‘PKK içinde yıllardır mücadele veren Türkmen ve Alevi bir kadın olarak, PKK’nin yaşam tarzıyla açığa çıkardığı büyük anlam değerleriyle kendimi yeniden bulduğumu hep hissettim” diyen YJA-STAR komutanlarından Çiğdem Doğu, mücadeleyi birlikte yükseltme çağrısı yaptı.

“PKK demek, kesinlikle Denizler, Mahirler, İbrahimler, Sinanlar, Alparslanlar, Kadirler, Hüseyinler demektir. Onların mücadelesi demektir” diyen, Özgür Kadın Birlikleri (YJA-STAR) komutanlarından Çiğdem Doğu ile katledilişlerinin 43. yıldönümünde 31 Mayıs 1971 Nurhak şehitlerini, bu devrimcilerin Türkiye ve Kürdistan devrimindeki rollerin konuştuk.

31 Mayıs Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga’nın Nurhaklarda katledilişlerinin 43. Yıldönümü. 1 Haziran da Hüseyin Cevahir’in katledilişinin yıldönümü. Sizce, Nurhak şehitlerinin Türkiye devrim mücadelesindeki yeri nedir?

En başta 31 Mayıs 1971’de Nurhak dağlarında büyük bir direnişle şehadete erişen bu üç büyük devrimciyi saygıyla anıyorum. Anılarının ve mücadelelerinin yaşatılacağını belirtiyorum. Bugün onların büyük bir miras, büyük bir direniş geleneğini arkalarından bırakarak aramızdan ayrılışlarının kırk üçüncü yıl dönümü. Yine bu gün vesilesiyle anmak istediğim bir başka önder de Hüseyin Cevahir’in de yine büyük bir şehadete erişmesinin de kırk üçüncü yıl dönümü oluyor. 1 Haziran 1971’de İstanbul Maltepe’de yoldaşı Mahir Çayan’la birlikte Türk devletinin faşist polis güçlerine karşı verdikleri direniş hala dillerde bir destan olarak yaşamakta. Bedenine yirmi üç kurşun alarak büyük devrimci şehitler kervanını en başında bulunmaktadır.

Denizler, Mahirler, İbrahimler ve ardılları da var...

Tabii ki. Bu devrim önderlerinden bahsederken ‘68 kuşağının büyük ve yiğit önderlerinden, Denizlerden, Mahirlerden, İbrahimlerden ve yine o kuşağın mücadele veren isimsiz şehitlerinden bağımsız ele almak mümkün değildir. Çünkü Türkiye devriminde yeni bir aşamayı ifade eden bu kuşak ve önderleri yepyeni bir dalga oluşturmuşlar, dönemlerini belirlemişler, kendileriyle birlikte sürüklemişlerdir. Toplumsal hafızaya, belleklere, yüreklere silinmez bir iz bırakmışlardır. Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga önderlerimiz de insanlığa, sosyalizme, özgürlüğe olan büyük aşklarıyla Nurhaklara yöneldiklerinde, Türk faşizmine, NATO Gladiosuna karşı silahlı mücadeleyi, gerilla mücadelesini başlatarak tarihsel bir yanıt olmak istemişler ve bizlere çok anlamlı bir miras bırakmışlardır. Bu miras da şudur; “Faşizme, emperyalizme, kapitalizme, soysuzluğa ve milliyetçiliğe karşı ölümüne savaşacaksın! Canın da gitse, asla o soysuzlara teslim olmayacaksın! Son soluğuna kadar savaşacaksın.” Ölümü karşılayışlarındaki neşeli cesaret, yaşamı karşılayışlarındaki soyluluk, seçicilik, fedakarlık, emekçilik, arkada kalanlara bir yaşam ve mücadele emri, çizgisi oldu.

‘Ölümü ancak bu değerler yenebilir’

Onlar Türkiye’de ilkleri yaratmanın adıydılar. Öğrendikleri, bildikleri, anladıkları kadarıyla samimi uygulayıcılarıydılar. Arkadaşlığa, yoldaşlığa, insanlık ahlakına, dostluğa, yurtseverliğe, halkların kardeşliğine ölümüne bağlıydılar. Ölümü ancak bu değerler yenebilir, bu değerler yüzlerce kurşuna karşı insanı bir cesaret, fedakarlık abidesine dönüştürebilir. Bu soylu değerler varsa, ölüm bir hiçtir devrimci için. İşte onlar bize bu hakikati, bu soylu değerleri anlamlı şehadetleriyle öğrettiler, miras bıraktılar. Şehadetlerinin 43. yıldönümünde bu büyük devrimcilerin anısı önünde saygıyla eğiliyor, anılarına en büyük cevap olarak Türkiye devrim mücadelesini mutlaka başarıya, zafere ulaştırma kararlılığında olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Nurhaklarda gerçekleştirilen bu ilk gerilla denemesini nasıl yorumluyorsunuz? Nurhaklar nasıl okunmalıdır?

