‘Alışma’ halinin, kategorize etmeye bile gerek duymadan; tüm şiddetsel hadiselerdeki devamlılığa ortak olduğu fikrindeyim. Mukayese edilemez en ciddi sonuçların, ölüm ve acı olduğunu düşünsem de, alışılmışlıkların yol açtıklarını ifade edebilmek adına; Ortadoğu ve Norveç’i örnek vermek isterim: Ortadoğu’dan gelen toplu ölüm bilgilerine yıllar boyu haber sıralamasında öncelik tanınmazken; Norveç’te, tarihe adı tüm dillerdeki sövgülerle yazılacak bir faşistin katliamı, günlerdir gündemi oluşturuyor, oluşturması gerekiyor. Yalnızca basın ve medya değil; toplum da, aynı ‘ikilem’e düşerek, Ortadoğu’yu hissedemiyor, Norveç’e yanıyor, yanması gerekiyor.
Nedensellik ilkesine göre, bunu alışma hali dışında tanımlamamız mümkün değil. Kimse, Norveç gibi bir ülkenin tarihine böylesi katliamın düşmesine ihtimal vermiyordu. Oysa, Ortadoğu en çok da ölümlerle hatırlanırdı! Bir yakınımızın ölümüne de hiçbir zaman ilk günler, ilk aylar kadar derinden üzüntü duymayabiliriz. Fakat bu, bir yakınımızın artık hayatta olmadığı gerçeğini değiştirmiyor! Tam da bu sebepler ışığında, ölüme alışmanın devamlılık kazandırdığını bir kez daha görüyoruz. Norveç’tekilerin, benzer faciayı yaşamamaları için, deneyimsiz yakalandıkları bu katliamı hep hatırlamalarını dilemek gerekiyor.
Konuyla bağlantılı son bir not düşmek gerekirse; Türk basını, Norveç’teki katliamcı Breivik’in ele geçen günlüklerinde; kendisinin, Türkiye’de Kürtlerin ve Ermenilerin ezildiğini yazdığını da, duyurdu. Sicilini tanıdığımız Türk basını için haliyle niyet okuma hakkımız da mevcut ve kendilerini bu yayınlarında hiç de iyi niyetli bulmuyoruz!  Onlar, milyonlarca kişinin senelerdir haykırdığı bu gerçeği bu denli çabuk yansıtabilseydi de; doğruyu, bir caniden işitmek zorunda kalmasaydık, hiçbirimiz...


Haftanın ayrımcı yazarı

Ne yazık ki, gündemlerimizi durmadan ölümler dolduruyor. Ama bu ölümler bazıları için kilometre mesafesine göre vicdan gerektiriyor! Türk basınında sadece ulusalcı değil, ırkçı yaklaşımıyla da bilinen Yılmaz Özdil, TSK’li ölümlerini işaret ederek, hayatını kaybeden İngiliz müzisyen Amy Winehouse’e üzülene kadar, 20 askere üzülmesini öneriyor; Türk toplumuna. Özdil’in derdi yukarıda değindiğimiz bir tehlikeli ‘alışma halini’ ve ‘yadırgamaz hale gelme’ duyarsızlığını sorgulama değil, tabii. Bu ırkçının midesi, yaşayanları da aşarak, mezardakiler arasında bile ayrımcılık yapmayı kaldırabiliyor!

 Haftanın ırkçılığı ve cinsiyetçiliği
Bir alışma halinin yansımasına da, şimdi değinelim. ‘Rus kadın’ denildiğinde hala aklı ve üreme organı arasında yolculuğa çıkan zihniyetlere şahitlik etmek, can sıkıcı. Bu eğilimdeki en büyük suç payının basın ve medyada olduğu aşikar. Kanal D’deki ‘Artiz Mektebi’ isimli tiyatro programının geçtiğimiz günlerdeki bölümünde yer alan bir skeçte de, aynı ırkçı ve cinsiyetçi dile yer verildi. Diyaloglarda; telefonla konuşan bir kadın, dedikodu yaptığı komşusuna, mahallelerindeki bir adamın Rus bir kadınla eşini aldattığını anlatıyor. ‘Anlat anlat, yemiş mi Rus salatasını’ gibi eğreti göndermelerle de, aynı kıvamsızlıkta sürüyor diyaloglar. Çünkü, bir kadın Rus ise kesin ayartır! Bir erkek aldatıyorsa kesin kadın ayartmıştır! Ve bir kadın seks işçisi ise, kesinlikle Rus olmalıdır! İki dakikalık kısa oyun içinde bu kadar çok şey anlatabildikleri için, tebrik etmek lazım!


alibariskurt@yeniozgurpolitika.org