Bir yandan yaygınlaşan-şiddetlenen çatışma ve ölüm haberleri gelirken öte yandan görüşme haberleri de yeniden gündeme gelmiş bulunuyor. Savaş ne kadar uzun ve şiddetli sürerse sürsün sonuçta bir masa başında görüşmelerle-anlaşmalarla biteceğini bilenler için bu bir sürpriz değil. Ama önemli olan masaya gidiş sürecini mümkün olduğu ölçüde kısaltarak kan dökülmesini azaltmak ve masaya gerçekçi çözüm önerileri getirmek, böylece kalıcı bir çözümün dolayısıyla barışın temelini atmaktır. Bu açıdan geçmişte yaşananlar çok umut ve güven vermese de başka bir yol da yoktur.
İşin başında Lozan’da Kürtler zaten masada yoktur. “Kürtler adına ben varım” diyen İsmet paşanın durumu ve rolü açıktır. Kürtlere dayatılan statü yani kölelik elbisesini Kürtler hiçbir zaman kabul etmemişler ve buna karşı sürekli isyan halinde olmuşlardır. Geçmişte bu isyanların başarıya ulaşmamış olması, Kürtlerin haksız oldukları ya da sorunun çözüldüğü anlamına gelmez. Bugün gelinen nokta bunun açık göstergesi ve ispatı olmuştur. Daha yakın zamana kadar Sri Lanka örneği vererek böyle bir katliam düşleyen ve bunu deneyenler halkın direnişi karşısında hüsrana uğramışlardır. Bu şartlarda yeniden görüşme seçeneği gündemdedir. Bugün yeniden görüşmeler başlayacaksa -ki başlamalıdır- başarılı olması için her türlü önadım atılmalıdır. Bunların başında tarafların eşit ve özgür konumda olması gerekiyor.
PKK eylemsizlik durumuna geçmeli ve devlet her türlü soykırım operasyonunu durdurmalıdır. Öcalan ve Kürt siyaseti üzerinde hukuk dışı olarak sürdürülen her türlü baskı-tecrit-engelleme-kısıtlama kaldırılmalıdır. Kürt siyaseti kendi içinde ve dışında her konuyu tartışabilmelidir. Özal, daha Kart-Kurt masalları anlatılırken “Federasyonu da tartışabiliriz” demişti. Bugün halkın kafasında ne varsa ayrılma - ayrı devlet dahil tartışabilmeliyiz. Hukuki çerçeve buna göre genişletilmelidir. Bu tartışmanın medyada ve siyasette önü açılmalıdır. Bu tartışmalar özgürce yapılabilmelidir ki kalıcı bir barış ve çözüm mümkün olabilsin.
Aslına bakarsanız devlet ile Öcalan ve PKK arasında çok eskiden beri temaslar görüşmeler yapılmaktadır. Basına yansıyan bilgilerden daha Öcalan Şam’da iken devlet ile birçok temasın yapıldığı biliniyor. Bu temaslar Özal devrinde zirveye varıyor. Ama savaş rantçıları tarafından Özal’ın acı biçimde tasfiyesi bu görüşmeleri sonuçsuz bırakmıştır. Özal sonrası yapılan temasların ise devlet yöneticileri tarafından bir oyalama ve tasfiyeyi dayatma manevrası olduğu anlaşılmıştır. Özellikle tek parti iktidarı olan AKP’nin 10 yıllık pratiği güven vermekten bir hayli uzaktır. Hele 2011 Haziran ayına kadar yapılan Oslo görüşmelerinde her konu tartışılmış, her konuda anlaşılmış iken imza aşamasında masayı deviren AKP Hükümetine güvenmek mümkün değildir. Ancak bu nedenle görüşme ve barışçı çözüm seçeneğini reddetmek olanaksızdır. Reddedilirse, o zaman nereye, ne zamana kadar ve niçin savaş sorusu gündeme gelir ki cevabını vermek çok kolay değildir. Ama görüşme ve barışçı çözümün başarısı için hükümet ya da devlet çevrelerine değil, öncelikle çıkarları barıştan yana olan geniş halk kitlelerine güvenmek gerekiyor.
Ulusal-dinsel kimlikleriyle onurluca-özgürce yaşayabilecekleri bir çözüm isteyen emekçiler, ezilen halklar ve çocuklarının zorunlu askerlikle ya da ekonomik zorunlulukla asker-polis olarak can vermesine isyan eden yoksul anne-babalar barışçı çözümün ana gücüdür. Bu güç harekete geçirilebildiği ölçüde barışçı çözüm kalıcı olarak zafer kazanacaktır. Buna paralel olarak bu güne kadar imha savaşına destek olmuş olsa da bunun çıkmaz yol olduğunu gören devlet içinden ve dışından geniş bir kesim vardır. Onlar da her türlü imhacı-inkarcı-entrikacı yaklaşımlarını terk ettiği ölçüde sürece güç verebilirler ve geleceğin kurulmasında olumlu rol oynayabilirler.
Yarınki AKP kongresi 2023 yılı, yani cumhuriyetin 100. Yılı vizyonuyla toplanıyormuş. O zaman görüşme-çözüm konusunda da net bir projeye sahip olmak zorundadır. Geçen sene Oslo görüşmelerinden ve seçimlerden sonra gelinen çok olumlu noktaya rağmen masayı devirip inkar-imha savaşına yönelen AKP ve destekçilerinin bunu bir daha deneme şansları yoktur.
Bu savaş bir gün mutlaka çözüm anlaşma ve barış ile sonuçlanacaktır. AKP barışçı çözüme hizmet ederse kendisi de ayakta kalır ama yeniden oyalama ve savaş yoluna saparsa kendisinden önce gidenlerin sonuna iyi baksın. Çünkü o da oraya gider.
Görüşme ve çözüm