Sinan Cemgil ve yoldaşları Türkiye ve Kürdistan’ın ilk gerilla önderleri ve ilk gerillalarıdır. Ve bu uğurda gencecik yaşlarında inanmış ve adanmış bir ruhla gerilla şehitleri ordusunun da en başta gelenleridir. Bu Nurhakları hedef alarak bir gerilla mücadelesinin başlatılmasının bir başka anlamı da Kürdistan coğrafyasının ve yaşadığı zulüm cenderesinin ancak yine buradan başlanılarak aşılabileceğine olan inançtır. Belirttiğim gibi hakikate büyük bir adanmışlıkla yönelme, her tür zorluğu göze alarak yılmaz bir savaşçılık var Nurhak pratiğinde. Köken olarak öğrenci, şehirlerde büyümüş genç insanların dağ alanlarına yönelmesi, gerilla mücadelesinin tohumlarını atması gerçekten de çok manidardır. Devrim mücadelesi bir zincirin halkaları gibidir, her bir şehadet, her bir aşama, her bir mekan-zaman birbirini sürekli ama sürekli besler, tamamlar. Genelde ‘68 önderlerinin, özelde de Nurhak şehitlerinin mücadelesi de bu anlamda temel bir halka olmuştur. Onlar da Şeyh Bedreddinlerden, Pir Sultan Abdallardan, Mustafa Suphilerden, Nazım Hikmetlerden, Mihri Bellilerden ve yine Kürdistan’da gelişen isyanlardan bayrağı devir almış, sonraki kuşaklara kendilerinden de hakikat payı katarak devretmişlerdir.
1970’lerin atmosferinde dünya çapında gelişen emperyalizmin, küresel kapitalizmin Türkiye ve Kürdistan coğrafyasını merkeze alarak Ortadoğu’ya amansız yönelişi, maddi ve manevi tüm zenginliklerini sömürme amaçlı işgali söz konusudur. Bu, hem açıktan ve hem de gizli, kirli yöntemlerle gerçekleştirilmek istenmiştir. İşte dönemin gençliği, Marksist-Leninist ideolojiyi esas alarak ve yine Latin Amerika, Vietnam örneklerindeki gerilla mücadelesini inceleyerek emperyalizme ve emperyalizmin yerli işbirlikçilerine karşı yeni bir tarzda, silahlı mücadele örgütlenmesini gerçekleştirerek cevap olmayı esas almıştır. Dev-Genç içinden ayrışarak THKO, THKP-C, TKP ML-TİKKO biçiminde ifade bulan bu hareketlerin esas birleştiği boyut da zaten bu olmuştur.
Üç örgüt de mücadelenin mutlaka silahlı mücadele biçiminde yürütülmesi noktasında hem fikirdir. Bunun nasılı, nereden başlayacağı, hangi sınıfsal zemini esas alarak yürütüleceği gibi konular ayrışma konusu olsa da, hepsi silahlı mücadelede net ve kararlı idi. Bu kararlılıkla Filistin kamplarına yönelmiş, o dönemde İsrail ile savaşa fiili katılmış, buralarda tecrübe kazanmışlardır. O dönem açısından baktığımızda bunun çok tarihi ve önemli bir adım olduğunu belirtmek gerekir. Karşıdaki faşist güce karşı ancak silahlı mücadeleyle yanıt olabilir, bununla o gerçekliği aşabilirsin. Bu doğruya ulaşmak ve daha da önemlisi bu doğrunun uygulanabilmesi için pratik adımlar atmak, sıfırdan başlangıç yapmak, bu yiğit insanların hakikatini ifade eder. Bununla bağlantılı diğer bir yönü ise toplumsal-sosyalizm mücadelesindeki samimiyetleri, adanmışlıkları, inançları ve bağlılıklarıdır. Herhangi bir yaşam değil benimsedikleri, özgür, eşit, adil ve anlamlı bir yaşamdır aradıkları. Bu nedenle düşman ve ölüm karşısında herhangi bir yaşam seçeneğini değil, direnmeyi ve anlamlı ölümü tercih ettiler. Deniz Gezmiş’in dediği gibi “önemli olan ne kadar yaşadığın değil, yaşadığın süre içinde anlamlı yaşamaktır.” İşte Sinan, Alpaslan ve Kadir yoldaşlarımızın da sayılamayacak kadar kurşunlarla delik-deşik edilmiş bedenleri, teslim olmayan ruhları, yaşadıklarıyla bıraktıkları, bize bu güzelliği ve anlamı anlatmaktadır. Kirletilmiş, soysuzlaştırılmış, çıkar batağına saplanmış emperyalist-kapitalist bir yaşamı asla kabul etmeme, buna karşı radikal bir tavır alıştır.

