“IŞİD karşıtı koalisyonun kurulmasında aktif rol üstlenen Avrupalı bir diplomat, 'Erdoğan Suriyeli Kürtlerden nefret ediyor. IŞİD'den bile daha kötü olduklarını düşünüyor' diyor." İngiliz Guardian Gazetesi 9 Ekim 2014’te BBC Türkçe’de yer alan haber özetinde geçiyor bu cümle.
En az devletin kendisi kadar köklü bir geçmişi var nefret söyleminin. Devletin kırmızı çizgilerini tanımlarken, olduğun değil olmadığın üzerinden yaparsın tanımını: Türk’sündür, Sünni’sindir ve Osmanlı senin ceddindir! Geri kalan ise iktidarını daim kılacak bir söyleme hapsedilmiş unsurlar: Kökü dışarıda, ajan, bölücü, yıkıcı, yok edici! Onlardan hep nefret etmeli, onlara karşı uyanık olunmalı!
Kendini bir üst kimlik olarak görme ve gördürme derdinin günlük hayattaki karşılığı “kompleks”tir. Ve o bastırmaya çalıştığınız kompleks ne kadar yaralı bir insana işaret ederse, dil ve söylem de o kadar kötücül ve yaralayıcıdır. İktidar aygıtının başındakilerin nefret söylemi, içinde bulundukları kompleksin iriliğini gösterir bize. Ve o görme işini de medya üstlenir.
Devlet aklının “Suriyeli Kürtlerden nefret ediyor” olduğu bir ülkede, devletin çıkarlarını koruduğu iddiasıyla yazı yazanlar ne diyecek? Sayısız örnek var. Kobanê özelinde birkaç başlığı tarihe not düşmek gerekir.
AÇIN KAPILARI KARDEŞLERİMİZE!
19 Eylül 2014 tarihli Hürriyet Gazetesi “Sınırda Alarm” manşetinin altında “IŞİD, Suriye’nin kuzeyinde, Şanlıurfa’nın karşısındaki Kürt kenti Kobanê’ye saldırdı. Türkiye sınırına akın eden 3 bin kişi içeri alınmadı” dedi.
Posta Gazetesi de gayet ötekileştirdiği bir dille “sınıra dayandılar” başlığını kullandığı haberde “yeni Türkiye’nin yeni göçmen istemediği için sınırı açmadığını söylüyordu.
20 Eylül tarihli Habertürk Gazetesi “İnsanlık ölmedi” manşetiyle “Türkiye, IŞİD saldırdığı için köylerinden kaçıp 2 gündür sınırda bekleyen yaşlı, genç, kadın ve çocuk 30 bin Suriyeliye kapılarını açtı” dedi, askerin bir Kobanêli bebeği kucaklamaya çalıştığı fotoğrafla beraber.
Akşam Gazetesi de Başbakan Davutoğlu’nun konuyla ilgili mesajını Bakü’den duyurdu: Sınırları açın, kardeşlerimizi içeri alın!
Aynı tarihli Evrensel Gazetesi “Rezalete Beş Kala” manşetini attı, Davutoğlu’nun çağrısına cevaben ve IŞİD’in kurşunları sınıra ulaşınca kapıların açıldığını öğreniyoruz.
İroni bu ya, Evrensel’in o günkü sayısının birinci sayfasının en altında “Tarih kitaplarında Kürtlere yer yok” başlıklı bir haber duruyordu: Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı 10. Sınıf Tarih kitaplarında Osmanlı devletindeki halklar arasında Kürtler yer bulmamıştı. Kitaba göre o dönemde Türkler, Araplar, Acemler, Boşnaklar ve Arnavutlar yaşıyordu!
Aysel 'NANKÖRLÜK ETME!'
Milat Gazetesi, hükümete yakın bir gazete ve kullandığı ağız, oldukça siyasi: Ateşle Oyun! Bu başlığın altında “Irak ve Suriye yanıyor. Mazlumlar ülkemize sığınıyor. HDP’liler sınırda askerle çatışırken, örgüt kendi çocuklarının okuduğu okulları yakıyor. Kürtler, barışı yakmayı hedefleyen bu “oyun”dan rahatsız diyerek, AKP’nin eski Kürt vekillerine yorumlatıyordu sınırda olup bitenleri.
