Ne var ki, kampanyayı etkileyen başka faktörler de var. Örneğin; Türkiye, Suriye ve Kürdistan’daki siyasi gelişmeler ve buna bağlı gündem için, kampanyayı güçlendiren bir durum diyemeyiz. Ülkedeki gelişmeler ile göçmenlik realitesi arasındaki direk ilişki, Kürt göçmenlerin her zaman günlük yaşamının bir parçası olmuştur. Bugünlerde yaşanan da budur. Kürt sorunu çözülmediği sürece, bu durumun değişmeyeceği kesin. Kürt göçmen örgütlenmelerinin önündeki “ikili görev” bundan kaynaklanıyor.
Kürt göçmenler, kimliklerinin tanınması ve eşit görülmeleri için ilk defa bu kadar kapsamlı bir kampanya hazırlıyor ve Almanya kamuoyunda ses çıkarmaya çalışıyor. Bunun paralelinde gelişen ülkedeki gündem ise buradaki Kürt göçmen grubunu adeta “kilitliyor”. Ülkedeki durumun aciliyeti ve güncelliği, günümüz iletişim araçlarının sayesinde diyasporayı anında etkiliyor ve günlük yaşamda “yönlendiriyor”. Bu gerçek, gayet doğal ve kaçınılmaz bir süreç olarak anlaşılmalıdır.
Ülke ile diyaspora arasında coğrafik farklılık olmasına karşılık, ilişki ve etkilenme olguları açısından ise mekan kavramı önemini yitirmiş bulunuyor. Buna “uluslarötesi sosyal alan” denilmektedir. Ülke halkı ve diyaspora göçmenleri ilişkileri bu çerçevede artık biçim kazanıyor. Belki de, kimlik ve özgürlükler mücadelesi veren halklar arasında, “uluslarötesi sosyal alan”da en dinamik olan halk Kürtlerdir.
Diğer yandan, Almanya’daki sorunlar ve çözümler üzerine yoğunlaşmak için, kampanya önemli bir adım ve çalışmadır. Diyaspora bilinci, Kürt kimliğinin korunması ve aynı zamanda uyumun sağlanması gibi işlevler görüyor. Bu nedenle, kampanya çerçevesinde Kürt göçmenler arasında yürütülen çalışmalar (toplantı, konferans, tartışma vb.), en az imza toplamak kadar önem taşıyor. Sonuçta, Almanya’da Kürt göçmenlere verilecek hakların, bu göçmenler arasında karşılığının (talebinin) olması gerekiyor.
Göçmen örgütlerini içinde barındıran BAGIV’in Kürt göçmenlere destek vermesi anlamlı ve önemlidir. Buna benzer dayanışmaların dahada çoğaltılması mümkündür. Örneğin; sendikalar ve insan hakları alanında çalışan kurumlar, Kürt göçmenlerin kampanyasına sahip çıkabilir. Aynı şekilde Almanya’daki gençlik ve öğrenci örgütlenmeleri, aile ve eğitim dernekleri kampanya konusunda duyarlı kılınabilmelidir. Ne kadar çok sivil toplum kuruluşları destek sunarsa, kampanya o kadar etkili olur.
Kampanya, içerik ve istemler düzeyinde uzun vadeli düşünülmelidir. Göç, kimlik sorunları ve uyum üzerine tartışmalar medya, kurumlar, üniversiteler ve siyasi partiler düzeyinde yürütülmelidir. NAVEND’in 21 Eylül tarihinde Berlin’de yapacağı “2. Göç Kongresi” bu anlamda önemli bir konferanstır ve tüm Kürt göçmen örgütleri ve kurumlarının destek vermesi gerekiyor.
Almanya’nın göçmenler ve uyum politikası önemli bir konudur ve tüm göçmenleri ilgilendiriyor. Bu bağlaşıkta, özelde Kürt göçmenlere yönelik uygulanan politikayı ve eksikleri incelemek ve açığa çıkarmak bizlere düşüyor. YEK-KOM’un başlattığı ve bütün Kürtlerin desteklediği kampanya çerçevesinde amaçlanan ve yapılması gereken de budur. Kürt sorununa ilişkin yoğun gündem ise bu çalışmaları yapmak için bir engel olmamalıdır.