Garifuna kadınları olarak sermayedarların topraklarımızı işgaline karşı alanlarımızı korumaya yönelik bir mücadelemiz ve kadın öncülüğünde yürüyen bir sistemimiz var. Bu yönüyle diğer yerel halkların kadınları için de ilham kaynağıyız.
Global bir kadın mücadelesi organize edilmesi gerekiyor. İlkin düşünceleri kolektifleştirmemiz lazım. Dünyada gelişen faşist akıma karşı yaratıcı olmamız, kadınlar olarak daha nasıl çoğalırız tartışması yürütmemiz gerekiyor.
REWŞAN DENİZ
Miriam Miranda, yaşamını Amerika kıtasının en yoksul ülkelerinden olan Honduras’ta Garifuna yerli halkının kültürel ve coğrafik haklarını korumaya adamış bir aktivist. Liderliğini yürüttüğü Honduras Siyah Kardeşlik Örgütü (Black Fraternal Organization of Honduras-OFRANEH) bünyesinde kadınlara ait bir organizasyon yarattı. Toprağa, doğaya ve kültürlerine bağlılığı güçlü olan Garifuna kadınlarının, uluslararası sermayenin yerli halkların topraklarını ellerinden alma girişimlerine karşı yaptıkları eylemlerde rolü önde. Zira Garífuna topluluğuna ait topraklar kadınlar tarafından miras alınır ve çocuklarına bırakılır. Irk ayrımcılığına ve topraklarının egemenler tarafından talanına karşı sadece bedenleriyle değil, güçleri, fikir ve önerileriyle de ön saflarda yer alıyorlar.
Honduras’ta 2010-2017 yılları arasında çevreci Berta Caceres’in de aralarında olduğu yaklaşık 120 aktivist katledildi. Kendisi de çalışmaları nedeniyle tehdit edildi, kaçırıldı ve medya tarafından suçlu olarak lanse edildi.
Miranda ile yerli kadınların iktidara karşı mücadelesini ve dünya kadın mücadelesinin ortaklaşma zeminlerini konuştuk.
Honduras denince akla yerli halkların iktidarlara karşı mücadelesi geliyor. Bildiğimiz kadarıyla hükümet yerli halkın haklarını yeni bir yasa ile zayıflatmak istiyor. Hükümetin yerli halkla derdi ne?
Honduras’ta şu anda tartışmaların odağında uluslararası sermayeye toprak edinme hakkı çerçevesinde bir yasa çıkarmak var. Böylelikle yerli halkların topraklarını yabancı sermayedarlara satmanın önünü açmak istiyorlar. Aslında Latin Amerika’daki bütün hükümetler yerli halkların topraklarını uluslararası güçlere peşkeş çekmek için zemin oluşturup, yasalar çıkarmak istiyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 169 nolu sözleşme yasası var; bu, dünyada yerli halkların haklarını garantileyen tek yasadır. Mevcut yasayı değiştirerek yerli halkların topraklarını ellerinden almaya çalışıyorlar.
Yerli halklar devletlerden önce vardı buralarda. Devletler, para eden ne varsa uluslararası sermayeye satmak istiyor. Bunun önünü açmak için de değişik alanlara yönelik yasalar çıkarmaya çalışıyorlar. Örneğin turizm yasası ya da yeraltı zenginlikleri yasası, barajlar yasası gibi… Bütün bunları hayata geçirmek için de yerli halkların topraklarını ellerinden almaları lazım ve bu yasalar da işlerine kılıf uydurmak içindir. Bu toprakları ele geçirmek için son zamanlarda birçok yerli halkların liderlerini öldürttüler.
Şunu bilmekte fayda var ve bana göre çok önemli. Az evvel de dediğim gibi devletler ülkenin her tarafını uluslar arası sermayenin yatırım alanları haline getirmek için yerli halklara baskı yaparak topraklarını terk etmeye zorluyor. Şu anda halkın çoğu mülteciliğe zorlanıyor, çok fazla şiddet, kriminal suç ortamı mevcut. Kısacası şu anda yerli halkların yaşamlarını tehdit edip geleceklerini ellerinden almaya çalışıyorlar.
Bütün bunlara karşı duran ve yerli halkların haklarını savunanlara karşı; en önde direnen kadın hareketlerine karşı katletmeye kadar varan bir şiddet ortamı var. Örneğin Berta Caceres’in öldürülmesi başta Honduras’daki yerli halklar olmak üzere bütün kıtadaki yerli halklar ve mücadele edenler için büyük bir darbe ve kayıp oldu.
