Katliamlarla dolu geçmişine bir yenisini de Roboskî Katliamı ile ekleyen AKP Hükümeti, bu gerçekliğinin hesabını veremeyeceği için kendine yeni çıkışlar aradığı bilinmekteydi. Bu yenilik ne olacak diye beklerken, AKP Hükümeti’nin, Kürtçe’nin seçmeli ders kapsamında okullarda öğretilmesini öngören bir ‘reform’ tartışmaları gündeme yerleşti.
Bu çerçevede yapılan tartışmalar ise genel olarak üç aşağı beş yukarı aynı. İşletilen mantık ise ‘hiç yoktan iyidir’ ya da ‘yetmez ama evet´ yaklaşımından çok farklı değildir. Sanki ortada iyi bir niyet varmış gibi bir hava yaratmaya çalışan bu tutum, Kürt halkının en temel özgürlüklerini pazarlama konusu yapmaya yönelik bir girişimdir.
Kürtçe’nin seçmeli ders olması kapsamında CHP Genel Başkanı ile bir görüşme gerçekleştiren AKP Hükümeti’nin, muhalefetin desteğine ihtiyaç duymuş olması, içler acısı bir durum olarak nitelendirilebilir. Nitekim ‘tek’lerden ibaret bir zihniyet açısından, kabullemesi zor olan bir durum olsa gerek.
AKP Hükümeti’nin Kürdistan coğrafyası üzerindeki kirli savaş uygulamaları ve oyalama politikası zaten bilinmekteydi, ancak bu zihniyete şimdi CHP aracılığı ile bir destek sunulmak istenmekte. Kürt meselesinin bölgesel çapta bir kimlik sorunu olması statü kazanımını zorunlu kıldığından, Hükümet içeriden desteğe ihtiyaç duymakta.
Ancak olaylar daha çok Kürtçe’nin seçmeli ders yapılması kapsamında yürütülüyor. Cumhuriyetin kurucu partisi CHP’nin, Kürtçe’nin seçmeli ders olmasını olumlu bulması, sanki ortada değişen ve yenilenen bir CHP varmış havası yaratmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.
Asıl anlaşılması gereken ise Kürtçe’nin seçmeli ders olması talebi, hangi kesimin ve kimlerin talebi olduğudur. Böylesi bir talep Kürt halkına ait değildir. Dolayısıyla tipik Türk devlet zihniyetinin yeni bir tekerürüdür.
Aksi taktirde Kürt halkı kendi coğrafyası üzerinde, kendi evinde kendi dilini yabancı dil statüsü ile öğrenmek durumunda bırakılmak istenmesinin ve bundan da herkesin razı olması beklenmesinin tartışılacak veya pazarlık konusu yapılacak bir konu değildir. Dolayısıyla bir insanın anadiline önce yabancılaştırılması, sonra ise en temel özgürlük alanı olan diline yani kültürüne seçmeli bir özgürlük gibi sahip olabilmesi hakkının tanınması, insan hak ve özgürlükleri açısından bir utanç kaynağıdır.
Dolayısıyla böylesi bir yaklaşım Kürt halkının yakalamış olduğu bilinç düzeyini ya doğru okuyamıyor ya da okumak istemiyor, demektir. Bir taraftan halkın seçilmiş belediye başkanlarını, il ve ilçe başkanlarını tutuklayacaksınız öte yandan hakaret gibi`reform´lardan bahsedeceksiniz. Kürdistan coğrafyasında topyekün savaş ve gözaltı furyası yaşatacaksınız, sonra ben size ne verirsem, neyi uygun görürsem onu kabul edeceksiniz, durumudur bu yaşananlar.
Sonuç itibariyle Kürt halkı, kenidisine karşı sergilenen bu tavrın ve onu şekillendiren zihniyetin karşısında köle olmadığını ve bu zihniyete biat etmediğini defalarca kez kanıtlamış ve gerekirse bir kez daha kanıtlayabilecek güçtedir.