Devrim Önderlerinin katledilmesinden sonra Türkiye devrimci mücadelesinde önemli bir duraksama ve tıkanma yaşandığı görülmektedir, bunun nedenleri neler olabilir?
Yetersizlikler vardır, dönemin bilinçlenme düzeyiyle bağlantılı, yine gençliğin verdiği toyluk, sıcakkanlılık ve acemilikle bağlantılı yanları da vardır. Dünyamızı bir ahtapot gibi sarmış, kapitalist-emperyalist sistemi, yine Türk faşist devlet geleneğini ideolojik olarak çok yönlü ve derinlikli bir biçimde çözümleyebilmek, yine buna alternatif örgütlülüğü sağlam oluşturabilmek belirleyici bir yöndür. Sürekli ve yenilmeyen bir gerilla mücadelesini geliştirebilmek, düşmanın saldırılarına karşı devamlı cevap olabilmek için bu olmazsa olmaz bir şarttır. Bu konuda şüphesiz adımlar atılmış, çabalar gösterilmiştir, ancak bu boyutlarda çekirdeğini sağlamlaştırmadan gerillasal bir çıkışın yapılması çok ağır sonuçlara yol açmıştır.
1970’li yıllarda henüz daha başlangıç adımları atılmak üzereyken düşmanın ağır yönelimleriyle karşı karşıya gelindi ve Türkiye devrim öncüleri katliamdan geçirildi. Türkiye halkları ve mücadelesi bu biçimiyle önderliksiz kaldı. Önderliksiz, öncüsüz bir mücadele, bir toplum –Önderliğimizin de belirttiği gibi- başı kesilmiş canlı gibidir, her yana savrulabilir. Nitekim bu önderlerin ardından Türkiye devrim mücadelesi çok büyük bir boşluğu yaşadı, bugün Türkiye devrim mücadelesinde yaşanan zayıflığı burada da aramak gerekir. Elbette ki onurlu, anlamlı bir miras bıraktılar, ancak bunun örgütlü, silahlı, ideolojik mücadelesini sistemli ve sürekli bir biçimde yürütme noktasında boşluklar oluştu. İşte bugün bizlerin hem bu yiğit devrimcilerin pratiğinden ve hem de ardından gelişen Kürdistan mücadelesinden çok yönlü sonuçlar çıkarabilmemiz, yine bu sonuçları ortak bir örgütlülük kanalına yönlendirebilmemiz çok tarihi bir öneme sahiptir. Onların anısına da ancak bu tarzda yeterli, doğru ve anlamlı bir cevabı oluşturabiliriz.

Nurhak şehitlerinin PKK mücadelesindeki yeri nedir? PKK bu mirası nasıl sahiplendi, PKK ile Türkiye devrim önderleri arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
PKK demek, gerilla mücadelesi demek, kesinlikle Denizler, Mahirler, İbrahimler, Sinanlar, Alparslanlar, Kadirler, Hüseyinler demektir. Biz kendimizi bu mücadeleden, Onların deneyimlerinden bağımsız ele almadık, almıyoruz. Önderliğimizin ilk siyasal eylemi, Kızıldere Katliamına karşı olmuş, On’ların anısına sahip çıkmayı bir borç olarak ele almıştır. Yine 1973 yılıyla birlikte gelişen gruplaşma düşüncesi, cesareti bu direnişlerin anısına cevap olma temelindedir. Nitekim grupta yer alan ilk arkadaşlar Türkiyeli arkadaşlardır, Haki Karer ve Kemal Pir en başta gelenlerdir. “Kürdistan sömürgedir” temel tespitini yapmak ve bunun üzerinden sağlam bir ideolojik alt yapı oluşturmak, adım adım –Ankara gibi bir yerde- bunun örgütlülüğünü geliştirmek ve zamanla bu ideoloji ve örgütlülüğü Kürdistan zeminine kaydırmak, kendiliğinden öylesine gelişen yaklaşımlar değildir. Dönemin katledilen önderlerine hem cevap olmak ve hem de onlardan çıkarılan dersleri bir başarı tecrübesine dönüştürmektir.

