Sömürgeci AKP devleti 2012 yılında Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin sınırlı bir pratikleşmeyle birlikte, çöken Sri Lanka modeli tasfiye politikasını gözden geçirerek, yeni dönemdeki tasfiye politikasını devreye koymuş bulunmaktadır. Entegre strateji adını verdikleri bu politika, Tansu Çiller’in topyekün savaşının AKP’ce ifade edilişinden başka bir şey değildir. Tüm ibareler bunu göstermektedir.

Böyle savaş stratejileri çok fazla zamana yayılmaz. Tüm güçlerini ve olanaklarını, karşı tarafı tasfiye etmek koordineli bir biçimde devreye koyar ve yüklenir. Bir tür varlık-yokluk sorunudur. Ya kazanılır, ya kaybedilir. Ama Türk sömürgeciler hiçbir zaman kaybetmeyi düşünmedikleri için, bunu denemekten de asla çekinmezler.
Niye AKP devleti bu noktaya geldi? Bunu önceki yazılarımızda da açıklamaya çalışmıştık. Kısaca bir kez daha bir cümleyle cevabını verecek olursak, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin 2012 çıkışı ve bölgedeki gelişmeler… Bölge yeniden yapılanırken, Kürt ulusu ve Özgürlük Hareketi tam bir aktör ve yön tayin eden konumda olduğu için. Sömürgeci AKP devleti kaybetti mi, kaybeder artık. Geri dönüşü de mümkün değildir. Kaybetmenin korkusu ve telaşıyla elinde-eteğinde ne varsa hepsini ortaya dökmeye başlamıştır.
Sömürgeci sistemin başbakanı T.Erdoğan, Ahmet Türk’ün Amed’de yaptığı, “siz Kürtlerin ve Kandil’in üzerine bomba yağdırıyorsunuz, bu nasıl barış” sözlerine, ağzından kan-karışımı salya ile cevap verdi: “Biz Kürt kardeşlerimizin üzerine bomba yağdırmadık, bombaları terör örgütünün üzerine yağdırdık” dedi. Böylelikle Kürdistan özgürlük gerillalarına yönelik imha operasyonlarına devam edeceğini bir kez daha söylemiş oldu. Bunu tabii ki, “süreçten geri adım atmayacağız” sözleriyle de tasfiye planını gizlemeye çalıştı. Aynı şekilde yaptığı açıklamayla bir kez daha Roboskî’de yarısı çocuk 34 Kürt insanını katlettiğini bu vesileyle inkar etmektedir. En önemlisi de, bir kez daha “Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimin sorunu vardır” demekle Kürt ulus ve Kürdistan gerçekliğini bir kez daha inkar ettiğini ortaya koymuştur.
Bu sözler insana yabancı gelmiyor. Eğer hatırlanırsa, T. Erdoğan, son AKP kongresinde Kürt halkına, Özgürlük Hareketine tavır alma, mesafe koyma çağrısı yapmıştı. Bu çağrısını daha sonraki zamanlarda da tekrarladı. PKK’den uzak durun, PKK’yi tasfiye edelim. Siz de, buna destek verin! Bir halkın Özgürlük Hareketini bir halkın eliyle yok etmeyi hesaplamaktadır! Bir insana mezarını kendisine kazdıran soğukkanlı bir katilin yaklaşımından farksız bir durum ortaya çıkmaktadır. AKP bu söylem ve politikayla bir kısım Kürdü aldatarak bir süreliğine de olsa yayına çekmeyi, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin tabanını daraltmayı, Kürdistan Özgürlük Hareketi içinde bulunan kesimler içinde kafa karışıklığı yaratmayı hedefledikleri çok açıktır.
Öte yandan T. Erdoğan, Kürt toplumu içinde sürekli olarak bir ur biçiminde var olan ihanetçi-işbirlikçi kesimleri toplayarak harekete geçirmeye çalışmaktadır. Bunun için toplantı üstüne toplantı yapmakta, özgürlükçü Kürtleri oyalamak ve aldatmak için kullanılacak “jargonu” belirleyerek, yani ortak bir dil ortaya koymaya çalışmaktadır. Son süreçte Kürdistan’daki ihanetçi artıklarıyla yaptığı toplantının esas amacı budur. Kendi işbirlikçi-hainlerinin dışında, buna tavır koyan, katılmayan halkı ise, KCK operasyonları adı altında esaret altına almaya çalışmaktadır. Ya esaret altına alınmakta, ya da baskı-işkence altında tutulmaktadır.
‘90’lı yıllarda sömürgeci sistemin Anatürk’ü Tansu Çiller’in de Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı topyekün savaşını zirveleştirdiği dönemde, “halka şefkat, PKK’ya rahmet” dememiş miydi? 2000’lerde MGK’nin hazırladığı raporda da aynı şey söylenmemiş miydi? Fakat sonuçta halka nasıl saldırıldığını bilmeyen yoktur.
Paris’te PKK kurucu kadrosu Sakine Cansız ve diğer iki Kürt kadın siyasetçinin katledilmesi, tasfiyenin bir örneği olarak ortaya çıkmıştır. Şu anda da on bine yakın Kürt esaret altında tutulmakta ve bu sayıya hemen hemen her gün yenilerinin eklendiğini de belirtmek gerekmektedir.
Öte yandan Batı Kürdistan’daki Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etmek için kendi çetelerini Serêkaniyê’ye göndermekte ve bölgeyi işgal altına almaya çalışmaktadır.
