Tecrit ve buna karşı süren açlık grevlerine dair Türkiye kamuoyuna seslenen Av. Leyla Han Tüzel, “Bu toplum açlık grevlerini görmezden gelerek barışamaz” dedi. 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can ise “Türkiye’nin birliği, beraberliği ve halkların kardeşliği için tecride karşı ses çıkarılmalı” dedi.

Demokrasi İçin Hukukçular üyesi Avukat Leyla Han Tüzel, tecrit ve açlık grevi yokmuş gibi süren sessizliğini üzüntü verici olduğunu söyledi. Açlık grevi eylemcilerinin temel talebinin bir hakkın ve yasanın uygulanması olduğunu vurgulayan Av. Tüzel, “Dolayısıyla burada açlık grevlerindekilerin taleplerini ‘olmaz’ bir talep olarak ele almak ya da bunu ‘gayri meşru’ ilan etmek şeklindeki yaklaşımlara son vermek gerekir. Burada sadece hukuk eşit uygulansın istiyorlar” şeklinde konuştu. Tüzel, İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne dönük farklı bir tecrit politikası uygulandığını da ifade edip, ekledi: “Açlık grevindekiler buna dikkat çekip, ‘bu tecridi sona erdirin’ diyorlar. Buradaki talep, hukuk dışı bir talep değildir. İnsanların ölmemesi için yapılması gereken tek şey de hukuku uygulamak. Belki biz dışarıdakiler buna dikkat çekmeyi beceremediğimiz için süreç bu kadar uzuyor.”

Bu şekilde olmaz 

Açlık grevlerinin bu kadar uzun süre devam etmesinin üzücü ve utanç verici olduğunu ifade eden Av. Tüzel, “Bugün bir yerel seçim sürecinden çıktık. Barışma, birlikte yaşama, eşit haklar gibi konular konuşuluyorken, binlerce insanın 170 günün üzerinden açlık grevinde olmasını görmezden gelerek bu toplum barışamaz. Bu şekilde eşit yaşam olmaz. Dolayısıyla herkesin gözünü buraya dikmesi gerekir” dedi.

Can: En güçlü eylem 

78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can ise bugün içerisinde bulunulan zorlu koşullar içerisinde  açlık grevi eylemlerinin bir çatlak yaratmaya, o çatlaklardan bir demokratik ışık sızdırma eğilimi taşıdığını kaydetti. Süren eylemler için “Türkiye toplumunun 2000’li yılları bir kenara bırakılacak olursak, gerek katılım açısından, gerekse de uluslararası arenada ses getirme anlamında en güçlü açlık grevlerinden biri” diyen Can, daha önce bu düzeyde bir açlık grevinin söz konusu olmadığını ifade etti.

Tecrit içinde tecrit 

20 yılı aşkın süredir bulunduğu İmralı Adası’nda, Öcalan’a dönük ‘tecrit içinde tecrit’ politikası uygulandığını söyleyen Can, şunları söyledi: “Ben de Silivri Cezaevi’nde tecritteydim ama haftada bir ailemle telefon görüşmesi yapardım. Kitap alış verişim olurdu, mektup alışverişim yasak ve kısıtlamalarla birlikte o da olurdu. Ailemle, avukatlarımla görüşebilirdim. Sayın Öcalan ise bunların hepsinden mahrum durumda. Dolayısıyla tecrit kavramı biraz daha olayı yumuşatıcı bir özellik içeriyor.”

   

Can, bu tecrit politikası ile Öcalan’ın siyaset yapması, dışarıyla ilişki kurması, nefes alması ve nefes aldırmasının engellemek istendiğini vurguladı. Bunun ortadan kalkması için açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin karşılanması gerektiğini belirten Can, Türkiye kamuoyuna şu sözlerle seslendi: “Tecrit, Türkiye’nin bölünmesine parçalanmasına dağılmasına hizmet eden bir olaydır. Türkiye’nin birliği beraberliği ve Türkiye halklarının kardeşliği için tecride karşı ses çıkarılmalı. Ondanda öte insan hakkı, insan yaşamı kutsaldır. En önemli haktır ve bu hak devredilmez ve dokunulmaz. Bu hak, sıradan bir yasal engelle ciddi şekilde ihlal edilmektedir. 7 bine yakın tutsak bugün açlık grevinde. Madem ki yaşam hakkı kutsaldır. Madem ki yaratan ancak yaratılanın canını alabilir. Buna bir ses ver. Leyla’ya bir ses ver. Leyla ile beraber yürüyen binlerce tutsağın direnişine, yaşam hakkına destek ver. Bu ülkenin birliği için gerekli. Bu gelecek nesiller için Türkiye toplumunun daha eşit, daha özgür, daha kardeşçe, yaşayabilmesi için gerekli.”