Onbinler Sakine Cansız’la birlikte Dersim’e döndü yüzünü, celladına boyun eğmeyen kahramanların efsanevi kentine. Dersim halkı direnişiyle efsaneleşmiş, özgürlüğe sevdalı, asi ve başı dik bir kahramanı daha karşılıyordu. Dersim dağları görkemli, Munzur suyu sessiz, berrak ama mağrurdu o gün. Gelen, yılların özlemiyle dolu Sakine Cansız’dı, biliyordu Dersim toprakları. 38’de uçurumlardan atılmış, bombalarla parçalanmış bir halkın ölümsüzlük destanıydı gelen... Ama bu kez yanlız değildi Dersim ve Dersimliler. Palu’dan Şeyh Said el vermişti Seyit Rıza’ya. Şengal da yanlız bırakmamıştı Seyit Rıza’yı o gün. İnanç farklarıyla parçalanmış bir halkın, bütün mezhepleri Cem evinde semaha durdu o gün. Onbirler, Sakine Cansız’a yaraşır bir şekilde güneşe uğurladılar O’nu.
Amed Fidan Doğan’ın doğum gününü kutlamıştı yüzbinlerle. Fidan’ın gülen yüzü Elbistan’a döndüğünde de Kürdistanlılar kardelenler mevsimine hazırlanan Nurhak’a teslim etmek için onbinlerle yola koyuldu o gün. 78 katliamdan beri sessizliğe gömülmüş olan Maraş şaşkın, Nurhak ise gururluydu Fidan’ı beklerken. Gelen, sürgüne mahkum edilmiş gencecik Fidan’ın bedeniydi. Fidan’ın Paris’te onlarca farklı halkı ve kadını biraraya getiren özgürlük aşkı, bu kez Nurhak eteklerinde buluşturdu onları... Salt Kürtler değildi Fidan Doğan’a eşlik edenler. Onun aşkına inanan kadınlar, halklar da Paris’ten beri eşlik etmişti O’na. Nurhak belki de tarihinde ilk kez yanlız olmadığını gördü o gün.
Ve Leyla... Leyla Şaylemez; Gencecik yaşamına yüzbinleri sığdıran kardelen... Kürt gençlerinin yüreğine taht kurmuş, 24 yıllık yaşamına bir ülkeyi sığdırmış Leyla Şaylemez de tıpkı Sakine Cansız ve Fidan Doğan gibi görkemli karşılandı. Kürdistanlıların yanı sıra Türkiye’nin demokrat kesimleri de Leyla Şaylemez’i sonsuzluğa uğurlamak için gelmişlerdi.
Sakine Cansız (Sara), Fidan Doğan (Rojbîn) ve Leyla Şaylemez (Ronahî); Amed, Dersim, Elbistan ve Mersin’de Kürdistan’ın bütün renklerini biraraya getirdiler. Farklı mezhep ve inançlar o gün aynı inancı taşıdı, ortak ibadet etti. Kadınlar üç kardelen şahsında özgürlük yeminlerini yineledi. Kürdistanlılar mücadele kararlılıklarını biledi o gün.
Bu üç devrimci kadın ne yapmıştı da milyonları tek yürek haline getirmişti? Bu devrimci kadınlar nasıl oldu da, onlarca halkı ve kadın örgütlerini biraya getirebildi?
Ya da bu kalleşçe katliamı yapanlar bu üç devrimci kadından neyin intikamını almış, kadınlara ne mesaj vermek istemişti?
Paris katliamına ilişkin değişik yorumlar olmasına rağmen ortak kanı; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile başlayan görüşmelerin sekteye uğratmasına yönelik ki bu önemli bir noktayı işaret etmektedir. Diğer önemli husus, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın “cinsiyet özgürlükçü toplum” paradigmasını benimsemiş, öncülüğünü yapmış ve demokratik toplum inşasında rol oynayan, bu düşünceyi halklara ve diğer kadınlara; yine toplumun geleceği olan gençlere taşıran kadınları hedef almasıdır. Yani bilinçlenen, örgütlenen, düşüncesi, sesi ve sözü olan kadınlara yönelik bir saldırıdır. Kürt kadınları Ortadoğu coğrafyasında gerek Kürt kadını ve halkının özgürlüğü, gerekse Ortadoğulu kadınların özgürlük öncülüğünü yapan bir konumdadır. Kürt kadınlarının geldiği düzey, Ortadoğulu ve birçok farklı halklardan kadınlara model olmaktadır. Kürt kadınlarının örgütlülükleri, siyasal perspektif ve performansları demokratik toplum inşasındaki öncülükleri birçok kesimi etkilemektedir.
