İzmir'de özel bir hastanenin onkoloji servisinde 15 gündür kanser tedavisi gören halk müziği bestecisi, söz yazarı ve yorumcusu Neşet Ertaş (74), dün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Geçtiğimiz hafta rahatsızlanarak yakınları tarafından hastaneye kaldırılarak, tedavi altına alınan Ertaş, önceki gün "primer hastalığı" nedeniyle hastanenin yoğun bakım servisine kaldırılmıştı. Ertaş'ın naaşı, bugün doğduğu Kırşehir'e götürülerek, Bağbaşı Mezarlığı’nda babası Muharrem Ertaş’ın yanına defnedilecek.

BDP: Boşluğu asla doldurulamayacak

BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak ve Selahattin Demirtaş, Ozan Ertaş'ın ölümü nedeniyle başsağlığı mesajı yayınladı. Mesajda, "Büyük halk ozanı, Anadolu'nun güçlü sesi Neşet Ertaş'ı kaybetmenin büyük üzüntüsü içerisindeyiz. O, kendisine teklif edilen devlet sanatçılığı yerine halk sanatçısı olmayı tercih ederek, halkının gönlünde taht kuran, boşluğu asla doldurulamayacak değerli bir ozandı. Kendisi, geride miras bıraktığı birbirinden değerli eserlerle ve saygın sanatçı kişiliğiyle anılacaktır. Büyük usta, Neşet Ertaş'a Allah'tan rahmet, değerli ailesi, yakınları ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz" denildi.

'Baban gibi sazcı oldun dediler'

1938 yılında Kırşehir'de doğdu. Çocukluğu Kırtıllar köyünde geçen Ertaş, müzikle babası saz ustası Muharrem Ertaş sayesinde ilkokul yıllarında tanışır. Önce keman, ardından bağlama çalmayı öğrenir. Babasıyla birlikte yörenin düğünlerinde saz çalıp türkü söylemeye başlar. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile bunu şu şekilde ifade eder; "Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız." Babası orta Anadolu Türkmen/Abdal Müziği geleneğinin bilinen en güçlü temsilcilerinden biri ve gelmiş geçmiş en büyük bozlak ustasıdır. Hayatını anlattığı bir şiirinde şunları söyler:
"...Dizinde sızıydı anamın derdi
Tokacı saz yaptı elime verdi
Yeni bitirmiştim üç ile dördü
Baban gibi sazcı oldun dediler..."


'Devlet sanatçılığı' ünvanını reddeder

Profesyonel müzik hayatına 1950'li yılların sonunda İstanbul'a gidişiyle başlar. İlk plağı "Neden Garip Ötersin Bülbül"ü bu yıllarda kaydeder. Bu plakta babası Muharrem Ertaş'a ait bir türkü de vardır. Halk tarafından çok beğenilen bu plağın diğer plak, kaset ve halk konserleri takip eder. Ertaş, 1960'ların sonlarına doğru artık ülkenin dört bir tarafında zevkle dinlenen ve herkesin sevdiği bir sanatçı olmuştur.
Halk ozanı bir süre sonra yeniden İç Anadolu'ya döner ve Ankara'ya yerleşir. Burada yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin daveti üzerine 1976 yılında Almanya'ya gider. Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya'da kalan sanatçı, 2000 yılında İstanbul'da verdiği konserle sahne hayatına geri döner.
Ertaş, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel zamanında kendisine sunulan "devlet sanatçılığı" ünvanını "Halkın sanatçısı olarak kalmak, benim için en büyük mutluluk" diyerek geri çevirir. UNESCO tarafından "yaşayan insan hazinesi" kabul edilen Ertaş, İTÜ Devlet Konservatuarı tarafından 25 Nisan 2011'de fahri doktora ödülüne layık görüldü.
"Neyledin Dünya" adlı türküsünde babası Muharrem Ertaş’ı “gönül delisi” olarak niteler. Türküdeki bu mısralar aslında O'nu da anlatır:
"...Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya..."

KÜLTÜR SERVİSİ