Böylece Kürtleri asimile etme, Araplaştırma politikası devreye girecektir.

1980-1988 İran-Irak savaşı sırasında Kürtler, İran’ı destekliyor gerekçesiyle ilk önce Kürt bölgeleri, yasaklı bölge seçilecek ve 23 Şubat 1988 başlayıp 6 Eylül 1988 kadar sürecek olan katliamın startı verilecektir.
23 Şubat 1988’de Enfal Operasyonu adı verilen katliam, Şengeli ve Berdeli bölgelerine yönelik saldırıyla başlatılır ve bilançosu çok ağır olur. Aralarında yaşlıların, çocukların kadınların da bulunduğu yaklaşık 182 bin sivil insan katledilir.  4000 binden fazla köy ve mezra talan edilir. Binler insan götürüldükleri toplama kamplarında gördükleri işkence sonucu katledilirken, yüzlercesi ise diri diri toplu halde Arap çöllerine gömülürler.
Baas rejiminin topları, tankları, kimyasal silahlarıyla yedisi Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin biri de Kürdistan Demokrat Partisi’nin kontrolündeki bölgelere yönelik gerçekleştirdiği sekiz aşamalı Enfal Operasyonu’nda belki de hafızalarda yer edinen en önemli kısmi Halepçe Katliamı’ydı.
16 Mart 1988’de tüm dünyanın gözleri önünde bir halkın üzerine uçaklardan atılan kimyasal bombalarla 5 binden fazla insan katledilirken, sağ kalanların büyük bir kısmı daha sonra hayatını kaybedecek, kimisi de tedavi için götürüldükleri hastanelerde katledileceklerdi. Ve tüm dünya bu katliamı sadece seyretmekle yetinecekti sessizce.
Savaşların, soykırımların en büyük acısını yine kadınlar ve çocuklar yaşayacaktır. Enfal katliamı sonrası şehirlere göç etmek zorunda bırakılan kadınlar geçimlerini sağlamak için çoğu zaman Irak’a gidip işçilik ve kaçakçılıkla uğraşmak zorunda bırakılır. Ancak bu alana giden kadınlar şiddete ve tecavüze maruz kalmış kimisi fuhuşa sürüklenmiş, kimisi ise kaybedilmiştir. Fuhuşa sürüklenen kadınlar, aile çevresindeki erkekler tarafından katledilmiş, tecavüze uğrayan kadınlar ise hayatta kalabilmek için tecavüze uğradıklarını saklamak zorunda bırakılmıştır. Yine Baas rejimi tarafından birçok kadın Arap şeyhlerine ve Mısır’a satılmıştır.
Enfal’de eşlerini, yakınlarını kaybeden kadınların arayışları 2003 yılına kadar sürmüş, 2003 yılından Saddam devrildikten sonra artık onların geri dönmeyeceklerine inanmışlar. Şimdiler de tek istedikleri ise sevdiklerinin mezarlarını bulmak… Açılan her toplu mezarda bir umut doğuyor onlar için sevdiklerinin kemiklerine ulaşma umudu...
“İki kardeşim öldürüldü aileleriyle birlikte, iki kızkardeşim de öldürüldü. Birinin 5 birinin 4 çocuğu vardı. Kızkardeşlerimin de çocukları vardı, hepsi öldürüldü. Bir günde öldürüldüler. Başka akrabalarım da öldürüldü. Gece gündüz ağladım. Asla unutamadım yaşadıklarımı. Cenazeleri nerede bilmiyoruz. Ben ve iki kardeşim kaldık. Enfal’den sonra İran’a gittik, çok zorlandık, acı çektik. Tekrar topraklarımıza geri döndük. Enfal mağdurlarına saygı gösterilmeli, yaşam şartlarımız düzeltilmeli. Geçinmekte zorluk çekiyoruz. Verilen maaş ile geçinemiyoruz, iş yok. Kendilerini bizim yerimize koysunlar, hayat bizim için çok zor. Ailelerimiz öldürüldü. 110 erkek köyden getirip öldürüldü. Dayılarımız, amcalarımız yakınlarımızın hepsi katledildi…” diye anlatıyor Çemçemal kasabasında yaşayan Enfal Katliamı tanıklarından olan kadın. Acılarını tekrar deşmenin hüznünü ve burukluğunu yaşıyoruz. Şimdi tek istedikleri ise sevdiklerinin kemiklerini bulmak ve onların ziyaretine gidebilecekleri bir mezar taşlarının olması...
Enfal mağduru diğer bir kadının anlatımları ise şöyle: “3 çocuğum vardı, Çemçemal’de Ağcalar mıntıkasında yaşıyorduk, Enfal’den önce yaşamımız güzeldi. Ama sonrasında her şeyimiz kötüleşti. Akrabalarımın hepsi Enfal’e uğradı. Bir oğlum ve eşim şehit oldu. İran’a gittik, orada iki ay kaldık, sonra geri döndük buraya. Eşim yoktu tek başıma çocuklarımı büyüttüm.”
Enfal’de eşlerini, yakınlarını kaybeden kadınların gözyaşları hala akmakta. Şiddete, tecavüze uğrayan kadınları konuşturmak ise oldukça zor. Aile fertlerinden, toplumdan dışlanmaktan korktukları için sessizliğe bürünmüşler. Kimse onların neler yaşadığını bilmiyor.
Kadın örgütleri kendi imkanları doğrultusunda Enfal mağduru kadınlara ulaşmaya ve ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında çalışmalar yürütmeye çalışıyor. Özellikle Anayasanın 9. maddesinin değişmesi için çaba sarf ediliyor. Bu maddeye göre sadece kadına tek maaş verilmekte. Erkek çocuklarına 24 yaşına, kız çocuklarına ise evlenip veya işe başlayana kadar maaş verilmekte. Yine eşini Enfal’de kaybetmiş kadın evlendiği taktirde eşinin ailesinin de aldığı maaş kesilmektedir. Bu durumun birçok aileyi mağdur ettiğini belirten kadın örgütleri, bu yasanın bir an önce değişmesini istemekte.
Kadın örgütleri ve sivil toplum kurumları Enfal-kimyasal saldırı, cezaevlerinde yaşanan insanlık dışı muamelelerin ve katliamın BM nezdinde soykırım olarak tanınması için uğraşıyor.
Sivil toplum kurumu temsilcileri, yine coğrafyada şu anda da en büyük sorun olarak korucu başlarını görüyor. Özellikle Rizgari’dekilerin anlatımına göre, korucu başları daha önce nasıl efendilerse aynı durum şu anda da devam ediyor. 258 korucu başına, Enfal’de sorumlulukları olduğu için tutuklanma kararı verilmiş. 1991’de Ulusal Barış ilan edilince Kürdistan Cephesi bu korucuları affeder. Halk ise bunların yargılanmasını istiyor. Bağdat’taki İnsanlığa Karşı İşlenen Suç Mahkemesi dağıtılmak istenmiş, Bakanlığın müdahalesi ile mahkeme hala duruyor. Korucuları tutuklamak kolay değil tabii hepsi aşiret üyeleri, dolayısıyla önemli güçleri var. STK’ların talepleri ise yerel hükümetin karar alıp korucuların yargılanmasıdır.