Çocukları öldürdüler, kadınları öldürdüler, gençleri öldürdüler, katırları, güvercinleri, köpekleri, kedileri, ormanları, bir halka ait yaşayan ne varsa hedefe koyup öldürdüler. Öldürmeye devam ediyorlar. Her şey gözümüzün önünde, vicdanlarımızın tanıklığında oluyor, olmaya devam ediyor. Tehditler, Kürdün evlerine, duvarlarına, kapılarına indi. Her akşamdan sabaha, çocuklarımızın ölüleriyle uyanıyoruz artık ve o duvarlarda "T.C buradaydı" yazıyor. Daha ne anlatalım size, sizlere? 

Aylardır, HDP karşıtı bir kara propaganda yürütülüyor. Vuracağız, öldüreceğiz, imha edeceğiz, durmayacağız diyen o tehdit, her gün çeperine yenilerini katarak, farklı kesimleri arkasına alarak büyüyor. Dilini, siyasetini Kürde mesafenelerek, "biz yokuz, onlara yakın değiliz" mesajını verenleri de kendisine yamayarak büyüyor. Sokakta, mahallesinde, evinin kapısında direnenleri yok sayarak, HDP içinden çıkan kimi sesleri yuvarlayıp, kötülük niyetlerine uydurarak, konumlandıkları yerden bıçaklarını çekenler, yerde cansız yatan bir Kürdün elbisesinde temizliyorlar "üst" siyasetlerini.

Bir halk direniyor. Kuşatılan onurlarını korumak ve boyun eğmemek için direniyor. Yaşadıkları her yeri cehenneme çeviren devlet zorbalığına değil sadece, yanında olmayanların uzaklardan bakıp, kendisine akıl vermelerine karşı da direniyor. Siyasetini, dilini, manşetini, haberini, bulduğu her alanda Kürde karşı kullanan o fırsatçılık, sürüklüyor bir panzerin arkasından direneninin bedenini. Görüyor musunuz? Siz görmeyin diye, kelimeleri aldatıyor, cümlelerin arasında infaz ediyorlar gerçeği. Bu, öyle bir inkarcılık ki, "direnişini bana beğendir" diyerek kabarıyor her yerde. "Emperyalizm" diyor tek bir atarı olmadan, "Gericilik, İslamcı faşizm" diyor tek bir karşı koyuşu örgütlemeden. "Teorik ihtilalcilik" yapıp, kendi yerine, başkaları dirensin, saldırıları başkaları göğüslesin, başkaları tutuklansın, başkaları can versin istiyorlar. Onlar çok okuyup, okuduklarıyla sohbetlerini süsleyip, tatminleri giderirken, Figen Yüksekdağ’ın kafasına nişan alıyor devletin gaz tüfeği, Demirtaş’ı hedefliyor bir mermi, iki Milletvekili açlığa yatırıyor bedenini ve kuşatılmış mahallelerin içinde halk ile birlikte yaşıyorlar tüm olup biten vahşeti. Kürdün seçtiğine uzanıyor inkar, kelepçeler takılıp, cezaevlerine sürükleniyor belediye başkanları ve ölüm birikiyor kapılarda, omuzlarda… 

Bilin ki, ömrünü tamamlamış bir yaşamın ardından kurulmuyor cümleler bu şehirlerde. Direnenlerin, sıralı olmaz çünkü yaşamları. 

Şimdi, tüm olup bitenleri birleştirelim bir yerde. 

HDP’ye ve onu temsil edenlere dönük, aylardır yapılan kara propaganda Hrant’ın katledişini hatırlatmıyor mu? Hrant’a karşı, aylarca yürüttükleri kampanya ile öncelikle katledilmesine toplumsal vaciplik yaratanlar, şartların oluştuğunu düşündüklerinde kurdular pusularını ve şimdi aynı kontra yöntemi, HDP ve onun yöneticileri için kullanıyorlar. Karşımızda bir katiller uzlaşısı var. Bütün kontraları ile sahadalar. 

Biliyoruz ki, Hrant’ın temsil ettiği, barış, özgürlük, eşitlik ve bir arada yaşama değerlerine yönelik bir pusuydu aynı zamanda kurulan. Şimdi, "Hainlik, bölücülük, hendek, terör" gibi söylemlerin, iç ve dış mihrak temalı göndermelerin hepsi, bertaraf edilmesi gereken "tehdit" algısına çalışıyor yine tüm gücüyle. 

BİZLER de, tüm gücümüzle karşı koyuşu örgütleyemez ve direnenlere sahip çıkamazsak, tüm bu saldırılar birinci halkadaki Kürtlerden çıkıp, ikinci halkadaki sol, sosyalist kesimleri ve daha sonra en geniş muhalif kesimleri kapsayacak şekilde genişleyecek. Asla durmayacaklar asla. Yaşam biçiminizden, giyiminize, yemenize içmenize kadar müdahil olacak bir şiddet, çöreklenecek üzerinize. "Bu ne cesaret" deyip bir tanıdık destek aradığınızda, yanınızda yalnızca yine Kürtleri bulacak olmanızdır bugünkü özyönetim direnişinin önemi. Birbirimize ihtiyacımız var. Tek gerçek bu. Kürtlerin, tüm Türkiye halkları için istediği özyönetim talebinde somutlaşan, demokrasi ve özgürlükler mücadelesini anlamlandırmak ve daha ileriye taşıyan sistemli bir siyaseti örmek bu yüzden önemli. 

Direnenler bilir ki hiçbir zulüm, sessizlik ve suskunluk ile terk etmez indiği yeri. Hayatın her alanını, özgürlük kavgasına dönüştürmek, savunmak ve ülkenin en dinamik gücü olan Kürtlerle buluşarak birlikte dönüşümü gerçekleştirmek sadece ve sadece bizim elimizde. 

O gün anlayacaklar ki içimize korku saldıklarını düşündükleri yerde, yürekleniyoruz biz.