Külüstür bir arabayla Aligor beldesine doğru yola çıktığımızda takvimler, 3 Nisan 2009’u gösteriyordu. Oraya ulaştığımızda alanın her yerinde yanan ateşlerle karşılaştık. Geceydi ama yarın 4 Nisan olacaktı ve yüzden coşku büyüyordu. Halayların, stranların özgürleştirdiği alanda güneşimizin 60. yaşını kutluyorduk. Yüzler, bin oldu; sonra binlerce kişi olduk. Sonunda Aligor alanında sabah oldu ve 4 Nisan’a ulaştık. Neredeyse tüm gece halay çekenlerin gözlerinden yorgunluk okunmuyordu. Milyonları ayakta tutan, onları harekete geçiren, milyonların gönlünde taht tutan Öcalan için sloganlar atılmaya başlandı.
Sonra Amara’ya doğru yola çıkıldı. Yürüyüşe geçenler, yolda rastlanan kişiler tarafından selamlanıyordu. Zılgıtlar ve sloganlar birbirini izliyor, yürüyüşe geçen kitledeki heyecan had safhaya ulaşıyordu. O günden, bugüne bize kalan Mustafa Dağ ve Mahsun Karaoğlan’ın anısıdır. Çünkü onlar, 4 Nisan 2009 günü öne çıkıp barikatları yıktılar, ilk önce onlar düştü toprağa. Amara yolunda ilk onlar ölümsüzleşti; özgür birer yıldız olup gökyüzüne uçtular.
O gün, Öcalan’ın doğduğu Amara’da 60. yaşını kutlayan onbinler arasında ben de vardım. Maruz kaldığımız korkunç vahşet karşısında Mahsun Karaoğlan ve Mustafa Dağ’ın anısına sonsuza kadar sahip çıkacağıma söz verdim. Nitekim, o zamandan bugüne kadar zindandayım. Üç yıl boyunca değişik cezaevlerinde kaldım ama Mustafa ve Mahsun yoldaşlarımı asla unutmadım ve onların anılarına hep sadık kaldım. Sizlere ve ailelerinize “ya özgürlük, ya özgürlük” sözü veriyoruz.


Bafra T Tipi Cezaevi