Garifuna’lı kadınlar olarak mücadelenizin esas hedefi nedir? Garifuna halkını ve mücadelesini biraz anlatır mısınız?
Garifuna halkı kızılderili ve yerli halklardan oluşan bir kültürden oluşuyor. Alanlarımızı korumaya yönelik kolektif bir görüşe sahibiz ve kadın öncülüğünde yürüyen bir sistemimiz var, tıpkı Meksika’daki Zapatistalar gibi. Şöyle ki; bütün erkekleri çıkarsanız bile kendini devam ettiren bir sistemimiz var. Çünkü kadınlarımız çok güçlüdür.
Garifuna kadınlarının mücadelesi sadece kültürünü ve bölgelerini koruma ve geliştirmeye yönelik değil, aynı zamanda gençliğin geleceğini korumaya ve garantiye almaya yöneliktir. Geleceğimiz olan gençlik elden gidiyor. Mesela son dönemlerde çok ciddi sorunlar yaşandı, Amerika’da çalışmak için kapılar açıldı ve birçok anne çocuklarıyla beraber mülteci olarak yollara düştü. 2014 yılında oldukça çok sayıda kadın çocuklarıyla beraber ABD’ye göç etmek zorunda kaldı. Biz kadınlar bu açılan kapılar için çok endişe ediyoruz, çocuklarımızı gelecekteki savaşları için yetiştirecekler diye.
Öte yandan biz Garifuna kadınları olarak bağımsız bir ekonomi için mücadele ediyoruz. Örneğin ilaç yapımında kullanılmak üzere bitki üretimi yapılıyor. Çok sağlıklı gıdalar üretiliyor. Önemli yanı şu; devletten bağımsız üretiliyor, kadınların ve halkların otonom hareket etmeleri için mücadele ediliyor.
Mücadelenizde ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
Mücadelemizi lokal ve toplumsal seviyede yürütüyoruz. Kapitalist istilacı ve erkek egemenlikçi modeller şiddet içeriyor. Daha önce Garifuna halkı içinde yaşanmayan şiddet olayları oldukça yaygınlaşmaya başladı. Özellikle Meksika ve diğer alanlara mülteci olarak gidip gelen gençler ve aileler arasında. Biz kadınlar olarak bunlara karşı pozisyon aldığımızda bize karşı hem hukuksal olarak hem de kriminalize etme yoluyla baskı kurma yoluna gidiliyor. Mahkemeler bizim yatırımlara karşı geldiğimiz, engellediğimiz gerekçesiyle suçlamalar yöneltiyorlar. Kimi kadın arkadaşlarımızı 14 defa mahkemeye çıkardılar. Bu konularda bahsettiğimiz yasaları kullanarak bizi kriminalize ediyorlar. Birçok kadın katledildi veya hapishaneye atıldı.
Şu anda erkek egemenlikli bir yargı ile karşı karşıyayız. Bizi karalamaları daha kolay, çünkü hem kara deriliyiz hem de kadınız. Bu nedenle kadınlara daha fazla baskı uyguluyorlar. Basın yayın yoluyla da bizi terörist ilan eden kampanyalar düzenliyorlar. Mesela ben yasalar karşısında terörist olarak yargılanıyorum.
Mücadeleniz kadınlar üzerinde nasıl bir etkiye yol açtı? Mesafe katedebildiniz mi?
Şöyle sıralayabilirim; örneğin benim organizasyonumda -karma olmasına rağmen- kadınlara yönelik özel bir alan var. Karma organizasyon içerisinde kadınlar için özerk hareket alanları oluşturduk. Bundaki amaç, kadınların kendi özel sorunlarını daha rahat tartışabilmelerini sağlamak. Bunun yanında kendilerini politikleştirmelerini, ülke sorunları üzerine tartışıp çalışmalar yapmalarını sağlamaktır.
Başardığımız bir diğer şey de sadece kadınlara ait bir organizasiyonun yaratılmasıdır. Adı, ‘Garifuna Kadınlarının Örgütlenme Umudu’dur. Bu örgüt özel olarak kadınların sorunları ile ilgileniyor. Salt bununla sınırlı kalmıyor; yargılama süreçlerinde avukatlarla beraber kararları etkileme ve devleti yargılamak için çalışmalar yapılıyor. Örneğin Garifuna halkına karşı yapılan katliamları dava ettik ve önemli sonuçlar elde edildi.
