Güney Kürdistan'da başkanlık seçimine sadece 3 gün kaldı. Zamanın daralması siyasal atmosferin de son derece gerilmesine neden oldu. Bu gerilimin bir çözüme mi yoksa kaotik duruma mı evrileceği ise halen net değil. Dolayısıyla önümüzdeki birkaç günün güney Kürdistan'ın siyasal sisteminin geleceği açısından hayati olacağını söylemek abartı olmayacaktır.

Daha önce bu köşede KDP ile YNK-Goran Hareketi ve diğer partiler arasında başkanlık konusunda farklı görüşler, hatta çelişkiler olduğunu yazmıştım. Başkanlık seçimi için belirlenen 20 Ağustos tarihi yaklaştıkça, genel beklenti partiler arası bir uzlaşmanın sağlanacağı yönündeydi. Fakat aksi oldu. Bu yönlü zıtlaşmalar, kutuplaşmalar daha da keskinleşti ve gerilim en üst perdeye çıktı. Öyle ki, Mesud Barzani başkanlığında toplanan KDP, 23 Haziran’da KDP’nin dışında tüm partilerin katıldığı parlamento oturumunu bir darbe olarak nitelendirdi. 

KDP ve Barzani’nin bu tanımlamasından hemen sonraki gün Süleymaniye’den Hewlêr’e gitmek isteyen Goran Hareketi'nin bir grup milletvekili KDP asayiş güçleri tarafından engellendi. Bu duruma tepki gösteren parlamentodaki diğer dört parti engellemeyi sert bir dille kınadı. Dolayısıyla başkanlık seçiminde son viraj artık hayati bir anlam yüklendi.

Durumun bu aşamaya gelmesinin elbetteki birçok nedeni var. Fakat net bir tanımlamayla söyleyecek olursak yaşanan tamamen bir sistem, bir zihniyet krizidir, çıkmazıdır. Yıllardır KDP ile YNK arasında oluşturulan dengeler, bu partilerin üstten yönetim tarzları ve hakimiyetlerini pekiştirmek için hasır atlı edilen yolsuzluk ve anti demokratik uygulamalar sistemi tıkanma noktasına getirdi. 

On yıllar boyunca Sadam’ın zulmü altında ve savaş koşullarında yaşamış güney Kürdistan halkı ilk dönemler bu durumu çok fazla sorgulamadan, elde edilen kısmi özgürlüğü korumak istedi. Partiler arası iktidar çelişkilerini çok fazla sorgulamadı. Fakat partiler de büyük bedellerle kazanılan federal yapının demokratik bir sistemle buluşmasını sağlamak yerine, kendi iktidarlarının kaygısını öncelledi, halkın iradesini demokratik geleceğini adeta yok saydı. Hal böyle olunca mevcut sistem tıkandı, iç çelişkiler su yüzüne çıkmaya başladı.

Başkanlık seçimiyle başlayan tartışmalar işte bu uzun yılların anti demokratik uygulama ve ilişkilerin sonucudur. Özünde yaşanan da yine iktidar çelişkisidir. YNK ve Goran Hareketi görünürde daha demokratik bir sistem talep ederken, KDP tıpkı Türkiye'de Erdoğan’ın kendi ebedi hakimiyeti için yürüttüğü kör politikaları ısrarla uygulamak istemektedir. Görev süresi bir dönem uzatmalı olmasına rağmen yeniden Mesud Barzani’nin başkan olması dayatılmaktadır. 

Dolayısıyla önümüzdeki birkaç günde yürütülecek politikalar, tercih edilecek yöntemler güney Kürdistan'ın demokratik geleceği açısından son derece önemli olacaktır. Ya dar iktidar hesapları bir kenara bırakılarak gerçek bir demokratik sisteme geçiş için ortak akılla ortak yol bulunur, sancılı da olsa güney Kürdistan demokratik bir sisteme geçişi sağlanır ya da giderek KDP merkezli tekçi, vesayetçi, diktatoryal bir sistem, gerektiğinde zor ve şiddet kullanarak- ki Goran milletvekillerinin Hewlêr’e girişine izin verilmemesi, bazı vekillere ölüm tehdidi içerikli mektupların gönderilmesi, Hewlêr’de konvoylarla uzun namlulu silahlar eşliğinde gün ortası tur atılarak Barzani’nin fotoğraflarını taşınması buna açık örnektir- bölge içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklenir. Tek başına başkanlık seçimleriyle sistem tümüyle demokratik bir raya oturmayabilir, ama eğer demokratik bir yöntem belirlenirse bu federal bölgenin demokratik geleceği açısından oldukça anlamlı bir adım olacaktır. 

Bu yapılmazsa, Kürtlerin dört parçada yaşadığı bu hayati dönemde birlikten kaçan, ortak mücadelenin gelişmesine sürekli engel olan, her şeyi dar parti ve Barzani ailesinin iktidarına endekslemiş KDP adım adım kendi sonunu hazırlayacak ve giderek halkın desteğini kaybederek, Kürdistan siyasetinde silinecektir. Bugünden bunu söylemek kimilerine göre erken olabilir, ama dönemin ruhu bunu ölümcül bir şekilde dayatmaktadır.