Bir ülkenin insanları her gün topraklarını bırakıp bilinmeyen diyarlara kaçakçı botlarıyla yelken açıyorsa ve her gün batan bu kaçakçı botlarında onlarca kişi can vermesine rağmen kaçışlar durmuyorsa o ülkede demokrasiden, refahtan, adil yönetimden söz edilemez. O ülke iflah da olmaz. Bir ülke her ay milyon dolarlarla petrol satarken, o ülkenin insanları her gün sokaklarda ekonomik krizi protesto ediyorsa, o ülkede huzur da kalmaz, istikrar da kalmaz.

Güney Kürdistan bir yıldır on binlerce kişi kaçak yollardan ülkeyi terk etti. Kaçanlardan onlarcası korsan teknelerinde denizlerin hırçın sularında can verdi. Ama kaçış durmadı. 

Kaçış durmadı, çünkü bu ülkede adil bir yönetim yok. Çünkü bu ülkede, yolsuzluk, dolandırıcılık, vurgun bitmiyor. Bu ülkede bir yıldır siyasi bir boşluk var. Parlamentosu iflas etmiş, yargısı felç olmuş, adalet yerlerde sürünüyor. Sonra birileri çıkıyor, "bağımsızlık hiç olmadığı kadar yakın" deyip insanları uyutuyor, kandırıyor, adeta bütün bir toplumun acılarıyla, zorluklarıyla, akıllarıyla alay ediyor. Bunu söyleyen kişi başkanlık koltuğunda "sivil darbeyle" oturuyor. 

Her gün oturup kalkıp ne olacak Güney Kürdistan’daki siyasi ve ekonomik kriz, deyip duruyor herkes. Ama bir yıldır bu konuda tek bir gerçekçi söz söylemeyen, adım atmayan ülke yönetimi elinde bulunduranlardır. Ülke her geçen gün karanlıkta yok olup giderken onları kılı kıpırdamıyor. 

Ülkenin yargısı, adaleti, ekonomisi, siyaseti hepsi tek elde toplanmış, bir zümrenin çıkarlarını korumaya devam ediyor. Peki ne olacak bu ülkenin hali? Onlarca yıl Saddam’ın zulmüne direnen bu toplum birileri ağalık-paşalık, ilelebet başkanlık yapsın diye mi direndi. Yüz binlerce insan malı-mülkü, petrolü Erdoğan’ın diktatörlüğüne hizmet için sarf edilsin diye mi bu ülke için canından oldu? Peki sormazlar mı, sen bağımsızlıktan söz edeceğine, Türk devletinin senin bağımsızlığına yeşil ışık yaktığına sevineceğine önce insanlarının ülkesini bırakıp kaçışlarına bir çözüm bul diye? Sormazlar mı siz neden bu insanların aklıyla alay ediyorsunuz diye?

Günlerdir yeniden memurlar, işçiler ayakta krize bir çözüm bulunmasını istiyor. 22 Ocak’ta ekonomik ve siyasi krizden dolayı ülkeyi bırakıp kaçan onlarca genç bir kez daha Akdeniz’in hırçın dalgalarında can verdi. Peki ne bu bölgeye hükümet edenler çözüm yolu olarak ne çözüm buldular? Memurların maaşlarını yarıya indirmeyi. Devletin gayrı menkullerini özelleştirmeyi. 

Özelleştirilmeyen bir şey mi kaldı? Peki kim alacak bu menkulleri? Belli ki yıllardır vurgun yapanlar, petrol gelirlerinin kasalarına indirenler, bu ülkeyi ekonomik dar boğaza koyanlar, Türk devletine ait şirketler. Peki bunun halka faydası ne? Hiç. Maaşların yarıya indirilmesiyle hep birlikte biraz daha fakir bir toplum haline gelinecek, kriz onlar için biraz daha derinleşecek, ülkeyi terk edenlerin sayısı biraz daha artacak. 

Güney Kürdistan'da bir yıldır yaşanan durum bu. Bu gidişatın sonu hayır değildir. Toplumda ciddi bir öfke birikmiş durumda. Ancak 12 Ekim 2014’ten bu yana KDP darbesiyle hükümet ve parlamento devre dışı bırakılmış, partiler arasında tam bir soğuk savaş yaşanıyor. Dolayısıyla halkı düşünen yok. Herkes, iktidarı nasıl tekelime alırımın derdinde. 

Bölgede iktidarı elinde bulunduran partiler bir an önce başka güçlere endekslenmiş ve Kürtlere hiçbir fayda sağlamayan politikalarıyla kendi dar çıkarlarını terk edip iç sorunları hal yoluna koymalıdırlar. Onun için halen zaman varken yolsuzluklardan, vurgunlardan, darbeyle toplumu yönetmekten vaz geçilmeli. Yarın bu toplum size başkaldırırsa o zaman ülkeyi terk etmek isteseniz de geç kalmış olabilirsiniz.