Geçen yılın son gününden Ocak ayı boyunca Kürdistan Özgürlük gerillalarına ve halka yönelik olarak geliştirilen siyasi soykırım operasyonlarını göz önüne getirdiğimizde, amaçlananın ne olduğu daha yalın bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bir taraftan imha, öte yandan görüşme! Yani hem görüşür, hem vururum! Bu tümüyle işkenceyle karşı taraftan ifade almaya, ya da hazırlanan ifadeye imza attırmak gibi biryaklaşımla karşı karşıyayız. Görülmesi gereken fark, tüm bunlar “çözüm süreci” adı altında yapılıyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşülüyor olması, başta kendisinin İmralı’da sergilediği direniş tutumu ve elbette ki Kürdistan Özgürlük mücadelesinin yarattığı bir politik sonuçtur. Ancak sömürgeci AKP devletinin görüşmeye hangi niyetle yaklaştığı da önemlidir. Her ne kadar AKP devleti kendisine göre bu görüşmeleri kendi lehine çevirmeye çalışıyorsa da, bunun Kürdistan Halk Önderi tarafından boşa çıkarılacağı çok  açıktır.
Sömürgeci AKP devletinin izlediği bu politikayı “vurarak görüşmede sonuç almak” olarak ifade etmek mümkündür. Topyekün savaş bu biçimiyle daha da zenginleştirilmiş olmaktadır, buna eklenen argüman, “görüşmeler”dir. Bir kez daha belirtelim ki, öyle bir psikolojik savaş yürütülmektedir ki, bir taraftan Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne yönelik her türlü imha operasyonu yapılırken, “görüşme, barış süreçleri böyle olmaz” denildiğinde ise, “bu süreci sabote eden bir yaklaşımdır” denilmektedir. Bunun anlamı ise, yaptıkları her türlü katliam ve baskılar karşısında “Kürtler, Kürt temsilcileri siz susun, konuşmayın. Konuşursanız süreç bozulur, sürece hizmet etmez” demeye getirmektedirler. Herkesi bir de bu biçimiyle baskı altına alarak susturmaya çalışmaktadırlar. Hatta sömürgeci sistemin başbakanı, Ahmet Türk’ü kendisine cevap verdiği için İmralı’ya göndermemeyle tehdit edecek düzeye bile işi götürebilmektedir.
Sömürgeci Türk efendiler, sanıyorum sizler de Paris’te katlettiğiniz üç Kürdistanlı kadın devrimcinin cenazesini sizler de izlediniz. Yüz binlerce, hatta tüm Kürdistanlıların kepenk kapatması vb. eylemleriyle milyonlarca insanın katılmasının anlamını “sağduyu” hakim vb. deseniz de, aslında bunun esas anlamını gayet iyi biliyorsunuz. Hatta kendi psikolojik savaş operasyonunun bir sonucu olarak bile değerlendirdiniz. Ama efendiler, üzerinde katliamlar yaptığınız topraklar her gün biraz daha fazla ayağınızın altında kayıp gitmektedir. Bunun telaşıyla koşturduğunuz çok açık!
Başta Amed olmak üzere, Kürdistan’ın her tarafında Kürdistan halkının ortaya koyduğu kitlesellik ve gösterdikleri tutumun biricik anlamı vardır: İşgalci, sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’daki varlığının gereksizliği bir kez daha çok çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmıştır. Kürdistan halkı kendi kaderini tayin edebilecek ve kendi topraklarında özgür yaşamını kurabilecek düzeyi yaratmıştır.
Sizin Kuzey Kürdistan’daki gereksizliğinizi ortaya koyan bir halk ve direnen bir özgürlük gerillası vardır. Geçen yıl planlayıp da başaramadığınız Sri Lanka modelini güncelleştirilmiş olarak devreye koymanız da sizi kurtarmayacaktır.
Hele hele bugün Kürdistan’da Türk sömürgeciliğinin liderliğini yapan Tayyip Erdoğan’ı hiç kimse kurtaramayacaktır. Çünkü Tayyip Erdoğan öyle bir duruma gelmiştir ki düşüşünü kimse durduramayacaktır. Onun durumunu en iyi Kuranı Kerim’in El-Bakara süresi açıklamaktadır: “Muhakkak ki küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimseleri uyarsan da uyarmasan da kendileri için birdir; îmân etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinde de perde vardır.” Bunun meali ise şöyle belirtilmektedir: “Hakkı hak olarak bildiği halde, hakkı sevmediği veya hoşlanmadığı için bilerek haktan yüz çeviren, hakkı yalanlayan, inkar eden ve hakkı gizleyip kabul etmeyen kimseleri, cehennem azabıyla korkutarak uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, onlar îmân etmezler. Küfür üzere ısrar eden kimselerin, çok fazla günah işlemeleri ve bunda ısrarlı olmaları sebebiyle bir süre sonra kalpleri kararır, kulakları hakkı işitmez, gözleri de hakkı görmez hale gelir. Böyle bir kalbe, îman girecek bir yol bulamadığı gibi, küfür de çıkacak yol bulamaz.”
Çünkü T. Erdoğan, Kürt ulusu ve onun haklarına bilinçli olarak yüz çevirmekte ve inkarı sürdürmektedir!
Eğer, “kış’tır, fırsat bu fırsattır, nasıl olsa gerilla eylem yapamaz” diyerek, Kürdistan Özgürlük gerillasına yönelik operasyonlarla, halkımızda ve gerillada bir yılgınlık yaratarak sonuç alacağınızı sanıyorsanız, elinizden geleni ardınıza koymayın!
Kışın bitimine şunun şurasında ne kaldı ki?