Savaş coğrafyasında karşıt güçlerin atış menzili dışında güvenli alanların olması, savaştan zarar gören kesimlerin korunması, ihtiyaçlarının giderilmesi için olmazsa olmaz konumunda. Özellikle Suriye gibi 6 yılını savaşla geçirmiş ve çatışmaların ne zaman sonuçlanacağının bilinmediği coğrafyalarda güvenli bölgeler/alanlar çok daha fazla önem arz ediyor.
İlk başlarda gözardı edilen, önemsenmeyen güvenli bölgeler, savaşın yıkıcı etkisi çıplak bir şekilde hissedildikten sonra ancak tartışma konusu olabildi. Tabii ki vekalet savaşında taraf olan tüm güçler güvenli bölge ve alanlanları da kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istediler.
Esad’ı devirip ülkenin ün yapmış tüm camiilerinde namaz kılma planları yapan Erdoğan, güvenli (tampon) bölgeyi en çok dillendiren kişi oldu. Tampon bölge kılıfı altında Suriye’yi işgal etmek, Kürt coğrafyasını parçalamak, kalıcı askeri üsler kurmak ve mümkünse bunlar aracılığıyla tüm Arap coğrafyasına yayılmak gibi birçok uçuk düşünceyi pratikleştirmek istiyordu.
Tabii yürüttüğü özel savaş ve propagandayla Suriye vatandaşlarının ülkelerini terk etmesini teşvik eden, kendi ülke sınırları içinde kurduğu kamplarda rehin tutan ve bunlardan Suriye’de savaştırmak için asker devşiren; DAİŞ çetelerini bu kamplar aracığıyla Avrupa’ya saldırtan TC’nin derdinin güvenli bir bölge olmadığı bilindiğinden bir türlü olur alamadı. Alamadığı bu oluru 24 Ağustos’ta, Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda önemli bir dönemeç olan Dabık savaşının 500. yıldönümünde fiili işgalle tüm güçlere dayattı.
Suriye’de güvenli bölge, güvenlikli koridor tartışmalarının bu denli yoğun olmasına rağmen somut adım atılamaması vekalet savaşı yürüten güçlerin gizli ajandalarıyla bağlantılı olduğu kadar esasında böyle bir niyetin olmamasıyla da yakından bağlantılı.
Güvenli bölge tartışmaları ABD tarafından yapılan açıklamalar ardından yeniden alevlense de içerik ve kapsama yönelik ciddi muğlaklıklar barındırıyor. Trump yönetiminin diğer tüm politik yaklaşımlarına duyulan güvensizlik burda da kendini gösteriyor.
Peki gerçekten Suriye’de uluslararası güçlerin gözetiminde kurulacak bir güvenli bölgeye ihtiyaç var mı?
Bu güvenli bölgeyle kasıt eğer var olan güvenli bölgeleri korumak ve bu bölgelere destek vermek ise şüphesiz olumlu bir gelişme. Fakat bu bölgelere rağmen TC’nin ve desteklediği güçlerin denetiminde bir bölge kurulması planıysa şüphesiz bu mevcut güvenlikli alanları da savaşın içine çekmek amacı dışında oynayacağı bir rol olamaz.
Rojava Kürdistan’ı zaten Suriye savaşının başladığı günden bu yana Suriye’deki en güvenlikli alan. Bu nedenle yüzbinlerce insan bu bölgelere sığınmış durumda. Afrin, Kobanê, Cizîr kantonları ilan edildikleri günden bu yana tüm kuşatma ve izolasyona rağmen kendine sığınan tüm kesimlere gerekli yardımları yaptı, yapmaya devam ediyor. Sadece Suriye’deki iç göç yanında, Irak’tan da önemli sayıda mülteciye ev sahipliği yapıyor.
Tüm uluslararası güçlerle yapılan diplomatik görüşmelerde de bu durum ayrıntılı raporlarla aktarılmış ve bu konuda yardım çağrıları yapılmıştı. Fakat buna rağmen şimdiye kadar güvenli Rojava (ve tabii ki Kuzey Suriye Federasyonu sınırları içindeki tüm bölgeler) için ne bir yardım ne de güvenliği pekiştirici tedbirler alınmış değil.
TC’nin tüm sınır hattı boyunca düzenlediği saldırılara ses çıkarılmış değil. DAİŞ’le komşu olunduğu dönemde yapılmayan duvarlar, DAİŞ tümüyle sınırdan uzaklaştırıldıktan sonra Kürtlere karşı örülmeye başlandı. Cerablus-Rai-Ezaz hattında işgalci konumunda bulunan TSK ve desteklediği çete gruplarının saldırıları her gün dozajını biraz daha arttırmasına rağmen, güvenli bölge destekleyicileri tarafından herhangi bir tepkiyle karşılanmadı.
Bu arkaplan çerçevesinde bakıldığında güvenli bölge için yapılması gerekenler aslında çok açık.
TC’nin ve desteklediği çetelerin saldırılarının engellenmesi, uluslararası yardım kuruluşlarının KDP ve TC engeline uğramadan Rojava’da çalışma yürütmesi, güvenli bölge taraftarı kesimlerin Rojava ve Kuzey Suriye Federasyonu sınırlarını korumak için askeri caydırıcılığı olan açıklama ve tedbirlerini geliştirmesi.
Bunların sağlanması durumunda Rojava sadece Suriye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun “Güvenli Bölge” statüsündeki tek alanı olarak rolünü daha güçlü oynayabilecektir.