Kesintisiz bir devrim akışı ve PKK

Denizler darağacında idama giderken son nefeslerinde “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” demiştir, Mahir Çayan, yine İbrahim Kaypakkaya’nın teorik tüm çalışmalarında Kürdistan sorunu ele alınmıştır. Bununla birlikte gerilla mücadelesinin gelişim mekanı olarak da hep bir Kürdistan’a doğru eğilim olmuştur. Bu devrimciler tabii ki söyledikleri, yazdıkları doğrular uğruna ölüme koştular, bu hakikatin mücadelesini yürüttüler. Onların yarım bıraktıklarını Önderliğimiz ‘73 yılından başlayarak bugüne kadar getirdi. İdeolojik, örgütsel ve askeri mücadele açısından kesintiye uğramadan bir akış olduğunu görmek çok önemlidir. Devrim zincirinin halkaları birbirinden kopmadan, ama çıkarılan dersler ve uzun yılların mücadelesiyle kendinden de büyük değerler, anlamlar katarak bugünlere geldi. Bütünlüklüdür. Kemal Pir arkadaş bu gerçekliği, “Ben Türkiye devrimini Kürdistan devriminde görüyorum” diyerek çok güzel ifade etmiştir.
İlk şehidimizin Türkmen kökenli Haki Karer arkadaş olması da bu gerçeği ifade eder. Düşman tam da bu birlikteliği, bütünlüğü hedeflemiştir. Kesintisiz olan devrim akışını, halkların-devrimlerin birlikteliğini engellemek istemiştir. Önderliğimiz Haki yoldaş şehit düştüğünde “bir yarımın gittiğini hissettim” demiştir. Ve bu nedenle de PKK kararlaşması, grubun partileşme kararlılığı Haki arkadaşın şehadetine cevap olarak gelişmiştir. Bu anlamda da PKK, tartışmasız bir Türkiye devrim mücadelesi ve örgütlülüğüdür.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu Önderlerle buluşması hangi zeminde gerçekleşmiştir?

PKK, gerilla mücadelesi, Kürdistan zemininde gelişmiştir, doğrudur. Ama PKK’yi ve gerillayı salt bir Kürdistanî hareket olarak değerlendirmek çok büyük bir yanılgı ve adaletsizlik olur. Bugün PKK ve gerilla mücadelesinde birçok Türkiyeli arkadaş yer aldığı gibi, Karadeniz’den Amanos’lara kadar Anadolu topraklarına, dağlarına binlerce Kürt genci ayak basmış, berrak kanlarını dökmüştür. Kürdistanlı, Türkiyeli gencecik yoldaşlarımız ister Türkiye coğrafyası olsun, ister Kürdistan coğrafyası olsun can atarak buralara yönelmek istemektedir. Bizde bu konuda hiçbir ayrım yoktur, bir buluşma vardır. Sinanlardan, Alparslanlardan, Kadirlerden sonra Nurhaklarda mücadele tarihimiz boyunca yüzlerce, binlerce Sinan, Alparslan, Kadir olmuştur. O türküde söylendiği gibi “Nurhak sana güneş doğmaz” değil, güneş batmayarak Nurhaklara hep bakıyor, hem de en güzel gülümseyişiyle.

Bir Türkmen bir Alevi kadın...


Peki sizi PKK’ye çeken şey neydi? PKK hareketi Türkmen ve Aleviler gibi ezilen toplumsal kesimler açısından ne anlama geliyor?  

