7 Haziran 2015 seçimlerinin geçersiz sayılmasıyla birlikte hukuk ayaklar altına alındı ve Erdoğan’ın fiili başkanlık dönemi başladı. Erdoğan da bu durumu „Kim ne derse desin, artık fiilen başkanlık sistemine geçilmiştir“ diyerek ilan etti. Aslında buna açık-faşist dikta dönemi demek gerekir. Çünkü Erdoğan diktasını bağlayan hiç bir kural, denetleyen hiç bir kurum yok. HDP’nin ezilmesinde anlaşan üç parti OHAL ilan ederek, Meclis’i de fiilen devre dışı bırakıp Erdoğan’a her türlü yetkiyi verdi. O günlerden beri meclis ve hükümet ismi var cismi yok hale geldi. MHP ve CHP çözüm sürecini bahane ederek HDP’nin Erdoğan ile gizli anlaşması olduğunu iddia etmişlerdi. Kendileri Erdoğan’ı indirip hesap soracaklardı. Erdoğan hakkında o güne kadar söylediklerini biz yazsak suç olur ama kamuoyu bunları unutmuş değildir. Şimdi kendileri hepsini unutup gene HDP’ye ve halkların iradesine karşı Erdoğan’ın arkasında birleşmiş bulunuyorlar. Bu cepheye Ergenekoncu Perinçek gibileri ve onun peşine takılmış muhtelif kılıklardaki sözde solcular da katılmış bulunuyor.

İçte ve dışta savaş diyen bu kutsal ittifakın 7 Haziran 2015’den beri yaptıkları, iktidarda kalabilirlerse bundan sonra yapacaklarının da göstergesidir. İşte yeni anayasa çalışmalarının özü ve amacı da budur. Onlar fiili durumu yeni anayasa ile resmiyete kavuşturmak ve faşist dikta rejimini resmileştirmek istiyorlar. Halkı buna ikna etmek için tek dayanakları „Bölücülüğe ve teröre karşı milli birlik ve beraberlik içinde olmak“tır.

„Üç ay sonra Şam’da bayram namazı kılma“ hayalleri suya düşmüştür. Halep’ten ölü ve esirlerini bile bırakıp arkalarına bakmadan kaçtılar. Kerkük, Musul, Halep için hazırladıkları plakaları herhalde il yapıldığında verilmek üzere Çemişkezek, Mihalıççık, Güdül, Tavas, Kepez vd. vilayetlere saklıyorlar.

Kobanê direnişinde, Şengal’de bozguna uğradılar. Ama şimdi değişen durumda Rusya-İran-Suriye ittifakıyla gene Kürtleri ezmek istiyorlar. Bu da, daha uzun ve şiddetli bir savaş süreci demektir. Ortadoğu’da yeni bir kanlı boğazlaşmalar-çatışmalar dönemi başlatmaktır.

Herkes şunu anlamak ve kabul etmek zorundadır:

Kürtlerin diğer halklarla eşit-özgür olarak varlığını, yaşama hakkını kabul etmeyen hiç bir proje çözüm değildir. Kağıt üzerinde kalmaya mahkum sayısız projeler çöplüğüne atılır.

Kürtlerin bu hakkını kabul etmeyen, sömürgeci-inkarcı ve imhacı siyaseti hangi maskeyle olursa olsun hala savunanlar tarihi bir insanlık suçundan sanık olacaklardır.

Hele hele solculuk adına piyasada boy gösterip hem inkarcılığa devam edip hem de anti emperyalistliği kimseye bırakmayanlar var. Hiç utanmadan Kürtleri emperyalistlerle işbirliği yapmakla suçluyorlar. Yani kendileri Erdoğan’ın kuyruğunda CHP+MHP+ Perinçek vb. ile birlikte ve Erdoğan’ın bile reddettiği Lozan ruhuyla antiemperyalistlik oynaşıyor ama Kürdistan Özgürlük Hareketi ve onu destekleyen devrimciler, aydınlar emperyalizmin ajanları...Hayır diyorsan, hadi ispat et bakalım!

Bu topraklardan boşuna Nasrettin Hocalar, Aziz Nesinler çıkmamış.

„-Gökte kaç tane yıldız var?

- Başımdaki kıl sayısı kadar...

- Nereden biliyorsun?

- İnanmazsan say!“

Ya da:

„- Denizde kaç tane kum var?

- Sakalımdaki kıl sayısı kadar...

- Nereden biliyorsun?

- İnanmazsan say!“

Yani deliye pösteki saydırma kışkırtmaları....

Her türlü maskaralık ve boşboğazlık dönemi çoktan kapanmıştır.

Fiilen kurulan ve anayasallaşma aşamasında olan faşist diktatörlüğe dur demek ve durdurmak zorundayız. Yoksa hepimiz bugünleri de ararız.

„Büyük insanlığın toprağında gölge yok 

sokağında fener 

penceresinde cam 

ama umudu var büyük insanlığın 

umutsuz yaşanmıyor. „

Her şeye rağmen, yeni yıla yeni umutlarla...