Anımsama, bütün düşünme biçimlerinin temelini oluşturur. Geçmiş bir olayı ya da bir bilgiyi, zihinde tutma ve anımsama yetisi bellek ya da hafıza olarak kavramlaştırılmış. Belleğimiz (hafıza) olmasaydı her şeyi unutur ne kimseyi tanıyabilir ne de kim olduğumuzu bilebilirdik.
„Aklı beşer nisyan ile malûldür“ derler. Yani insan aklı unutmaya meyillidir, insan çabuk unutuyor... Bilim, insanların bazen kendilerine ilişkin hoş olmayan gerçekleri, bu gerçeklerin vereceği sıkıntıdan kurtulmak için unuttuklarını savunur. Yani hatırda tutmanın, unutmamanın bazen insan evladına cazip gelmediğini söyler.
Bu durum daha çok yaşanan acılar için geçerli sanki... Oysa bazı yaşanmışlıkları unutmamak gerekir. Çünkü unutmak, umudu kaybetmek anlamına gelir biraz da.
Hafızaların üstü külleniyor. Eskiler olan biteni unutuyorlar, yeni nesillerin ise haberi olmuyor. Bu nedenle geçmişi hatırlatmak için zaman zaman o külleri eşeleyip ateşi harlatmak gerekiyor. Sorgulamak için unutmamak gerekiyor
Unutturmak hükmedenin tuzağıdır bir bakıma... Zalim, hafızayı körelterek uzun zaman zulüm edebilir ancak. O halde zulme uğrayan unutmamalı... Daima hatırlamalı... Bu da yetmez belki... Unutmaya başlayana hatırlatmalı.
Yazarın dediği gibi, „Hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız.“
   Unutmak, hafıza yükümlüğünü yok etmek, farklı bir zamanda farklı bir mekanda her şeyin yeniden yaşanabileceği gerçeğini de unutmak olur.
Ayrıca geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir toplum yapısı oluşturmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşme ve sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir aynı zamanda.
Bu ülkede yaşanan,unutulmaması gereken ve yüzleşmeyi gerektiren insanlık dışı olaylardan biri de 12 Eylül döneminde en vahşi uygulamalarının yaşandığı Diyarbakır Zindanı.
***
Sözü, Türkiye’de Türkçe haricinde tiyatro çalışması yapan bir kaç tiyatro grubundan biri olan ve Kürtçe tiyatro yapan Destar Tiyatro’nun “Disko 5 No’lu” adlı oyununa getirmek istiyorum, Destar Tiyatro’nun Kürtçe sahnelediği “Disko 5 No’lu” adlı oyun, 12 Eylül sonrasında Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan vahşeti, işkenceleri ele alıyor.
Mirza Metin tarafından yazılıp oynanan oyunun yönetmenliğini Berfin Zenderlioğlu yapmış.
Baskıyı, işkenceyi, vahşeti, insanın ve kimliğinin inkarını sorguluyor oyun.
Oyun Diyarbakır Cezaevi gerçeğini bir işkencecinin, işkence gören bir mahpusun ve bir örümceğin dilinden tek bedende anlatıyor.
Kürtçe sahnelenen oyunun metni, ‘Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ ile ilgili yazılmış anı, araştırma, belgesel çalışması ve görüşmeler kaynak alınarak gerçeğe uygun kaleme alınmış.
***
Oyunda dekor son derece sade. Sahnede aksesuar olarak kullanılan halat ve sandalye çok yönlü kullanıma açık bir hale  getirilmiş.
Diyaloglarda, hem mahkum, hem gardiyan (işkenceci) hem de örümcek bir tek kişi tarafından üstlenilmesine rağmen dile hakimiyet sayesinde oyun teklemeden sürüyor. Bu noktada Mirza Metin’in performansı alkışı fazlasıyla hakkediyor. El-kol ve beden hareketlerindeki jestler oyuna canlılık katıyor.
Cezaevinde yaşanan, ölüm oruçları, bedenlerini ateşe veren dörtler olayı gibi direnişlere nedense yeterince yer verilmemiş. Yaşanan vahşetin acımasızlığı karşısında direniş ruhunu da görmek istiyor insan.
Bir de oyunun ilk gösterimi, prömiyeri neden Amed’te yapımadı diye düşündüm. Hafıza tazelemede, yüzleşmede ve vicdan bahsinde bu tür çalışmalara  büyük ihtiyaç var.
Oyuna emeği geçenleri kutluyorum. Daha nice oyunlara.