PKK içinde yıllardır mücadele veren Türkmen bir kadın olarak PKK’nin yaşam tarzıyla, açığa çıkardığı büyük anlam değerleriyle kadın olarak kendimi yeniden bulduğumu hep hissettim. Türkiyeli devrim önderlerinin anısının içinde olduğum mücadelede sürekli yaşadığını gördüm, bu yönüyle de tamamlandığımı hep hissettim. Bir Türkmen ve bir Alevi olarak da halkımın, kültürümün gerçek temsilinin en saf ve özlü haliyle burada var olduğunu gördüm. Kısacası kendimi, cinsimi, halkımı, kültürümü burada tanıdım, mücadele ettikçe de sürekli yapılanarak tanımaya devam ediyorum. Biliyorum ki tüm bunlar Partimizin, Önderliğimizin ‘70’lerin mirasına doğru ve yeterli bir biçimde sahip çıkmasının sonucunda açığa çıkmıştır. Bu sahipleniş, devrimsel ve zafere kilitlenen bir sahipleniştir.

Türkiye gençliği başta olmak üzere Türkiyeli halklar, ezilenler, kadınlar PKK gerçekliğine nasıl yaklaşmalıdır?

Anlam, PKK tarihinde, gerilla mücadelesi boyunca yaşanan Türk, Kürt, Çerkez, Alman, Ermeni, Terekeme, Laz, Arap kökenli şehadetlerimizde, Önderliğimizin her koşul altında ve mücadelemizin her sürecinde halkların, özellikle de Türkiyeli halkların ortak mücadele stratejisinden vazgeçmeyen çizgisi, duruşu, yürüyüşünde gizlidir. Yine bugün de her PKK’linin, her gerillanın yüreği bir de Türkiye devrimi için atıyor. Türkiye halklarının çektiği acılar, yıllardır yürüyen savaşın ortaya çıkardığı sonuçlar, Türk faşist devletinin ve AKP Hükümetinin çözümsüzlüğü dayatan politikaları, en son yaşanan Soma ve Okmeydanı katliamı. Her gün yaşanan ve doğallaşan katliamlar, cinayetler, kadın tecavüzleri, tacizleri, çocuk katliamları, iş cinayetleri, beyin ve yürek ölümleri, trafik cinayetleri, çevre katliamları, topraklarımızın her karışının ‘tek devlet, tek bayrak, tek dil’ diye diye satışa çıkarılması. Yurt namına neredeyse bir şey kalmaması, insanın insanla ilişkisinin kalmaması, her şeyin para konusu haline getirilmesi, reflekssiz, tavırsız, uyuşmuş bireylerden oluşan bir gerçekliğin yaşanması, PKK mücadelesini, Kürdistan devrimini yakından ilgilendiren durumlardır. Çünkü bizim devrim stratejimiz, demokratik modernitenin, demokratik ulusun, demokratik özerklik ve konfederalizmin yaşamsallaştırılmasıdır. Bu strateji, sadece Kürdistani değildir, Türkiyelidir, Ortadoğuludur, dünyalıdır. Yereldir ve evrenseldir. Bir de daha önceki sorularda cevaplandırmaya çalıştığımız gibi, Türkiye ve Kürdistan devrimi birbirinindir, Ortadoğu hakikati böyledir. Tersini yaşama, insana, topluma, doğaya aykırıdır.

Mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağrı

Türkiyeli halklar, gençler, kadınlar, Aleviler, kültürel İslamı dürüstçe yaşayanlar, emekçiler, çevreciler ve bu sistemden çıkarı olmayan tüm demokratik kesimler, gücümüzü birleştirip kırk yıldır özlemini çektiğimiz demokratik, özgür ve adil yaşam sistemini inşa etmek üzere mücadele verelim. Bunun için en acil sorun olan barış ve demokratik çözüm sorununa dönük örgütlenmek, bu noktada güç birliği yaratmak ve mücadele etmek esas olmaktadır. Buradan başlayarak yaşamımızın her sorununa çözüm oluşturacak biçimde örgütlülükler oluşturmalı ve örgütlülüğü mücadele odağına dönüştürmeliyiz.  
Sinanların, Alparslanların, Kadirlerin ve On’lar gibi binlerce şehidimizin, uğruna gözlerini kırpmadan canlarını verdikleri anlamlı, güzel ve temiz yaşamı yaratmanın onurlu mücadelesini geliştirelim. Bilinçlenelim, örgütlenelim ve mücadeleye kilitlenelim.
Bu yiğit devrimcilerin anısına ancak böyle sahip çıkabiliriz. Bu temelde tüm Türkiyeli halkları, ezilenleri, gençleri ve kadınları bu mücadeleyi daha da yükseltmeye davet ediyoruz.


SİNAN DENİZ/BEHDİNAN