Zaten 25 Eylül tarihli sayısında Aysel Tuğluk’u sayfa sonuna alarak “Bu nasıl nankörlük” diye soruyordu. Tuğluk, durup dururken askere taş atıyordu. Yalçın Akdoğan’ın “Karşıdaki insanı bağrına basan Mehmetçiği siz öbür tarafta taşlayacaksınız. Siyasetçi taş atar mı?” sözleri de haberin devamındaydı.
Hürriyet Gazetesi, 23 Eylül tarihli ve manşette ”Sınırsız Acı” olarak verdi Kobanêlilerin sınırdan geçişlerini. Hemen altında HDP Milletvekili Aysel Tuğluk, “Tuğluk’tan taşlı savunma” başlığıyla yer bulmuş, “sınırsız acı”nın altında. Kobanêli’nin yaşadığı acıyı “sınırsız” bulan gazete, Tuğluk’un elindeki taşın gerekçesini yazmadığı gibi, o gün neler olduğundan da söz etmeden, yüzlerce askerin, akrabalarını karşılayan ve çadır desteği sunan Türkiye Kürtlerine gazla müdahalesini bir fotoğrafla veriyor, 15-20 kişilik grubu “bu grup da Suriye’ye gitmeye çalışıyor” diye yorumluyordu!
Aynı habere Evrensel Gazetesi “Kobane’de kurşun, Suruç’ta gaz” başlığıyla baktı.
Vatan Gazetesi Aysel Tuğluk’u “Vekil de taşladı” ifadesi ile aldı birinci sayfasına.
Türkiye Gazetesi ise askerlerin Kobanêliler’e yardımcı olduğu bir fotoğraf üzerinden “Türkiye kucak açıyor, dünya seyrediyor: Değerli Yalnızlık” manşetini attı ve manşet yanına elinde taşıyla Aysel Tuğluk’u koymayı unutmadı.
22 Eylül tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Kobanê’nin düşmesini ilk bekleyen gazete oldu. Kobanêliler’in sınıra gelmelerinin henüz 3. gününde “Kobanê düşmek üzere” haberi yaptı.
Kobanê NİYE DÜŞMEZ Kİ!
Kobanê’yi düştü düşecek, ha bugün ha yarın diyerek, sevincini saklamadan veren gazeteler, Kobanê protestoları haberlerine “IŞİD’in ateşi Türkiye’ye sıçradı başlığını attı ilk elden. Askerin sokağa çıkması, tankların boy göstermesi, 8 kentte ve ilçede sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi önemsenmedi, çabucak maddi zarar hesapları yapıldı, bilanço çıkarıldı! HDP’nin sokak çağrısını “savaşa çağrı” olarak okuyanlar da oldu, açıktan HDP’lileri hedef alanlar da…
Türkiye basın tarihi açısından 8-10 Ekim 2014 tarihli gazeteler ayrı bir yer tutacak kuşkusuz. “Kobanê düştü düşüyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Havadan bombalamayla IŞİD bitmez” diye sürdürüyordu konuşmasını, Islahiyeliler’in huzurunda. Ve bu iki cümle gazetelerin manşetindeydi, altında ya da yanındaysa “HDP’nin çağrısıyla sokağa dökülen Kürtler…” cümleleri boy gösteriyordu.
“MESELE Kobanê DEÐİL HALA ANLAMADINIZ MI?”
Bu başlık Akşam Gazetesi’nin. Kobanê için koridor açılmasını isteyen Kürtlerin protesto eylemlerinde sadece bilanço üzerine duran gazeteler, sınırın bu tarafındaki Kürtlerin, sınırın diğer tarafı için kalplerinin atmasını anlayamamışlar, müsebbip arayışına girmişlerdi. Sonra öğrenecektik zaten 5 Alman gazeteci, birkaç istihbaratçı falan… Derken paralel yapının da bu kaosta parmağı olduğu “kesinkes” tespit edildikten sonra yeniden kamu malı zararına odaklanılmıştı.