Oysa egemen sistemin Türkiye ve Ortadoğulu kadınlardan istediği bu değil. Türkiye’de kadınlar için örgütlülük tehlikeli görülmekte, siyasette vitrin görevi verilmekte, toplumdaki kadına ise annelik ve eşlik rolü biçilmektedir. Nitekim bir yılda kadına yönelik şiddetin yüzde bin dört yüz artmasının en temel sebebi iktidar partisinin kadın yaklaşımı olmuştur. Daha dün Türkiye’nin değişik illerinden üç kadın cinayeti haberi geldi. Ortadoğu’nun diğer ülkelerinde ise yaşam kadınlar için tam bir vahşet… ‘Arap Baharı’ olarak tanımlanan süreç ‘erkek baharı’na dönüşmüş durumda. Arap ülkelerinde yaşanan ayaklanmalar öncesi sınırlı olan kadın hakları, yeni oluşan hükümetlerce tek tek geri alınmakta. Ortadoğu’nun yeni siyasi denkleminde kadınların yeri ya yok, ya da çok sınırlı. Kadın açısından gerek siyasi erkin, gerekse de toplumsal baskının hat safhaya ulaştığı Ortadoğu coğrafyasında kadın özgürlük mücadelesi büyük bedel demektir. Dolayısıyla Kürt kadınlarının özgürlük inancı, kararlılığı ve mücadelesi Kürt kadınlarını hedef haline getirmiştir.
Çünkü; Kürt kadınları bu profilin dışındadır. Tarife dışıdır, eril zihniyete, onun savaş ve yaşam kültürüne karşıdır. Demokratik toplum ve barış yanlısıdır. Yıllardır Kürt anaları çocuklarının parçalanmış cesetleri başında ‘’Êdi bes e (artık yeter), bu savaş bitsin, barış olsun’’ dediler. Kürt kadınları eril siyasetin rengini değiştirdi. Siyasetteki kadını vitrinden indirip somutlaştırdı, siyasetin öznesi haline getirdi. Kürt kadınları kadının metalaşmasına karşı çıktı, kadın emeğinin özgürleştirilmesi için büyük bedel ödedi. Kadın özgürlük sorununu toplumların demokratikleşmesinin merkezine aldı, geleneksel tabulara dokundu ve alternatif oluşturdu.
Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez bu yüzden milyonlarca Kürdün, kadınların ve ezilen halkların gönlünde taht kurdu. Sakine Cansız’ın direniş destanıyla büyüyen Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez de tıpkı Sakine Cansız gibi yaşamları boyunca kadının ve halkların özgürlüğü, toplumsal demokrasi ve barış için mücadele etti. Sakine Cansız’ın babası “Onlar barış için mücadele ettikleri için katledildi” derken bu gerçeği ifade ediyordu.
Onun için onlarca halk bu üç devrimci kadının etrafında kenetlendi. Çünkü onların mücadelesinde kendi geleceklerini gördüler; kadın örgütleri eril sistem karşısındaki bu cesur duruşlardan güç aldı. Aksi halde onca kadın örgütü ve halk nasıl bir araya gelebilirdi. Üç devrimci kadının halkların kardeşliğini esas alması, kadın özgürlüğüne olan inancı Kürtleri ve dostlarını bir araya getirirken, savaş tanrılarının da hedefi haline getirdi. Bu katliamla başta Kürt kadınları olmak üzere kadın özgürlüğü için mücadele eden kadınlara; ‘’Yeriniz, eviniz ve kocanızın yanıdır. Eğer amacınız özgürlükse, ölümlerden ölüm beğenin’’ denilmektedir.
Ancak Kürt kadınları, halkı ve dostları bu yaklaşımı Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’i Paris’ten, Amed’e, Amed’den Dersim’e, Elbistan’a ve Mersin’e kadar görkemli sahiplenerek boşa çıkardı. Paris’ten Kürdistan’ın bütün kentlerine akan hüzün seli, büyüyerek her yürekte mücadele kararlılığına dönüştü aynı zamanda...
HACER ALTUNSOY: Kardelenlerin özgürlük aşkı