Çalışma alanlarındaki cinsiyet eşitsizliği, dünyanın her yerinde olduğu gibi Avrupa’da da değişik boyutlarda yaşanmaya devam ediyor. İngiltere’de de bazı olumlu değişimler olsa da sorunlar yaşanmaya devam ediyor.

Çalışma yaşamında cinsiyet ayrımcılığının İngiltere boyutunu, iş hukuku alanında çalışmalar yapan genç avukat İlkay Timur’la konuştuk. Konuya dair yasal düzenlemeler hakkında bilgi veren Timur, sadece kadınları değil tüm insan hakları savunucularını cinsiyet eşitsizliğine karşı net tavır almaya çağırdı.

İngiltere’de iş yaşamında kadına yönelik ayrımcılık bugün ne durumda?

İngiltere’de toplumsal cinsiyet alanındaki ayrımcılığın azaldığı, işyerlerinde giderek kadınların eşit olarak kabul edilmeye başlanması konusunda olumlu değişimler yaşandığı gözlense de, halen eşitlik konusunda çok sayıda sorun mevcut. Bu türden eşitsizlikler kadınların ayrımcılığa uğramasına neden oluyor; mesleki açıdan ilerlemeleri görünmez bir engele dönüşüyor.
İşe alma sürecindeki mülakatlarda, deneme sürecinde, sonrasında yıllık izin günü sayısında, mesleki eğitim alma imkanlarında ve işçilere yönelik yatırımlar gibi konularda cinsiyete dayalı eşitsizlikler uygulanabiliyor. Sorunun kaynağı olarak ise kadınların hamile kalması gösteriliyor. Yakın zaman önce Birleşik Krallık kanunlarında yapılan değişiklikle kadınlara; doğum öncesi bakım dönemi için ücretli izin, doğum izni, doğum ve annelik maaşı, ayrımcılık, haksız muamele ve haksız işten çıkarma uygulamalarına karşı korunma hakları tanınmıştır.
Yasalarla getirilen bu haklar sonrasında işverenler, çalışanların iş akitlerini değiştirmeye veya onların mesleki konumlarını düşürmeye girişmişlerdir. Çalışanların rızası olmadan bu yönde yapılacak olan her türlü girişim ise iş aktinin işveren tarafından ihlali anlamına gelmektedir. İşverenlerin çalışanlara doğum öncesi bakım dönemi izni veya bu izin dönemi için belirlenmiş orana dayalı miktarda maaş vermesi yasa dışıdır.

Bu tür davalar geliyor mu size?

Kadın çalışanlar, doğumdan dört hafta önceden başlamak üzere annelik izni ve annelik maaşı alma hakkına sahiptir. Yasaların kendilerine getirdiği sorumluluk gereğiyle ise pek çok işveren, kadınları işe alma konusunda isteksiz davranmaktadır. Karşılaştığımız veya takip ettiğimiz pek çok dava, 2010 tarihli Eşitlik Kanunu çerçevesinde koruma altına alınan hakları ihlal edilen ve işverenleri tarafından cinsiyete dayalı olarak ayrımcılığa maruz kalan kadınların açtığı davalardır. Pek çok kadın, evlendikten veya hamile kaldıktan sonra görev sorumluluklarının zorla değiştiğinin farkına varmıştır. Kadınlar, mesleki seviyelerinin düşürüldüğünü, işverenin gerçekleştirdiği bu kasıtlı davranış ve yaklaşımların kendilerini işten ayrılmaya zorladığını, haksız olarak işten atıldıklarını fark etmişlerdir. İşverenler ise sıklıkla bu tür davranışlarda bulunduklarını inkar etmekte, bu iddiaların herhangi bir zemini olmadığı savunmasını yapmaktadır.

Bu ayrımcılığı teşhir etmek ve ortadan kaldırmak konusunda projeler geliştirilip uygulanıyor mu?

2011 yılının Eylül ayında İngiltere’de, “Düşün, harekete geç, rapor et” sloganıyla bir kampanya başlatıldı. Bu kampanya, ülkedeki şirketlerin cinsiyet eşitliğini düşünmeleri, işyerinde fırsat eşitliğini sağlamak için harekete geçmeleri ve yaptıkları çalışmaları rapor etmelerini teşvik etmek amacıyla başlatılmıştır ve başarılı olmuştur. Son ilerleme raporuna göre şirketlerin yüzde 66’sının şirket içinde kadınların daha fazla yer almasını sağlamak için danışmanlık yapma, sponsorluk tasarlama, hedef geliştirme programlarını uygulamaya sokma ve kadınların daha yüksek mertebelerde görev almasını teşvik etme gibi çalışmalar yaptıkları gözlemlenmiştir. Kampanyaya katılan şirketlerin yaklaşık yarısı ise geçen yıl ödedikleri maaşlarda eşit ödeme hedefini yakalayarak cinsler arası maaş farkını kapatma konusunda önemli bir mesafe kaydetmiştir.
Bunun dışında hem İngiltere hem de Avrupa’da cinsler arası eşitliği koruyup teşvik etme konusunda çeşitli kanunlar mevcut. Bu konuda teşvik etmek, eğitimler yapmak ve farkındalık yaratmak da çok önemli. Bir yandan olumlu mesafe katedilirken, öte yandan yolun oldukça uzun olduğu da unutulmamalıdır.
Benim tavsiyem, sadece kadınların değil bir bütün olarak toplumun bu statükoyu kabul etmemesi, mücadele etmesi, şikayetler ve hatta gerekirse davalar yoluyla farkındalığı artırması ve ayrımcı davranışların kabul edilmeyeceğini daha da açıktan göstermesidir. Bu sorunlarla mücadele etmek, sadece feministlerin değil, kökeni ve cinsiyeti ne olursa olsun, bir bütün olarak insanların, insan hakları savunucularının sorumluluğudur.

 SUNA ALAN/LONDRA