Berlin’de mültecilere yönelik artan şiddetin ele alındığı panelde, medyanın hükümetin “sınırdışı” politikasına hizmet ettiği, kampların ise polislerle birlikte çalışan kurumlara dönüştüğü belirtildi. Panelde polis ve kamp yönetimlerinin göçmenlere karşı hukuk dışı uygulamalarından örnekler verildi.
Almanya’da mültecilere yönelik polis ve devlet şiddeti Berlin’de gerçekleştirilen bir panelde masaya yatırıldı. “Hangi şiddetten bahsediyoruz?” başlıklı panel Kültür Atölyesi (Werkstatt der Kulturen) salonunda gerçekleşti.
Etkinliği, Alman mahkemelerindeki ırkçılık vakalarını gözlemleyen ve rapor etmek amacıyla kurulan JustizWatch isimli grup düzenledi. Grup adına Donauwörth kampından David Jassey ile Ellwangen kampından Christelle Takor ve Baruah-meh Tanyitiku konuşmacı olarak katıldı. Kendileri de iltica başvurusunda bulunmuş olan ve Afrika ülkelerinden gelen konuşmacılar, mülteci hakları için yürütülen mücadelede aktif yer alıyorlar.
Medya negatif izlenim oluşturuyor
Etkinlikte özellikle Afrikalı mültecilere karşı Almanya’nın güneyindeki mülteci kamplarında yaşanan polis şiddeti vakaları ele alındı. Donauwörth kampından David Jassey, medyanın mültecilere ilişkin negatif izlenim yaratmak için kasıtlı haberler yaptığına dikkat çekti. Medyaya mültecilerin tehlikeli kişiler oldukları ve polise karşı ayaklandıkları şeklinde yansıyan 14 Mart olaylarını örnek gösteren Jassey, 32 mültecinin tutuklandığını ve kendilerinden haftalarca haber alınmadığını hatırlattı.
14 Mart’ta gerçekte ne oldu?
David Jassey olayı şu şekilde özetledi: “Dublin anlaşması gereği süresi dolmuş olan bir kişi İtalya’ya gönderileceği gerekçesiyle gece 3 sularında polis kampa geldi. Bu kişi geri gönderileceğini bildiği için bazı günler kampta kalmıyordu, o gece de orada değildi. Bunun üzerine, bize kampa ilk geldiğimizde sadece yangın sırasında çalacağı söylenen yangın alarmı, şirket tarafından harekete geçirildi. Aşağı katlarda polisin birini aradığından habersiz olan bizler uykumuzdan uyandırılarak panik içerisinde aşağı katlara indik. Burada polis tarafından teker teker arandık. Çeşitli taktiklerle 32 arkadaşımız gözaltına alındı. 14 Mart gecesi gözaltına alınan 32 kişiden yaklaşık iki ay boyunca haber alınamadı. Yapılan başvuru sonrası bir kısmının geri gönderildiği, bir kısmının ise başka bölgelerde hapiste tutulduğu öğrenildi. Şu anda bu 32 kişiden ikisi hala hapishanede ve haber alınamıyor. Olayın ardından Alman İçişleri Bakanı’nın kampı ziyaret etmek istemesi, ‘Ancak! hiçbir siyah adamla konuşmak istemiyorum’ sözleri de medyaya yansımadı.”
‘Kamplar polisle çalışıyor’
Baruah-meh Tanyitiku ise Ellwangen kampına gece saatlerinde gerçekleşen polisin baskınında mültecilerin yarı çıplak ve kelepçeli bir şekilde soğukta dışarıda bekletildiklerini aktardı. Konuşmasında “Kampların, sadece kar amaçlı ve polisle birlikte çalışan kurumlar” olduğuna dikkat çeken Tanyitiku şunları anlattı: “Ellwangen’deki vakada, onlarca mülteci yaralanmasına rağmen, olaylarla ilgili medyada tamamen bambaşka bir şehirden fotoğraflar servis edildi. Medyada gökdelenlerin önünde barikatlar kurmuş bazı siyah insanların fotoğrafları bizmiş gibi yansıtıldı. Ayrıca bu kampın çevresi ‘Tehlikeli Bölge’ ilan edilerek siyahların ve mültecilerin kriminalize edilmesi ileri bir seviyeye taşınmış oldu. Yani her siyah ya da her mülteci topluma zarar verebilir şekilde temsil edildi.”
En büyük travmayı yaratıyor
Christelle Takor ise kadın mültecilerin önceden ayrı tutulduğuna, ancak gelinen noktada artık kadınların da erkek mültecilerle geri gönderme şiddetine maruz bırakıldıklarına vurgu yaptı. Takor, Almanya’da daha iyi bir yaşam umuduyla ölüm riskine rağmen çöllerden geçen, bir şekilde Akdeniz’i aşan ve buraya ulaşan kimselerin yaşadıkları travmatik olaylara rağmen değer görmediğini, onların hikayelerine kimsenin inanmadığını dikkat çekti. Burada daha iyi bir hayat olduğu umuduyla geldikten ve içeri alındıktan sonra geri gönderilmenin en kötü psikolojik işkence olduğuna değinen Takor son olarak, “Almanya’nın önce bize umut verip sonra da hepimizi teker teker geri göndermesi en büyük travma nedenidir” dedi.
Panelin ardından gerçekleşen soru cevap kısmında bütün bu şartlara rağmen örgütlenen ve direnen mülteciler tebrik edilirken dayanışmanın önemini vurguladı ve tek umudun dayanışma ve direniş olduğu dile getirildi.
Y.ÖZGÜR POLİTİKA/BERLİN