Osmanlı bakiyesi hafiyecilik kimlik ve kılıf değiştirmiş olsa da cumhuriyetin kuruluş mayasında bulunan karanlık odaklardan biri olmaya devam etmektedir. Devletin üst aklı, derin devlet olarak adlandırılan gizli örgütler devlet adına karanlık işler tezgahlamak ve uygulamak için vardırlar. Her meslek örgütünden değişik siyasi görüşten insanın yer aldığı bu gizli teşkilatlar devlet adına her türlü suç işleme yetkisine sahiptirler. Hesap verebilirlik kapsamına girmeyen, şeffaf olamayan, hukuktan muaf tutulan bu oluşumun geçmişte olduğu gibi günümüzde de en etkili faaliyet alanı Kürdistan’dır. 90’lı yıllarda PKK’ye karşı mücadele adı altında kontur gerilla ve Hızbu-Kontra, JİTEM gibi değişik adlar altında faaliyet yürüten bu suç örgütü çok büyük tahribatlar yaptılar. Binlerce köy boşaltmalar, binlerce faili meçhul cinayet bu suç örgütünün eseridir. NATO bünyesinde oluşturulan ve her ülkede değişik adlar altında organize edilen yaygın adıyla Gladyo olarak tanımlanan bu yapıların Türkiye’deki ayağı tam bir kan emicidir.

Seferberlik tetkik kurulu olarak kurulan ve daha sonra ise Özel Harp Dairesi olarak adlandırılan bu mekanizma kanserli bir ur gibi bütün toplumu sardı. Devleti ele geçirerek bir heyula gibi hep var oldu. Kürt Özgürlük mücadelesine karşı çok kirli bir savaş yürüttü. Hükümetler her ne kadar resmen adını zikir etmese ve açıktan sahiplenilmese de devletin gizli vurucu gücü olarak Kürtlere karşı suç işlemeyi desteklediler. JİTEM’in varlığını uzun süre kabul etmediler. Bu karanlık suç örgütünün ifşa olması, Susurluk kazasında devletin kirli çamaşırları ortalığa saçılmış olmasına rağmen yeterince üzerine gidilmedi. JÖH, PÖH ve şimdilerde AKP’nin örgütlediği halk özel Kuvvetler, Osmanlı ocakları adı altında özel suç örgütleri oluşturuldu.

Bugün Türkiye’nin geldiği nokta oldukça vahimdir. Tüm toplumu gözetleyen ve dinleyen bir korku imparatorluğu vardır. Türkiye hafiye devletine dönüşmüştür. Cumhuriyet olarak adlandırılan rejim ise vasfını kaybetmiş ve istibdat rejimine dönüşmüştür. Özel yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanı devletin olanaklarını sınırsız kullanmakta, toplumu OHAL ve KHK’larla yönetmektedir. Örtülü ödeneklerle her türlü melaneti işlemektedir. Eleştiri yapmaya bile korkulur hale gelindi. “Cumhurbaşkanı’na hakaretten” birçok insan cezaevine girmiş durumdadır.

Erdoğan’ın kendisi Türkiye’yi bu hale getirmek için geliştirilen bir projedir. Ortadoğu’da ulus devletleri kapitalist sistemin önünde engel olmaktan çıkarmak için ya dönüşmeleri gerekir ya da yıkılmaları gerekirdi. Afganistan, Irak, Suriye yıkıma uğrarken Türküye Ilımlı İslam projesi ekseninde değişime uğratılmak istendi. Erdoğan bu projenin icabı için desteklendi ve başa getirildi. Türkiye tersinden bir değişime uğradı. Gerici, dinci, milliyetçi yörüngeye kayarak faşist ton hakim kılındı. İçerde dışarıda saldırgan bir siyaset izlemektedir. Bu değişimin ceremesini bütün toplum çeker hale geldi.

Hafiye devletinde, istibdat rejiminde iktidar kendisini güvenceye almak için her türlü önlemi almak zorundadır. Muhalefet edebilecek tüm odakları ortadan kaldırır. Nitekim yapılan da budur. Dış tehdit, iç düşman yaratılarak her kesimin üzerine gitmekten geri durmazlar. Soğana muhtaç hale gelen toplum aymazlık içinde, umutsuz bir vaka gibi Erdoğan’ın arkasından seğirtmekte, söylemlerine inanmaktadır. Sebze halinde çalışanları bile “gıda terörü” olarak adlandırıp ezmekten dem vurmaktadır. Kendisinden olmayan her kes “teröristtir”. MHP-AKP ortaklığı bu zihniyetin ürünüdür. Bu iki parti çoğunluğu elde tutma adına kader birliği yaparak birbirlerine gebe hale geldiler. Devletin bekası adına fütursuzca davranmaktan geri durmuyorlar. Her konuda topluma yalan söyleyerek yalanlarına kendileri de inanır hale gelerek çok vahim bir akıl tutulması yaşamaktadırlar. iktidarı destekleyen, nesneleşmiş toplumsal tabanının akıl sağlığı bozulmuştur.

Bütün diktatör rejimlerde olduğu gibi Türkiye’de oluşan hafiye devleti ve istibdat rejimi de her şeye muktedir değildir. Yalaka bir medya ordusunun servis ettiği yalanlarla toplumu uyutması ilelebet değil, bir yere kadardır. Erdoğan ve Bahçeli faşist ikilisi halkın geleceğini ipotek altına alamazlar. Devletin gücü ellerinde olmalarına rağmen korkmaktadırlar. Açlık grevi eylemleri karşısında “Kral kendi çıplaklığını” fark etmiş durumdadır.

Faşist blok gerileme ve çöküş aşamasına gelmiştir. Geleceğe dair hiçbir vaatleri yoktur. İçi boş şatafatlı sözlerle, dinci milliyetçi kimlik üzerinden oy devşirmeye çalışacaklar. Önümüzdeki yerel seçimlerde büyük hilelere ve sahtekarlıklara umut bağlamışlardır. Ne yaparlarsa yapsınlar halklarımızın demokrasi talebi karşısında çöküşten kurtulmaları imkansızdır.