Kalbini dört parçaya ayırarak şarkılarıyla Gulê’nin dört yaprağına seslenir. Gulê’nin hasretinden sanatın imgeselliğiyle haykırırdı. Kimse ona sanat öğretmedi; sanatı kendisi öğrendi. Böylece ‘’sanat öğretilir mi, öğrenilir mi’’ sorusuna da net bir cevap vermiş oldu. Daha küçük yaştayken teneke kutudan saza benzeyen bir enstrüman yapar ve çalar. Böylece kendi sanatının nüvelerini icra etme ciddiyetiyle yaklaşır.
Mihemed Şêxo sanatın gizemiyle hayatın ve halkının yaşadığı en acı gerçekleri açıklamış oldu. Kendi halkının acılarını dinler ve dinletirdi. Kürtlerin susturulduğu süreçte, O, sazıyla, cümbüşüyle ve sesiyle egemenlere karşı haykırdı. Sömürünün, zulmün, inkarın ve asimilasyonun yoğunlaştığı dönemde, O, sanatın etkinliğiyle, sömürülenin ve mazlumun sesi olmaya çalıştı. Saz çaldığı ve şarkı söylediği için Suriye devleti tarafından defalarca tutuklandı, işkence gördü ve sazı kırıldı. Aynı dönemde Şili’de Victor Jara, ‘’zulme karşı sanat, diktatörlüğe karşı devrim’’ dediği için elleri ve gitarı kırıldı, sonra da vahşice öldürüldü. Arjantin’de Mercedes Sosa, Latin devrimlerini desteklediği için tutuklandı ve sürgüne gönderildi. Filistin’de Marcel Halife, ‘’kurtuluş, kurtuluş’’ diye haykırdığı için İsrail devleti tarafından tutuklandı ve dişleri kırıldı.
Mihemed Şêxo da, bu ilkeli ozan ve sanatçılarla aynı kaderi paylaştı. Baskı ve tehditlerden dolayı yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Uzun yıllar İran ve Irak’ta yaşadı. Ama hiçbir zaman halkından uzak durmadı. Sanatına ve ülkesine olan aşkını hiçbir zaman ihmal etmedi. Bundandır ki, O, 20. yüzyılın ‘’yurtsever ozanı’’ sıfatını alan bir idoldür. Sanatla nasıl yurtseverlik olacağı ve sanatın başlı başına bir duygu emeği olduğunu hepimize gösterdi. Anlam dolu sözleriyle, özgün müziğiyle ve tarihin derinliklerinden yankılanan hazin sesiyle Kürt müziğine yeni bir yön verdi. Ay felek, Eman Dilo, Nisrîn, Ay Gewrê, Hepsû Zindan, Gulizar ve daha nice unutulmaz şarkıyla Kürt müziğine can verdi. Hayatını sanata, sanatını halkına adayan büyük ozandır Mihemed Şêxo. O’nun en yakın arkadaşı olan ozan Mahmud Aziz şöyle der: ‘’Mihemed Şêxo’nun şarkılarını ancak Mihemed Şêxo söyleyebilir.’’ Burada onun sesinin özgünlüğüne vurgu vardır.
Mihemed Şêxo, son Newroz konserini 1988 yılında Kobani’de verdi. O’nu dinlemeye gelen binlerce insana şöyle seslendi: ‘’Beni sürekli tutukluyorlar, ‘saz çalma, şarkı söyleme’ diyorlar. Ben de onlara dedim ki, sazım vicdanımdır, sesim de halkımın çığlığı. Saz çalacağım ve türkü söylemeye devam edeceğim.’’ Böylece Mihemed Şêxo bir ozana, sanatçıya ve yurtsevere yakışır biçimde egemenlerin zulmüne karşı en çarpıcı cevabı vermişti. O, sanatın gücünün toplumu değiştirmeye muktedir olduğuna inanan bir sanat insanıydı. Hiçbir zaman ‘’sanat bağımsızdır’’ gafletine düşmedi. Düşenleri de onaylamadı. Sanatın muhalifliğine inanarak son nefesine kadar ülkemizdeki siyasi ve toplumsal direnişleri sanatıyla destekleyerek hepimize örnek oldu. Bu saygın ozanımız 9 Mart 1989’da aramızdan ayrıldı. Ölümünün 23. yıldönümünde O’nu saygıyla anıyoruz...
* Sincan 2 nolu F Tipi Cezaevi’nde tutsak
HACI NEHSAN*: Gulê’nin özlediği bülbül: Mihemed Şêxo