Derler ki Zagros Dağları, dilsizi dile getirirmiş. Yüreğinin en derinlerinden gelen sesler, çağlayan olup dökülüverirmiş dudaklardan. Mısra olur dizelere vururmuş. En güzel melodiler halini alırmış sonra. Ve derler ki taa eski zamanın tanrıçaları böyle görünürmüş yeni zamana. Zagros’un yiğit kadınları da tanrıçaların izlerinden gidermiş. Tanrıçalar hiç sırtını dönmemiş Zagros’un kadınlarına.
Evet, Rojhilat denince Zagrosların yeşerttiği insanlığı, beşiklik ettiği Mezopotamya kültürünü yad etmek lazım. Tanrıçaların yarattığı insanlık değerlerini anmak lazım. Bu değerler ki bin yıllar geçmesine rağmen insanlık halen özlemini duymakta. Büyük bedeller ödeyerek özgür, doğal bir toplum yaratmaya çalışmakta. Zagros eteklerinde yeşeren insanlık bilinç kodlarına öyle bir yerleşmiş ki her yeni nesilde yeni bir arayış olarak vücut bulmakta. Erkek aklının ve kültürünün bin yıllardır bölge halklarına, kadınlarına dayattığı savaş ve tecavüz kültürüne rağmen her dönem küllerinden yeniden var olmakta.
Mezopotamya’nın kadim halklarına, erkek aklının dayattığı savaş ve tecavüz kültürü de halen devam etmekte ne yazık ki. Bir yanı doğal topluma uzanan bir kök, öte yanı savaşın, tecavüzün kırımın kavurduğu bir çöl. Çoğunluğu Kürdistan coğrafyası olmak üzere yangın yerine dönmüş olan Ortadoğu halkları, bugünlerde Kürt kadınlarının özgürlük arayışına yüzünü dönmüş durumda.
Kürt kadınlarının özgürlük arayışı büyüdükçe, bilinç ve örgütlülükleri arttıkça egemen zihniyetin saldırganlığı da artmakta tabii. Nitekim bunun son örneği Mahabad’da yaşandı.
Mayıs ayının ilk haftası 25 yaşındaki Ferînaz Xosrawanî, Rojhilat’ın Mahabad kentinde İran İstihbarat elemanlarının şiddet ve tecavüzünden korunmak için kendini otelin dördüncü katında atarak yaşamına son verdi. Olayın duyulması üzerine Rojhilat halkı tecavüzcülerden hesap sormak için sokaklara döküldü. Ferînaz’ın yaşamını yitirmesi Kürdistan’ın dört parçasında tepki ile karşılandı. Birçok kentte başta kadınlar olmak üzere Kürt halkı İran’ın tecavüz politikalarına karşı sokaklara çıktı.
Şüphesiz egemen zihniyet bu saldırı ile Kürdistan’ın her köşesine sirayet etmiş olan kadın özgürlük bilincine ve örgütlülüğüne saldırmaktadır. Şengal ve Kobanê başta olmak üzere Kürt kadınlarının artan etkisini kırmak istemekte. Tabii sadece bu değil. Kadının bedeni üzerinden toplum iradesini de kırmak istiyor. Böylece hem kadının özgürlük arayışını engellemiş, hem de toplum iradesini kırarak egemen politikalarını devam ettirmeyi sağlamış olacak.
İran yangın yerine dönmüş olan bu coğrafyada özgürlük arayışını engelleyebilir mi? Ya da Rojhilat Kürtleri bu saldırıları aşabilecek tarihe ve toplumsal dokuya sahip mi?
Rojhilatê Kürdistan; 1639’da İran ve Osmanlı arasında imzalanan Kasr-ı Şirin antlaşması ile Kürdistan’ın ilk bölünen parçasıdır. Bu antlaşma Kürdistan halkının en önemli kırılma noktalarından biridir. Antlaşmadan sonra Osmanlı ve İran; Kürt beyliklerini ortadan kaldırmaya başlar. Kürdistan tarihinde 13.yy ortalarından Kürt beyliklerinin minimize edildiği 19.yy ortalarına kadar süren 600 yıllık dönem, “Yarı bağımsız Kürt beylikleri dönemi” olarak adlandırılabilir. Yarı bağımsız olarak yaşam sürdüren Kürt beyliklerinin üst elit kesiminde devletçi toplum kültürü hakim iken toplumun büyük kesiminde doğal toplumun etkilerini görmek mümkün. Din, toplum üzerinde hiç bir dönem etkili bir faktör olmamıştır.