Çalışmalarımızın bir diğer ayağı da Garifuna kadınları olarak diğer ülkelerin; örneğin Kolombiya ve diğer birçok diğer Latin Amerika ülkesindeki kadınlarla fikir alış verişi, ortak etkinlikler düzenleme, manevi ve kültürel alanda mücadeleyi bütünleştirmeye yöneliktir.
Biz aynı zamanda diğer yerel halkların kadınları için de ilham kaynağıyız. Bizden ilham alarak kendi sorunlarını çözmek için örgütleniyorlar.
Sizce dünyadaki diğer kadın mücadeleleriyle nasıl ortak bir mücadele hattı oluşturulabilir? Birlikte neler yapılabilir?
İlkin düşünceleri kolektifleştirmemiz lazım. Biz kadınlar başkasına gitmeden önce kendi aramızda özeleştiri vermeliyiz. Çünkü biz genelde bir eğitici edasıyla millete gidiyoruz, alıcı olarak gitmiyoruz. Bu çok yanlış. Yapmamız gereken diğer organizasyonlardan ve bireylerden sürekli almaktır.
Örneğin Frankfurt’ta dünyanın her yerinden kadınların katılımı ile önemli bir buluşma gerçekleştirildi. Somut mücadelelerin içinden gelip buluştuk. Salt teorik konuları tartışmadık, hepimiz kendi mücadelelerimizi burada ortaklaştırdık. Kadınlar kendi tecrübelerini karşılıklı paylaştı, bir ilişki ağı oluşuyor. Kadınlar birbirinden öğrendi. Bir reçete sunulmadı, reçete olmaz da ama paylaşılacak deneyimler var. Bu deneyimleri paylaştığımızda ve birbirimizden öğrendiğimizde başarı sağlarız. Mesela ben çok şey öğrendim, her gün yeni şeyler öğreniyorum.
Diğer bir nokta da bildiğiniz gibi Amerika kıtasında yeni bir faşist akımla karşı karşıyayız. Sağcılar yavaş yavaş kendilerini örgütlüyorlar. Buna karşı bizim de yaratıcı olmamız gerekir. Kadınlar olarak daha nasıl çoğalırız tartışması yürütmemiz lazım. Bana göre bu çok önemli bir husus.
Kapitalizme karşı kadın mücadelesinin başarıya ulaşma şansı var mı?
Anlamamız gereken değişik kadın mücadelelerinin varlığıdır. Günümüzde bütün kadın hareketlerinin kapitalizim karşıtı mücadelede yar aldığına ya da anti kapitalist olduğuna inanmıyorum. Bazı kadın hareketleri var ki sistem içerisinde sistem için mücadele ediyorlar. Tabii ki global bir kadın mücadelesi organize edilmesi gerekiyor.
Ama kadınları ezen kapitalist sistemlere karşı mücadele eden kadınlar da var. Bu konuda Latin Amerika üzerine konuşabilirim. Örneğin sosyalist olan ama neticede kadına karşı şiddetin olduğu, doğayı tahrip eden sistemler var. Bu konularda Avrupadaki feminist gruplarla Latin Amerika’daki kadınlar aynı değildir. Yine Latin Amerika’nın güneyi, kuzeyi ve ortası da aynı değildir. Değişik alanlar, değişik mücadeleler ve farklı bakış açıları vardır. Bunları görmek lazım. Bizim yapmamız gereken bütün bu değişik biçimleri bir araya toplayıp beraber yaşama ve mücadele koşulları aramaktır.
Miriam Miranda kimdir?
Miriam Miranda, Garífuna halkının insan ve çevre haklarını savunan Honduraslı bir aktivist. Honduras Siyah Kardeşlik Örgütü’nün (OFRANEH) lideri olan Miranda, Garífuna topluluklarına ait değerleri koruma altına almak, uyuşturucu kaçakçılarını durdurmak, sürdürülebilir çevresel uygulamaları teşvik etmek ve kadın ve gençlerin toplum liderliği gelişimini desteklemek için çalışmalar yürüttü. Ayrıca büyük toprak işletmeleri tarafından toprak hırsızlığını önleme çabalarını koordine etti. Yerel yetkililerce yasadışı bir şekilde tutuklandı ve dövüldü ve uyuşturucu kaçakçıları tarafından kaçırıldı.
Miranda, Oscar Romero İnsan Hakları Ödülü ve ABD Gıda Egemenliği İttifakı’nın Uluslararası Gıda Egemenliği Ödülü’nü aldı. 2016 yılında da 30 yıllık aktiviteleri nedeniyle Carlos Escaleras çevre ödülü aldı.