Hani bir türkü duyarsın geçmişten, eskilerden, çok uzak yıllardan... Melodi içini sızlatır öyle tanıdık, öyle özlenmiş, öyle sendedir de sözlerini bir türlü çıkaramazsın. Oysa ki hemen de dilinin ucundadır. Ve üzülürsün, bu tanıdık bildik türküyü söyleyemediğine.
Sanal da -ki sen bilmezsin hatta bilseydin de sevmezdin bu dünyayı. Senin dünyan herşeyiyle gerçektir. Acı, zulm gerçektir, ölüm gerçektir, gözyaşı, yürek yangısı, yen içinde ki kırık kol gerçek; inanç, öfke ve direniş gerçek üstüdür.- Diyordum ki, sanal da gördüm Cemile sarılı resmini... Eski tanıdık acıklı bir melodi gibi hüzün saldın içime... ‘’Ve Berfo Ana’yı kaybettik’’ diyordu resmin üzerin de... Güldüm... Berfo Anam tarihtir hiç kaybolur mu? Ama son birkere görememiş olmanın acısı da hatırlanmayan dizeler gibi kaldı dilimin ucunda...Ana yoldaşım gittin mi... Oysa ne çok direndin görmek için güzel günleri ve ip ucunda sallanan katilleri... Ana yoldaşım yumdun mu gözlerini bu kahpe dünya ya, sensiz olur mu şimdi direnişler? Senin uzaktan nefesin yeterdi, güç verirdi, yeditepenin varoşların da kavagaya koşanlara... Ana yoldaşım sensiz boynu bükük kalacak eylemler... Galatasaray yalnız kalacak, kayıplar daha bir kimsesiz ve yoldaşların buruk, hüzünlü... Ana yoldaşım sensiz kavga eksik kalacak..
Biz teoriyi kitaplar da öğrendik... Küçük burjuva-büyük burjuva yok efendim milli burjuva, kapitalizm, emperyalizm, faşizm, oligarşi, proleterya biz hepsini ezber ettik. Ama senden ve senin gibi kavganın onurlu analarından öğrendik; dik durmayı, hesap sormayı, direnmeyi, yılmamayı ve iki elin kanda da olsa celladın yakasına yapışmayı... Ana yoldaşım, kitaplardan değil senden öğrendik baş eğmeden direnerek yaşamayı...
Sen Cemil’in peşine düştün ve Cemil, Cemil çoğaldın, çoğalttın evlatlarını evlat acılarınla beraber... Herkesin sindiği bir dönem de karşısına çıktın en büyük katilin... Onun pis misyonu bitti tarih çöplüğüne attı onu kanlı ellerini silemeden, fakat yenileri geldiler. Onların karşılarına da sen dikildin. Elin de Cemil’in resmi, yüreğinde Cemiller... Misyonun hiç bitmedi, sen ‘’devrime kadar düşmem oğul’’ diyen, kavgayı şiar edinen ak örtülü, ak saçlılardandın çünkü... Yüreğinle kalmadın yeri geldi bedeninle siper oldun, bize sallanan coplar sana geldi ve sen hep tükürdün celladın, fırsatçının, hayının yüzüne...
Ben seni ilk gördüğümde yirmili yaşlardaydım. Kavganın anası dediler, Berfo Anamız... ‘’Bu yaşta bile mi?’’ demiştim... Ben sana hayran baktığım da daha yirmili yaşlardaydım. Torunun yaşındaydım... Gençtim, coşkuluydum, inançlı vede öfkeliydim... Yüreğimi umuduma bağlamış, umudumu silah diye kuşanmış, devrimciydim... Ben şimdi kırk yaşındayım. Bir an geldi yoruldum, tökezledim, duruldum, durdum... Sen ise hala devrimcisin... Ben unutulup gideceğim ama ana yoldaşım sen ölümsüzleştin...
Ahh bizim dokunabildiğimiz koca tarihimiz, aahh bizim yüzünde ki çizgilerde binbir acıların izini derin bir yara gibi taşıyan ve yüreğinde onulmaz kederiyle başı hep dik yaşayan şevkatimiz, coşkumuz anamız, yoldaşımız... Şimdi ne yapacaklar yedi tepenin varoşların da direnenler... Galatasaray’da her Cumartesi ellerin de resimleriyle, yitik mezarları, kefensiz yatanları arayanlar ne yapacaklar. Sensiz öksüz kalmayacak mı kavga...
Şairin meşhur dizelerini şöyle değiştirdim senin için... “O yüreğiyle ana, direnciyle kadın, bilinciyle insan; eğilmez, bükülmez beyaz örtülü bir baştı O, yoldaştı O…”
Güle güle Berfo Ana... Selam söyle vardığın yere. Selam söyle Cemil’e, bizimkilere... Güle güle ana yoldaşım. Hakkını bırakma... Helal et bizlere de...