin yaralandığı ve tutuklandığını biliniyor. Hala da tutuklamaları devam ediyor.
Dikkat edilirse ODTÜ direnişi karşısında da hükümetin tutumu aynı. Faşist polis terörü başta ODTÜ olmak üzere her yerde direnişçiler üzerine kan kusuyor. Hatay’da Ahmet Atakan isimli genç katledilmiş durumda. Her yerde yüzlerce yaralı ve tutuklu var. Saldırıların nerede duracağı da belli değil.
Gezi Parkı’nda olduğu gibi, ODTÜ kıvılcımı da direniş fitilini ateşlemeye yetmiş bulunuyor. Bu durum toplumun AKP yönetiminden ne denli kopmuş olduğunu çok açık bir biçimde gösteriyor. Bir yerde kıvılcım çakılınca direniş hemen her alana yayılıyor. Her yerde ilk direnişi destekleme eylemleri gelişiyor. Gezi Parkı gibi ODTÜ direnişi de her alana yayılmış durumda. AKP iktidarı bir de ODTÜ merkezli direnişle sarsılıyor.
AKP iktidarına karşı toplumsal direniş kuşkusuz Gezi Parkı ve ODTÜ ile sınırlı da değil. Devletten ve iktidardan zarar gören herkes adım adım direniş yoluna giriyor. İşte Alevi toplumun Tuzluçayır merkezli direnişi! Aleviliği devletleştirme çabasına karşı Alevi toplumsallığı her alanda direnişe geçiyor.
Bir de bitmeyen ve yenilmeyen Kürt direnişi var. Kürt toplumu yirmi üç yıldır ayakta ve özgürlük için yürüyor. Yemiyor-içmiyor, yorulmuyor-usanmıyor özgür ve demokratik yaşama ulaşmakta ısrar ediyor. Şimdi aynı ısrarını AKP’nin kamçı-şeker politikalarına karşıda yiğitçe sürdürüyor. AKP’nin faşist polis terörünü kırdığı gibi, her türlü oyun, hile ve iki yüzlülüğünü de boşa çıkarıyor.
Eylül ayı ortasından itibaren Kürt halk direnişinde önemli bir yükselişin gelişeceği anlaşılıyor. Bunda AKP Hükümeti’nin demokratik çözüm sürecine ciddiyetsiz yaklaşımı kuşkusuz önemli bir etken. Bir Eylül gelip geçti ve AKP Hükümeti henüz hiçbir demokratikleşme adımı atmadı. PKK lideri ile de uzun bir süredir ne yakınları, ne de BDP heyeti görüşebiliyor. Bunlar bile başlı başına aktif serhildan gerekçesi oluyor.
Diğer etken ise okulların açılması ve Kürt çocukları için bir yıl daha sürecek Türkçe eğitim yılının başlaması oluyor. Kürtler çocuklarına Türkçe eğitim verilmesini istemiyor ve eğitimi boykot ediyor. Bu yıl her alanda “Anadilde eğitim” talebiyle okul boykotlarının yaygınca yaşanacağı anlaşılıyor.
Kürtleri Türkçe eğitimi boykotta radikal kılan bir unsur da AKP’nin yaklaşımları ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sözleri oluyor. Başbakan her fırsatta “Kürtçe anadilde eğitim olamayacağını” söylüyor. Dahası böyle bir talebin ve hakkında olamayacağını ekliyor. Neden mi? Çünkü Başbakan Tayyip Erdoğan’a göre Kürt sorunu yokmuş! Kürt vatandaşlarının sorunu varmış!
Peki bu sözler ne anlama geliyor? Kürtlerin bir halk olmak talep ve yaşamlarının olamayacağı anlamına geliyor. Yani Başbakan Tayyip Erdoğan nazikçe ve örtülü bir biçimde Kürt halk varlığını inkar etmiş oluyor. Geriye kendi deyimiyle Kürt kökenli vatandaşların varlığı ve bireysel hakları kalıyor.
İşte Kürtler bu anlayış ve tutuma karşı isyan ediyorlar. Artık eski Kürt değiller. PKK lideri Abdullah Öcalan toplumu bilinçlendirdi ve bu sayede ulusal-demokratik haklarını biliyorlar. CHP ve MHP’nin açık ve kaba inkarcılığını gördükleri gibi, AKP’nin ince ve örtülü inkarcılığını da görüyorlar. Dolaysıyla AKP’ye karşı daha öfkeliler ve daha çok serhildana kalkacağa benziyorlar.
Ülkemizin en derin ve güçlü demokrasi hareketi olan Kürt direnişinin AKP inkarcılığına karşı da çok daha güçlü ve yaygın olarak gelişeceği anlaşılıyor. Bu direniş yankısını artık tüm Türkiye toplumlarında bulmuş bulunuyor. Kürt direnişi ile Gezi Parkı ve ODTÜ direnişleri AKP’ye karşı birleşiyor. Demokratik bir sistemde kardeşçe yaşam ülkemizdeki tüm toplumları bir araya getiriyor.
Eskiden Ankara’da hükümet olanlar Kürt direnişinden korkarlardı. Şimdi AKP Hükümeti Kürt direnişiyle birlikte Gezi Parkı ve ODTÜ direnişlerinden de korkuyor. Tüm bu direnişlerin birleşik gücü, AKP’yi Abdülhamit sendromuna sürüklüyor. Yani derin bir biçimde “iktidardan düşürülme korkusu” içine çekiyor. Halbuki korkunun ecele faydasının olmadığını herkesten çok AKP’liler bilir. Bu korku da ecele faydası olmayan bir korkudur.