Federal Kürdistan Bölgesi’nde 21 Eylül günü yapılacak olan parlamento seçimlerinin bölgenin siyasi dengelerinde de değişikliklere yol açması bekleniyor. En önemli tahmin ise seçimlerin sonucunda bir koalisyon hükümetinin kurulacağı ve bu koalisyonun da şuan var olduğu gibi bir tek KDP-YNK koalisyonu biçiminde olmayacağı şeklindedir. Daha doğrusu KDP-YNK ortaklığının hükümet kurmaya yetmeyeceği belirtiliyor. Halkın ve siyasi çevrelerin büyük bölümünün ortak düşüncesi olan bu konuyu biraz irdelemek ve partilerin durumunu tek tek incelemek gerekirse;

Güney Kürdistan’da bundan önce yapılan seçimler halkın fiziki olarak geçmiş savaşların ve göçlerin yıkıntılarını tamir edip, yaralarını sarmaya çalıştığı, ruhsal ve psikolojik olarak ise uzun süren savaş ve göç sorunlarının toplumda yarattığı duygusal etkinin altında gerçekleştirilmişti. Bundan dolayı da duygusal etkiler halkın tercihlerine büyük etki yaptı. Bunun sonucunda da KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) ve YNK (Kürdistan Yurtseverler Birliği) uzun süreli tarihleri ve peşmerge geleneklerinden dolayı bölgede en etkili iki siyasi parti oldular. Ama şimdi Güney Kürdistan hem siyasi hem de ekonomik olarak belli bir istikrara kavuşmuş durumda. İnsanlar artık eskisi gibi korunma güdüsünün ektisiyle tercih yapmıyor. Daha iyi bir yaşam, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük istiyorlar. 21 Eylül günü yapılacak olan seçimlerde de insanların tercihlerinde demokrasi, özgürlük ve refah vaatlerinin etkili olacağı tahmin ediliyor.  

İktidar partileri ve yolsuzluk

Seçim öncesi Bölge’deki siyasi partilerin durumunu tek tek ele alıp incelemek gerektiğinde ilk başta iktidar partilerini ele almak gerekir. İktidar partileri değerlendirildiğinde de akla gelen ilk husus bu partiler ile bağlantılandırılan yolsuzluklardır. Ki, bölgedeki yolsuzlukların büyük bir kısmının iktidarın her iki ortağı partilerin yönetim kademeleri tarafından yapıldığı düşüncesi hakim. Hewlêr ve Dohuk vilayetlerinde KDP, Süleymaniye’de de YNK’nin ekonomik olarak büyük rantlar sağladığı iddia ediliyor. Ki, on-onbeş yıl önce ekonomik olarak sıradan bir peşmergeyle aralarında çok büyük fark olmayan bu partilerin yöneticilerinin bugün bir kısmının ismi milyarderler listesinde yer alıyor.
Güney Kürdistan’da öyle bir sistem oturtulmuş ki, bölgedeki her türlü ticarette resmi ya da gayri resmi yollarla mutlaka bu partilerin yöneticilerinden birinin ortaklığı şartı aranıyor. Hatta bu şart büyük oranda aile üyelerinden birinin ortaklığına dahi indirgeniyor. Bu durumlar halk tarafından da görülüyor ve büyük rahatsızlıklara neden oluyor. Ki, 17 Şubat 2001’de başlayan ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan ayaklanmaların da esas nedeni bu yolsuzluklardı. Bu tepkilerin 21 Eylül’deki seçimlerde sandıklara yansıması ve KDP ve YNK’nin oy oranında düşüşe neden olacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Bu duruma rağmen KDP, Kürt Ulusal Kongresi nedeniyle seçimlerden önce önemli bir hamle yaptı. Bölgede öyle bir hava yarattı ki, kendini adeta Kürt Ulusal Kongresi’nin mimarı, Kürtlerin birlikteliği için mücadele eden parti olarak gösterdi. Ulusal hassasiyetleri yüksek olan Güney Kürdistan kitlesinde bu hamlenin olumlu etki yaptığı söylenebilir. Bu hamleyle, kitleler nezdinde kaybettiği prestiji de biraz tamir etti denilebilir.
Seçim sandıklarında KPD lehine yansıyacak olan bir diğer husus ise, KDP tabanının YNK ve diğer partilerin tabanlarına göre daha fanatik ve aşiretçi olmasının, onların partilerinden uzaklaşma ihtimallerini zayıflattığı gerçeğidir. Artıları ve eksileri birbirini dengeleyen KDP’nin 21 Eylül seçimlerinde alacağı oy oranında da çok az bir oynamanın olacağı tahmin ediliyor.  

YNK’nin politik açmazları

YNK’nin durumu ise daha karmaşık. Çünkü YNK hakkındaki yolsuzluk iddiaları bir yana bir de siyasal çizgi sorunu yaşıyor.  Özellikle Genel Sekreteri Celal Talabani’nin hastalanmasından sonra partinin idaresi ve politikaları tabanının beklentilerine yeterince cevap olamadı. Hatta izlediği bazı politikalar kitlesinin nezdinde yanlış görüldü. Bunların en başında da Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin görev süresinin uzatılması konusunda anayasanın emrettiği tarzda ısrarcı olmaktansa, KDP’nin siyasetine kuyrukçu oldu ve Barzani’nin görev süresinin uzatılmasında belirleyici rol dahi oynadı. YNK kabul etmiş olmasaydı, Bölgede başkanlık seçimleri de yapılmak zorunda kalınacak ve Barzani iki dönemini doldurduğu için görevi devretmek zorunda kalacaktı. Fakat YNK, KDP siyasetini kabul edince, Barzani’nin değiştirilmesine muhalefetin gücü tek başına yetmedi. Tabi ki bu durum YNK tabanında hatta politbüro üyeleri arasında dahi rahatsızlıklara, hatta fikri bölünmelere neden oldu.
YNK’nin oy oranını seçimlerde etkileyecek olan sadece bu durumda değil. Talabani’nin parti üzerindeki hakimiyetini yitirmesinden sonra YNK politbüro üyeleri, bir arada görünseler de, parçalı duruşlarını gizleyemiyorlar. Hatta öyle ki, Talabani’den sonra partide liderlik sorununun çıkacağı ve bu durumun YNK’nin bölünmesine neden olacağı ihtimali üzerinde dahi duruluyor. Bu parçalı duruşun seçimlerde YNK’nin oy oranında düşüşe neden olacağına ise kesin gözüyle bakılıyor.
YNK aleyhine gelişen tüm bu ihtimaller arasında lehine gelişme gösterecek olan tek hususu Talabani’nin hastalanması ve parti üzerindeki hakimiyetini yitirmesinin ve partinin dağılma ihtimalinin konuşulmasının YNK ile bir mazisi olan tabanı üzerinde yaratacağı duygusal etkidir. Kitlenin bu duygusal etkiyle bu seçimlerde YNK’ye oy vermesi beklenebilir. Ama bu durumda YNK’nin oy oranında ve şu an 29 olan parlamenter sayısında düşüşün önüne geçemez.  

Güney’de muhalefetin durumu

Güney Kürdistan’da 21 Eylül günü yapılacak olan seçimlerde iktidar partilerinin durumu kadar önemli olan bir diğer husus muhalefetin durumudur. Çünkü çoğu zaman halk iktidar partilerine karşı güvensiz olur, ama karşısında farklı bir alternatif görememekten ötürü ise yine eskiye sarılır. Bu açıdan da bir bölgenin siyasi haritası çıkarılırken iktidarın durumu kadar muhalefetin durumunu da incelemek çok önemlidir.
Güney Kürdistan’da ana muhalefet rolü esas olarak Goran Hareketi’nin elindedir. Goran Hareketi kısa bir süre önce YNK’den ayrılarak oluşmuş olmasına rağmen, girdiği ilk seçimlerde 25 parlamenter çıkararak bölgede üçüncü büyük parti olma başarısını elde etti. Bu başarıyı yolsuzluklarla anılan iktidar partilerine ve onlarla özdeşleştirilen yolsuzluklara karşı halkın duyduğu öfke sayesinde sağladı. Bu öfkenin sonucu olarak yaşanan 17 Şubat (2011) olaylarında da Goran Hareketi ilk günlerde önemli bir rol oynadı. Ama gerisini getiremedi. Gösterilerde 12 gösterici katledildikten sonra Goran Hareketi geri adım attı ve hükümet ile uzlaştı. Bu durum kitleler nezdinde Goran Hareketine duyulan güveni sarstı.
Bunun dışında da halk Goran Hareketi’nden iktidar karşısında farklı bir alternatif yaratmasını bekliyordu. Ama maalesef alternatif yaratarak muhalefet etme yerine var olanı eleştiren, ama yerine çok farklı bir proje ve öneri geliştirmeyen bir Goran Hareketi gördüler. Bu durumda ilk çıkışında “yolsuzlukla mücadele” sloganı bile işe başlayan Goran Hareketi’nin sloganının dahi kitleler arasında “niye onlar çok yiyor biz az yiyoruz” şeklinde alay konusu haline getirilmesine dahi neden oldu. Aydın, sorgulayan, arayışları olan sol bir tabanı bulunan Goran Hareketi’nin bu performansı tabanında hayal kırıklığı yarattı ki, bu durumun 21 Eylül’deki seçimlerde sandıklara Goran Hareketi’nin aleyhine yansıması bekleniyor.  

Siyasi İslam çizgisi yükselişte

Güney Kürdistan siyasetinde muhalefet rolü oynayan bir diğer önemli güç de İslami hareketler olarak tanımlayabileceğimiz Yekgurtiye İslami, Komala İslami ve Bizotnavay İslami partileridir. Parlamentoda sayı olarak çok fazla parlamenterleri bulunmasa da çizgi olarak iktidarı ve ana muhalefeti zorlayan bir duruşları var. Özellikle de Ortadoğu genelinde siyasi İslam çizgisinin her geçen gün biraz daha güçlendiği bir dönemde Güney Kürdistan’da da, AKP’ye yakınlığıyla bilinen Yekgurtiye İslami başta olmak üzere, İslam tandanslı siyasi partilerin her zaman güçlenme potansiyelleri bulunuyor. Bu partilerin politik olarak en büyük zafiyetleri olarak Ortadoğu’da yaşanan değişim dalgası içerisinde İslam hassasiyetini gözetmelerine rağmen, Rojava konusu başta olmak üzere genelde Kürtlerin ulusal hassasiyetlerine yeterince ilgi göstermedikleri belirtilebilir. Bu durum Rojava’ya yardım kampanyalarından tutalım, çeşitli dönemlerde yapılan açıklamalara kadar yansıdı. Ulusalcılığın güçlü olduğu Güney Kürdistan gibi bir kitle içinde de bu durum önemli zaaf olarak görülüyor.  
Fakat bu duruma rağmen Güney Kürdistan’da hızla gelişen Batı özentisi ve bu özentiyle gelişen yeni nesil yaşam tarzı İslami değerlere sımsıkı bağlı olan kitlede bir öfkeye ve kendi öz değerlerine daha muhafazakarca sarılma eğilimine yol açıyor. Bölge genelinde İslami hareketlere oy kazandıran en önemli etken bu olmaktadır. Bu durumun 21 Eylül seçimlerinde de bu hareketlerin oy oranında bir yükselişe neden olması beklenebilir.

PÇDK’nin ilk seçim sınavı

Genel tabloda da görüleceği gibi Güney Kürdistan’da dağılma eğilimi gösteren oyların çoğu YNK ve Goran Hareketi’nin durumundan dolayı sol oylardır. Bu oyların bir kısmının İslami hareketlere kayma eğilimi olduğu söylense de önemli bir kısmının nereye kayacağı belli değil. Bu konuda yapılan tahminler ve anketler oyların bir kısmının uzun süreli bir yasaklamadan sonra seçimlere yeniden girmeyi başaran PÇDK’ye gideceğini gösteriyor.
Anketler Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi’nin (PÇDK), 5 civarında parlamenter çıkacağını söylüyor. Sayının bu kadar olup olmayacağını tahmin etmek şu an itibarıyla zor olabilir, ama PÇDK’nin benimsediği siyasal çizgi bölge genelinde özellikle sol kesimler arasında büyük ilgiyle karşılanıyor. Bu ilgi de PÇDK’nin ideolojik önder olarak kabul ettiği Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a karşı bölge genelinde duyulan ilgi ve saygıdan ileri geliyor. Çünkü Öcalan bir lider olarak bölge halkı arasında hem düşünceleri, hem politikaları, hem de yaşam tarzıyla taktir ve güven topluyor. Üstelik Öcalan’ın ideolojik çizgisini benimseye partilerin de Türkiye ve Rojava’da gösterdikleri performans da halkın taktirlerini kazanmış durumda. En basit örnekle, BDP milletvekillerinin sürekli halk ile oturup kalkan ve halk gibi hareket eden tutumlarıyla Güney Kürdistan parlamenterlerinin elit tutumları halk arasında kıyaslamalara neden oluyor. Bu durumda da Öcalan’ın ideolojisine, siyasi çizgisine ve yarattığı yönetici tiplemesine ilgiyi arttırıyor. Bu ilginin PÇDK’yi seçimlerde parlamentoya taşıyacağı tahmin ediliyor.  
Güney Kürdistan’da iktidarı ve muhalefetiyle her şey 21 Eylül günü netlik kazansa da şu an itibarıyla kurulacak olan yeni hükümetin bir koalisyon ortaklığı olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Hatta koalisyonun üçlü bir koalisyon olma ihtimalinin dahi yüksek olduğu dile getiriliyor. Koalisyonun kimlerden ve nasıl olacağını ise zaman ve 21 Eylül günü seçim sandıklarından çıkacak olan sonuçlar belirleyecek.  


NİHAT KAYA




Seçime sayılı günler kala


Güney Kürdistan’daki seçimlere sayılı günler kaldı. Kuzey Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketi’nin sorunun çözümüne yönelik çabaları, Rojava’da yaşananlar, bir türlü yapılamayan Kürdistan Ulusal Kongresi gibi derinlikli ve tartışmalı gündemlerin gölgesinde yapılan bir seçim bu. Zira artık Kürdistan’ın bir parçasında yaşananlar diğer parçalarda görmezden gelinemiyor. Yaşananlar bir nevi dayatıcı oluyor.
Güney Kürdistan’ın tüm şehirler parti bayrakları ile donatılmış durumda. Şehirlerin seçim atmosferinden bölgede yaşanan siyasal, ekonomik vb. Sorunları çıkarmak zor değil. Sokaklara asılan bayrak ve afiş sayısından, seçim çalışmalarında silahlı kavgalara dönüşen şiddet, halkın yaşam savaşı vb. Akıp giden hayatın ardında kıyasıya bir seçim çalışması da var. Gerçi konuştuğumuz kimi kaynaklar, seçim heyecanının olmadığını savunsa da, kıyasıya kelimesi hafif kalabilir, çünkü partiler arasındaki çekişmeler laf atışmalarıyla kalmıyor, şiddet boyutuna varıyor. Hatta önceki akşam YNK ile Goran Hareketi yanlıları arasında çıkan bir kavgadan sözediliyor ve bir kadının öldüğü belirtiliyor. Ve bunlardan normal hayatın bir parçası gibi bahsediliyor; “Burada hep böyle, normal.” Ya da bir el hareketiyle savuşturuluyor, neden bu düzeyde diye sorduğumuzda.
 
Ne kadar seçmen var?

Seçimlere günler kala Güney Kürdistan’daki istatistiklere göz atmakta fayda var. Güney Kürdistan bölgesinin toplam nüfusu 4 milyon 700-800 bin arası. Bu sayıdan yaklaşık 2 milyon 800 bini ise seçmenlerden oluşuyor. Büyük şehirlerde ise sırasıyla Süleymaniye’de 1 milyon 50 bin seçmen, Hewlêr’de 950 bin seçmen, Duhok’ta ise 600 bin civarında seçmen bulunuyor. (istatistikler yaklaşık değerlerden oluşuyor) Seçimlere toplam 31 parti giriyor. Ancak listede 27 parti ile dört bağımsız aday görünüyor. Çünkü kimi küçük partiler birlik halinde giriyor. 19 parti Kürdistan, geri kalanlar ise azınlıkların (Türkmen, Asuri-Süryani, Keldani) partileri. Seçimlerde biri partiye biri de adaya olmak üzere iki oy kullanılacak. 

Seçim barajı yok ancak...

Güney Kürdistan’da seçim barajı yok. Oyların hepsi tek merkezde toplanıyor ve alınan oy yüzdelerine göre milletvekilleri belirleniyor. Yani en küçük parti dahi seçime girerek, parlamentoda temsil hakkına kavuşabiliyor. Parlamentoya toplam 111 milletvekili seçilecek, bunlardan 11’i azınlıklara ayrılmış kota. Kadın kotası da var, her parti yüzde 30 kadına ayırmak zorunda. Her partide seçilen milletvekillerinden üçte biri kadın oluyor yani. Yasa bu şekliyle birçok ülkeden daha demokratik görünüyor. Ancak pratiğe gelince işlerin değiştiğine yönelik fikirler birleşiyor. Zira yasalar pratiğe geçerken reel durumun duvarlarına çarpıyor. Ekonomiyi elinde bulunduran ve yaşamın birçok alanında söz sahibi olan güçlerin oyunları işin içine giriyor.  Mevcut durumda Güney Kürdistan halkının ne iktidar partilerine ne de muhalefete güveni yok. Yıllardır süregelen durumlar böyle bir duruma yol açmış. Bu yüzden sandık başına gitmek konusunda kararsızlık da fazla. Tüm bunlardan dolayı yerel kaynaklar, seçimlerde sürprizlerin çıkabileceğini belirtiyor. 
 
Muhalefette taze kan

Muhalefet partilerinin içinde taze kan gibi karşılanan PÇDK ise seçime 38 aday ile seçime katılıyor. Adaylardan 14’ü kadın, 13’ü ise gençlerden oluşuyor. Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK) listesinde birinci sıradan aday olan partinin Eşbaşkanı Necibe Omer, bu oranların bile partilerinin ne kadar demokratik olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Kuruldukları günden beri ulusal sorun ile birlikte  Güney Kürdistan’daki siyasal, sosyal sorunların çözülmesi için çaba harcadıklarını belirten Omer, sürekli iktidarın baskısı ile karşılaştıklarını, bundan dolayı şimdiye kadar seçime giremediklerini dile getiriyor. Geçmişte iktidarın partilerine uyguladığı ambargodan bahseden Omer, tüm bu baskılara ve fon almamalarına rağmen şimdiye dek ulusal sorunun çözülmesi, kadına yönelik şiddetin son bulması için, yine yolsuzluklara karşı mücadele ettiklerini sözlerine ekliyor.

Halk bize güveniyor 

Omar, halkın partilerine sıcak baktıklarını şöyle anlatıyor: “Halk bize güveniyor. Hatta birçoğu ‘sandık başına gitmeyecektim ama bu listeyi gördükten sonra gideceğim’ diyor. Kadın ve gençlik adaylarımız yüksek seviyede. Partinin başkanlarından birinin kadın olması da önemli bir farklılık yaratıyor. Çünkü burada Kürt partileri arasında ilk defa bir kadın parti başkanı oluyor. Kurulduğumuz günden bu yana  geri zihniyetin yıkılması için çalıştık. Ulusal birliğin sağlanması ve demokratik bir sistemin oturtulması için mücadele ettik. Kadın ve gençlik öncülüğünde buna devam ediyoruz.
Adaylarımızın geçmişleri temiz. İktidarda yer almadılar şimdiye dek. Kendi güçleriyle mücadele ettiler. Egemen devletlerin yanında durmadılar, sorunların çözülmesi için halkı esas aldılar. Halkının değilde egemen devletlerin yanında duran yaklaşımları teşhir ettiler. Hükümet seçim fonu vermedi bize, kendi gücümüzle, halkımızdan aldığımız maddi ve manevi destek ile ayakta duruyoruz. Bizim üyelerimizin maddi beklentisi de yok. Kolektif çalışmayı esas alıyoruz.” 

Yaşamı demokratikleştirme...

PÇDK Eşbaşkanı Omer’e PÇDK’nin yapmak istediklerini sorduğumuzda siyasal sorunlardan sosyal, kültürel, eğitim, sağlık ve ekonomik alana kadar geniş bir yelpazede yapmak istediklerini tek tek anlatıyor: Öncelikle Güney Kürdistan’da halkın katılımının esas alındığı demokratik bir sistem oluşturmak gerekiyor. Anayasadan yaşamın her alanına kadar bir demokratikleşmeye ihtiyaç var. Bölge gelirlerinin halka eşit bölüştürülmesi için yolsuzlukla mücadele edeceğiz. Anayasanın cinsiyetçilikten arındırılması için çalışacağız.
Omer, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadına yönelik şiddetin son bulması ve özgürlüğün sağlanması için de çalışmalar yaptıklarını ve yapmaya devam edeceklerini belirtiyor. Partilerinin kadın adaylarını “cesaretli ve mücadeleci” olarak tanımlayan Omer, “Hükümetin baskılarına rağmen her zaman kadının özgürlüğü ve ulusal birlik için çalıştılar. Seçildiğimiz taktirde bu çalışmalarımızı daha da ilerteceğiz” diyor.

DENİZ BİLGİN/HEWLÊR