IȘİD çıktıǧında, "belirginsizlik“ vardı ve özellikle de Kürtlerde "kendine güvensizlik“ hakimdi.

Normal bir süreçti.
Anlamak için sosyal feylesof Erns Bloch’tan aktarıyorum: "Eǧer güven duymuyorsak, bu bir șeyi açıkça görmediǧimiz“ anlamına geliyor.
Biliniyor: Felaketleri sanata sıǧdırmak  zor.
İnsan usu, deprem, tsunami, savașı hazmetmeyecek kadar "tabii“.
IȘİD, ayak bastıǧı yerde, insanın güvenliǧini, tabiatı, toplum için gerekli bakımı tehlikeye düșürdü; Șengal’de insanlık kaynaǧını kuruttu.
Ve özellikle de Êzîdîlerle birlikte, Kürdistan’da yașayanların Us’u tutuldu.
O gün güneș de, ay da tutuldu.
Çaresizliǧin olduǧu yerde umut yeșerir.
Rojava’daki umut Șengal’de yeșerdi.
Günümüzün geç kalmıș modası "Rûdawcı“ların iddialarına göre "Șengal Kantonu“nu kurmak üzere gitseler bile,  Êzîdîleri faciadan kurtarmak için o faciaya dur diyen PYD’li militanlar dünyanın sempatisini kazandılar.
Ancak, trajedî,  Êzîdîleri kurtarmak için, Kürdistan’daki güçlerin her an için tehlike çemberinde duran Șengal’i korumak için tedbir almamalarıydı.
Neden alınmadı?
Bu teorik cevap gerektirmiyor.
Görüștüǧüm  Êzîdîer, bu soruya, dört parçada gücü olan örgütlere ve özellikle de Hewler’deki hükümetin cevap vermesini diliyorlar.
Bu sadece Kürdistan’ı ilgilendiren yanı.
Uluslararası boyutu, tehlikeli ve içinde yeni trajedileri barındıran, "uzun vadeli bir plan“a ișaret ediyor:
11 Eylül’den sonra, “devletlerarası hukuk” büyük oranda devredıșı kalmıștı. ABD, uluslararası “terör odakları”nı neden göstererek, Kaddafi’yi “ininde” vurdu, Pakistan’da, Irak’da, Yemen’de askeri operasyonlar düzenledi. Eskiden “devletlerarası hukuk”a dair kutsal olan “devletlerin hükümranlık hakkı” birçok ülkede  ișlevsiz bırakıldı.
Ancak, ABD ve global güçler, “dünyayı küçük bir köy“ haline getirmek için, dünyanın kubbesine daha güçlü bir tablo astılar.
Arka planını tahmin edebilirsiniz, ancak yayınlanan belgelere göre, “ABD-İsrail-İngiltere” troykası, IȘİD’e yeșil ıșık yaktı; askeri eǧitimlerini Ürdün’de gördüler.
Türkiye plana sarktı.
Finansman Katar ve Suudiler’den.
Hizbullah lideri Nasrallah’ın, IȘİD’in ideolojisini tașıyan militanların, Suudiler'de yıllar boyu milyonlarca dolar sarf edilerek, devșirildiǧini açıklaması ABD müttefiǧi Șeyhlerin yönettiǧi yan bir "film seti“ne işaret ediyor.
Ve globalizmin "postmodern faciası:  IȘİD” bu tarih tünelini geçerek sahneye çıktı.
Șimdilerde ABD’nin "insanlık dramı“ olarak adlandırdıǧı IȘİD, “İslam”.
"Dinler arası yeni savaș“ stratejisine uygun tabloyu IȘİD’in barbarlıǧı tamamlıyor.
Batılı devletler, haklı olarak (!?) ülkelerindeki vatandașlara, "iște İslam budur!“ diyorlar.
Herkes kettumlaștıran bu "dahiyane buluș“‘un sahneye çıkmasında etkin olanlar ise "troyka“ ve müttefikleri.
IȘİD, artık Ortadoǧu halklarının başına bela bir "felaket“, sadece batılı devletler müdahale ettikleri oranda çökertilebilecek, batıya karșı bir "batı hortlaǧı“…
Batılı devletler: Günümüzün "kurtarıcıları“ (!)
Amerika, Fransa, Almanya vb. Güney Kürdistan’a silah gönderiyorlar.
Karșılıǧında ne alacaklar?
Bunun cevabını aramayı bir yana bırakalım.
Önemlisi, Kürdistan, artık Mustafa Barzani’nın talep ettiǧi gibi, Amerika’nın 53. Eyaleti deǧil, Almanya, Fransa’nın bir mahallesi haline getiriliyor.
Zırhdan örülen Avrupa sınırları dıșında, yeni güvenlik çemberleri olușturuluyor.
Çünkü giderek yoksullașan Asya ve özellikle de Afrika halkları, merkeze doǧru tarihi yürüyüșteler.
Merkez, uzaktan komandalı semtler ve mahalleleri ele geçirerek, "kutsal güvelik“ için yeniden harekete geçti.
Ve șimdilik revaçta olan o uzaktaki "köy“ Kürdistan.