Avrupa gazeteleri, “Türkiye'deki Kürtler, sınırın karşı tarafında gözleri önünde büyük bir trajedi yaşanırken Ankara'yı protesto ediyor" cümlelerini kuruyorlardı. Çünkü Avrupa’da yaşayan Kürtler ve Kobanê’ye sessiz kalmayan halklar da sokaklardaydı. Türkiye gazeteleri, HDP’nin barış sürecine zarar verdiğini söylerken, Financial Times gazetesi "Türkiye'nin Suriye politikası barış sürecine zarar veriyor" tespitini yapıyordu.
Görmek ile bakmak arasındaki farkın keskin işareti nihayetinde...
SENİN O ‘ÜSTTEN’ BAKIŞIN VAR YA…
“Düşmanın” ölümü veya kötü duruma düşmesi, Türk basınında zafer sevinci yaratan ortak konulardan biriydi Kürtler. Düşmandı ve bu düşmanın zorda olmasına sevinç kahkahaları ile karşılıyorlardı. Ya emir kipli yorumlar ya “oh olsun”lar eksik olmazdı kalemlerde. Sık sık isim zikrederek hedef gösterirlerdi bir de.
Ekim’in ilk haftasında olup bitenler HDP’li vekilleri hedefe oturtmuştu çoktan. Vurun abalıya! Selahattin Demirtaş’ı suçlu göstermek ve suçlarken de kenar mahalle üslubuna başvurmak da medyanın hemen hemen ortaklaştığı bir konuydu. Herkes hesap soruyordu. Oysa devlet makamı “misliyle karşılık vereceğiz” demiş, çok sayıda insan öldürülmüştü!
Başbakan bir gün önce işaret eder, o işaret ertesi gün gazetede manşet, köşelerde hakarete dönüşür, Kürtlerin üstüne yağardı. Öyle de oldu. Adını sanını duymadığımız ne çok “yazar” Kürtlere gazel okudu o günlerde: Bu hayatın “biz”iydiler, “onlar”ıysa Kürtler!
AHH O KUŞLAR YOK MU O KUŞLAR…
IŞİD’in Kobanê saldırısı, Kobanêlilerin sınıra yığılması, Türkiye’nin sınıra alaysı bakışı ve sonrasındaki olaylar, başka bir mahalleyi daha harekete geçirmişti. “Yaşasın IŞİD” diyenler, IŞİD’e teşekkür edenler, #YAŞASINIŞİD #IŞİDArkandayızKürtleriYokEt #DokunmayınIŞİDTemizlesinKürtleri #SokağaÇıkan Vurulsun etiketlerini topladık mahalleden taş niyetine.
Eski Başbakan yardımcısı Emrullah İşler’in Twitter hesabından paylaştığı, ancak daha sonra sildiği bir mesaj da bu arada dile düştü işte! İşler, temel olarak IŞİD'i PKK'ye tercih ettiğini söylüyordu yazdığı mesajda!
Emrullah İşler, sildiği bu tweetin ardından ise "Kafa kesen IŞİD ile kafa ezen PKK arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de terör örgütü olup, insanlık katili ve canidir" diye yazdı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile açtık, onun eski danışmanı ile kapadık “nefret” sayfasını. Biliyoruz ki tarih kitaplarına girmeyen halklar, nefret edilesi olmaya devam edeceklerdir bu topraklarda. Daha çok manşet atıp, köşelerden had bildirecek, hizaya çekmek isteyeceklerdir. "
Ve biz meselenin gerçekte ne olduğunu biliyor ama susuyor olacağız yine de…
Aşağıdaki tweet ise gerçek Zaytung ile alakası olmayan ama Türkiye’nin yerleşik nefretiyle doğrudan bağ kuran nitelikte:
