Güney Kürdistan’da bir anayasa hazırlanacak mı, hazırlanmayacak mı? Son dönemlerde federe Kürdistan bölgesinde siyasetin de, toplumun da en fazla konuştuğu, tartıştığı gündem bu. Bu konu uzun bir süre daha gündemi işgal edeceğe benziyor.
Bölge şu anda bir anayasa taslağıyla yönetiliyor. Ancak demokratik bir yönetimin gelişmesi açısından demokratik anayasal bir düzenin oluşturulması artık bir zorunluluk. Anayasanın olmaması bölge yönetimini elinde bulunduran hükümetin ya da yerellerde yönetimi elinde bulunduran yerel yönetimlerin çoğu zaman kendilerine göre kurallar koymasını, keyfi uygulamalara gitmesini de beraberinde getiriyor.
Toplumu, elit siyasetlerin oluşturduğu anayasal zırha büründürülmüş kurallar manzumesiyle yönetmek çoğu zaman antidemokratik de olabilir. Ancak söz konusu yapılacak anayasanın demokratik öz taşıması ve toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak olması gerekir. Bu işin en önemli kısmı. Ancak diğer önemli bir kısmı ise mevcut anayasal boşluğun yarattığı sıkıntılardır. Güney Kürdistan demokratik oluşum zamanını yaşadığından demokratik bir anayasa da bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. Çünkü bunun olmaması önemli sorunlar yaratıyor.
Birincisi; anayasal bağlayıcılığın olmaması, partiler arası parsellenmiş güney Kürdistan’da demokratik bir yönetim modelinin geliştirilmesine engel teşkil ediyor. Toplumun siyasal yönetime demokratik katılımının önüne set örülmüş oluyor. Bölge yönetiminde birçok antidemokratik uygulama olmasına rağmen insanlar haklarını arayamıyor. Hak ve görev bilinci çok gelişkin olmadığından da toplum örgütlenemiyor, siyasal mercilerin antidemokratik yaklaşım ve uygulamaları karşısında hesap soracağı örgütlü mekanizmalarını oluşturamıyor.
Bölgede bir başkan, başbakan ve parlamento olsa da çoğu zaman bu erkleri ellerinde bulunduranlar birer parti lideri ya da sorumluları gibi yaklaşım sergileyebiliyorlar. Örneğin anayasa konusunun çok daha acil olarak gündeme gelmesi, başkanlık görevini bir dönem uzatmalı yapmasına rağmen Mesud Barzani’nin yeni dönemde de başkan olması gerektiği yönündeki seslerin yeniden çıkmaya başlaması oldu.
Bu durum siyasal partiler arasında anlaşmazlığa, toplumda huzursuzluğa neden oluyor. Toplumun örgütlü mekanizmalarını oluşturup hak arama mücadelesi vermesi bir yana, partiler arası çelişkilerle keskin ayrışmaların yaşandığı yerde bu tür tartışmalar parçalılığı daha da körüklüyor.
İkincisi; Demokratik ülkelerde anayasayla topluma karşı görev ve sorumluluğu belirlenmiş yönetim erkleri aynı zamanda ülkenin ekonomik ve kültürel olarak kalkınmasında da sorumludurlar. Yürütme ekonomik gelirin eşit dağılımından, iş ve istihdam sorunlarının çözümünden, eğitim, sağlık, güvenlik vb. toplumun tüm ihtiyaçlarının giderilmesinde birinci dereceden sorumludur.
Güney Kürdistan ekonomisi neredeyse tümden petrol gelirlerine dayalıdır. Petrol geliri dışında ekonomik yatırım yok denecek düzeydedir. Ekonomi, üretimden öte ithale dayalıdır. Toplumun en basit ihtiyaçları dahi Türkiye, İran gibi ülkelerden sağlanmaktadır. Halkın büyük çoğunluğu petrol gelirinin yönetimi elinde bulunduranların kasalarına aktığına inanıyor. Eğitim, sağlık gibi zorunlu hizmetlerde ciddi eksik ve yetersizlikler mevcut.
Yine toplumun güvenliği hükümeti elinde bulunduran gücün sorumluluğundadır. Bu sorumluluklar anayasayla belirlenmiş ya da ismi farklı bir şey de olsa ülke yönetimine dair belirlenmiş kriterlerle olur. Ancak bölgeye ait güvenlik gücü partilere peşmerge güçlerine dayanıyor. Peşmerge bakanlığı olsa da, mevcut güvenlik güçleri partilere bağlı hareket ediyor.
Dolayısıyla bağımsız devlet tartışmalarının da gündemden düşmediği güney Kürdistan bölgesinde, güçlü bir demokratik yapı ve toplumsal, ekonomik kalkınma, siyasal birlik bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Bunun bir partinin hakimiyetine dayalı, her şeyi kendi buyruğuna geçirdiği, siyasal sistemi de ona göre dizayn ettiği bir yapıyla olmayacağı kesin. En ideal olan olmazsa da, mevcut durumda böyle bir yapının sağlanması ancak herkesin hem fikir olacağı demokratik bir anayasayla mümkün olabilir.