Kasr-i Şirin Antlaşması ile İran’ın denetimine geçen Rojhilat Kürtleri; İran’ın değişken siyasi tarihi boyunca çoğunlukla muhalif düzeyde kalır. İran’ın şia hakimiyetinde gelişen islam rejimine rağmen Kürtlerin ulus bilinci diridir. Her ne kadar inanç faktörü söz konusu olsa da özellikle sunni kesimlere karşı İran rejiminin ayrımcı yaklaşımı etnik bilincin süreklilik sağlamasında önemli bir etken olmuştur. Yaresanlar ve Şii Kürtlerin inancı rejimle yakınlık gösterse de Kürtlük bilinci köklü bir entegrasyonu engeller.
İran’ın dini politikalarının etkili olmamasının bir nedeni de Zerdüşt inancının Rojhilat Kürtlerinde güçlü yaşanması ile bağlantılıdır. Her ne kadar Osmanlı ve sonrasından İran; dini politikalarını Kürtlere dayatmışsa da Zerdüşlük inancının izlerini silemedi. Bir diğer etken ise coğrafi koşullardır. Kürtlerin çoğunluğunun Zagros dağ silsilesi etrafında ve çoğunlukla hayvancılıkla geçimini sağlaması bir savunma içgüdüsü olarak rejime açılmasını engelledi.
İran; Kürtlerin dillerine, kültürlerine dokunmamakla birlikte islamî sınırlara çekme konusunda baskılarak, siyasal arayışlarını sürekli engellemeye çalıştı. Fakat yine de Kürtleri sistemin bir parçası haline getirmeyi başaramadı.
Bu kısa özet, Kürtlerin sosyal ve kültürel dokusunun doğal toplum izlerini taşıdığını gösterir. Dolayısıyla bunca baskıya, ötelemeye, işkenceye, idama, recme rağmen Zagros’un yiğit kadınlarının özgürlük arayışı hiç azalmadı. İslam rejiminin katı uygulamaları ile baskılanmaya çalışılan bu arayışı Zeynep Celaliyan, Şîrîn Elemhulîlerin mücadelesinde kendini gösterdi. Zagrosların her taşına, her ağacına sinmiş olan tanrıça değerleri toplumun zihin kodlarında da mevcuttur. Aksi halde Ferînaz isyanı gelişmezdi. Bu isyanda geleneksel toplumun ‘namus’ algısını aramak yeterli olmaz. Kimi kesimler böyle yaklaşsa da esası; İran rejiminin tecavüzcü politikalarına karşı gelişti.
Devletçi eril zihniyetin kadın bedeni üzerinden toplumu kötürümleştirme çabası İranlı bütün kadınlar üzerinde de geliştirilmekte. Reyhaneh Jabbari de tecavüzcüsünü öldürdüğü için idam edilmişti. Yani tecavüze karşı çıkmak ya zindan ve idam ya da uçurumlardır. İşte Rojhilat Kürtlerinin isyanı bu kuşatılmışlığa, uçurumlara, zindanlara ve idamlara karşı gelişti.
Zagros’un eteklerinde insanlığa beşiklik etmiş olan kadim halkların ve kadınların tanrıça kültürüne uzanan arayışı Ferînaz isyanında sokaklara taştı. Çünkü bu topraklar da güneşi kadınlar doğurur. Bu topraklar güneşi doğuran kadınların ülkesidir. Êzîdî analar ‘benim doğduğum coğrafyada önce kadınlar uyanır sonra güneş doğar; güneşi kadınlar doğururdu...’ der. İran devletinin tecavüz politikaları güneşi doğuran kadınlara mani olamaz.