‘Hafızası olmayan toplumların vicdanı gelişmez’
Forum Haberleri —

HİWA AZAD
William Shakespeare’in yazdığı “Venedik Taciri” sahnesinde Hıristiyan ırkçılığına karşı Yahudi tefeci Shylock’un ağzından dökülen isyan sözlerinin yerini Kürtler ve Türkler olarak değiştirirsek anlamından hiç bir şey yitirmeyeceğine inanıyoruz! Shylock, Hıristiyanların Yahudilere karşı ırkçı ve alçaltıcı yaklaşımları karşısında şöyle seslenir:
“Yahudinin gözleri yok mu? Yahudinin elleri, azaları, duyuları, sevgileri, arzuları yok mu? Onun karnı da aynı yemekle doymuyor mu? Ya aynı silâhlardan o acı duymuyor mu? Aynı hastalıklara o da tutulmuyor mu? Aynı ilâçlardan o iyilik bulmuyor mu? Bir Hıristiyan kadar aynı kışın soğuğu, aynı yazın sıcağı ona dokunmuyor mu? Bizi gıdıklarsanız gülmez miyiz acaba? Bizi yaralarsanız akmıyor mu kanımız? Bizi zehirlerseniz çıkmıyor mu canımız? Ya siz bize haksızlık ederseniz biz hıncımızı almaz mıyız? Bütün öteki şeylerde size benziyorsak bunda da elbet benzeriz ya… Sizin bana öğrettiğiniz alçaklıkları ben de size tatbik edeceğim.”
Tarihe damgasını vurmuş sözler ve yargılamalar güncelliğinden hiçbir şey yitirmezler. Hatta benzer durumlarda ilham kaynağı olurlar.
TC Devleti Kürtlere karşı soykırım savaşı yürütürken alçaklıkta ve ahlaksızlıkta hiçbir sınır tanımıyor. Irkçı devlet Kürt halkına karşı beslediği kin ve nefreti her gün farklı bir saldırıyla açığa vuruyor. Türkiye’de Irkçılık o kadar normal bir hal aldıki, Kürtleri katletmek, cenazelerini kaldırım diplerinde ayaklar altına almak, aşağılamak, değerleriyle alay etmek, kutsallarını küçümsemek Türklüğün esas görevleri arasında yer almış. Türk devleti tüm ideolojik ve propaganda araçlarıyla toplumu öyle bir hale getirdi ki Kürtlüğünden dolayı sorgulama, yargılama, infaz etme kararı her şehirde ve sokakta normal bir hale gelmiş. Biri Kürtçe konuştuğu, yada müzik dinlediği için öldürülür, diğeri alanen tehdit edilir, iradesine kayyum atanır. Böylece iradesiz pısırık, teslim olmuş bir toplum ve kişilik yaratmak istiyorlar. Savaşın bu kadar derinleştirilmesi, ırkçı ideolojik propagandayla beslenmesi Kürt halkının iradesini tümden kırma ve teslim alma amacıyladır. Kürtlerin hafızasını yok ederek hiç birşey hatırlamayacak, geçmişini hatırlatan herşey yok edilip güç alabileceği hiçbir manevi dayanak bırakılmayacak. Kürt’ü hatırlatan her şeye düşmanlık besliyor, coğrafyayı barajlarla yok ediyor, tarihini sular altında bırakıyor. Şehitlerini değersizleştirip direnme bilinci ve azmini öldürmek istiyor. Sembol haline gelmiş tarihsel kişilikleri hatırladan mekanları yıkıyor, dilini, kültürünü, müziğini,aşkını öldürüyor.
Tüm bunların yanında Kürt halkının tepkisi nedir?
Tahammül sınırlarını aşan saldırılar karşısında toplumun sessizliği Kürtleri zorlayan ve yaralayan bir durum haline gelmiştir. Bu kadar sabır ve sessizlik çok çok fazla!
Sanki bilinmeyen bir el Kürt halkının sinir uçlarına neşter vurmuş, tepkilerini ve reflekslerini öldürmüş, felç etmiş gibi! Bu uyuşuk ruh halinden sıyrılmak gerekiyor. Bu kadar kanıksama çok fazla! Bize yapılanları, yaşatılanları gerçekten kanıksıyor muyuz?
Reflekslerimiz bu kadar mı körelmiş? Bizi öfkelendirmesi gereken durumlar karşısında yaşanan sessizlik bizi ırkçı-faşist saldırılarından daha çok korkutmalı. Bir toplum için esas tehlike düşmanın korkunç saldırıları değil, bu vahşi saldırlar karşında yaşadığı sessizlik ve tepkisizliktir.
Shakespeare’in bir Yahudinin diliyle anlattığı gibi tepkimizi isyanımızı ortaya koymalıyız. Bize yapılanların hesabını onlarca kat fazlasıyla sormazsak, “sana bir vurana on misliyle vuracaksın” düsturunu esas almazsak ölümden beter rezil bir yaşamın içine sürükleneceğiz, adına yaşam denilirse!
Her gün Kürdistan’ın dört parçasında Kürt halkının onuruna, varlığına saldırılar yapılıyor şehitlikler tahrip edilip mezarlarımız kaldırım diplerinde ayaklar altına alınıyor. Kaldırım diplerinde ayaklar altına alınan cenazelerin Kürt halkının hafızası, direniş abidesi, özgürlük iradesi olduğunu biliyoruz. Kürt halkına irade kazandıran varlığına onur katan şehitlerimize yapılanlara baktığımızda Özgür Kürtlük adına hiçbir iz bırakmak istemediklerini göreceğiz!
Tahrip edilen mezarlıklar tahrip edilen hafızamızdır. Hafızası olmayan toplumların vicdanı olmaz. Hafızası olmayan toplumların iradesi olmaz. Hafızası olmayan toplumların varlığından söz edilemez. TC ırkçı varlığını Kürtlerin yokluğu üzerine kurgulamış. Bunu gerçekleştirmek için tüm imkanlarıyla saldırıyor. Rojava Kürdistan’ında Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî, alanlarını işgal etmekle kalmadı her gün katliam yapıyor demografyasını değiştiriyor. Başurê Kurdistan’ı misak-i milli sınırlarına dahil etmek istiyor. Oyun bu kadar derin, Kürt halkı üzerinde soykırım tehlikesi bu kadar büyükken tepkisiz, öfkesiz ve mücadelesiz olamayız. Siyasal, toplumsal mücadele reflekslerimizi güçlü tutmalı ve kesinlikle hesap sormalıyız. Faşist yasalarla yönetilen bir ülkede faşizmin koyduğu yasalardan adalet adına medet ummak cehalet değilse gaflettir. Faşist devlete meşruiyet kazandıran “yasalar” çerçevesinde “hak ve adalet arama” oyunu, toplumu oyalamanın ve özgürlük reflekslerini öldürmenin liberal yoludur.
Celladından adalet dilemekle bir yere varılmaz. Celladımız bizi öldürmenin çeşitli yollarını ararken sessiz ve tepkisiz kalarak kendimizi acınacak duruma düşürmemeliyiz. Öfkemizi diri tutmalı bize dayatılan sömürgeci saldırılara karşı durmalı, özgürlüğün kanunlarını uygulamalıyız.







