
Bilim-Teknik GÜNDEMİ
HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOÐLU
Alzheimer, insan ömrünün uzamasıyla birlikte giderek artan sayıda insanı etkileyen bir hastalık. Bilim insanları Alzheimer hastalarına umut olabilecek ve oldukça sıradışı bir yöntem bulmuş durumda.
Columbia Üniversitesi’nden Christine Denny, Alzheimer hastalarında beynin hafızayı oluşturan bölümündeki bilgilerin yok olmadığını sadece bilincin onlara ulaşmasının çok daha zor hale geldiğini düşünüyor. Denny ve ekibi bu savdan yola çıkarak farelerin beyninde lazerlerle, Alzheimer’ın etkisiz hale getirdiği beyin hücrelerini yeniden aktif hale getirmeyi başardı.
Avustralya’nın Editd Cowan Üniversitesinden Ralph Martins, çalışmayı “devrimsel” olarak nitelendirerek bunun yepyeni tedavi yöntemleri doğurabileceğini ifade etti.
Fareler üzerinde yapılan deneyde Alzheimerlı fareler ile sağlıklı fareler önce daha önceden tecrübe ettikleri bir ortama sokuldu. Sağlıklı fareler ortamı ve tecrübeleri hatırlarken Alzheimerlı fareler hatırlamakta zorluk çekti. Daha sonra Alzheimerlı farelerin beyninde hastalıktan etkilenen hücrelerin olduğu bölgelere lazerle müdahale edildi. Tedavi sonunda Alzheimerlı fareler aynı ortama konulunca sağlıklı fareler ile aynı davranışları sergilemeye başladı.
Bilim insanları bu deneyin beyinde artık yok olduğu düşünülen hafızaların yeniden canlandırılabileceğini gösterdiğini ifade ediyor.
Beyne ilk kez dışarıdan müdahale
Farelerde kullanılan derin beyin uyarıcılarının Alzheimer hastaları için bir tedavi yöntemi olabileceği de kaydediliyor.
Deneyin sonuçlarının yayınlanmasının ardından kısa bir süre içinde insanlarda da klinik deneylerin başlatılabileceği bildiriliyor.
Daha önce de Alzheimer hastalarında hatıraların yeniden erişilebileceği bazı deneylerle tespit edilmişti. Örneğin müzik birçok Alzheimer hastası için hatırların yeniden getirilmesi için kullanılan yaygın bir araç. Ancak ilk kez bu deneyle dışarıdan müdahale ile, beyin hücreleri lazerle uyarılarak hafıza geri getirildi.
Deneyin oluşturduğu teknik kullanılabilirse aslında sadece Alzheimer değil birçok alanda ciddi faydalar sağlayacak. Örneğin ağır şoklara bağlı hafıza kaybı yaşayan insanların hatıraları geri getirilebilecek. Hatta bazı bilim insanlarına göre çocukluğumuzda hatırlamadığımız birçok anımız bu şekilde geri gelebilir.
Gençliğin anahtarı beyinde olabilir
Bilim insanları insan vücudunu yaşlandıran mekanizmanın anahtarının beyinde olabileceğini tespit etti.
Yaşlanma insan vücudundaki en karmaşık işlemlerden biri. Yaşımız ilerledikçe DNAlarımız değişiyor, hücrelerimizin kendini yenileme yetenekleri aşınıyor. Bugüne kadar bilim insanlarının gerçekleştirdiği sayısız araştırmaya rağmen henüz bu mekanizmanın arkasındaki güç tespit edilemedi.
New York’taki Albert Einstein Tıp Fakültesinden Dongsheng Cai’nin ekibi bir sürede bu yana beyinin yaşlanma üzerindeki etkileri konusunda çalışma yürütüyor.
Cai ve ekibi fareler üzerinde yaptıkları araştırmada vücudumuzdaki metabolik faaliyetleri düzenleyen hormonların salınmasından sorumlu olan hipofiz bezine kök hücre enjeksiyonlarıyla yapılan müdahalelerle farelerin ömrünün yüzde 20 uzadığını tespit etti.
Bilim insanları bu müdahale için yeni doğmuş farelerin beyninden kök hücreler alıp yaşlanmaya başlayan farelere enjekte etti. Bu müdahale ortalama 2 sene yaşayan farelere 2 ila 4 ay kadar ek yaşam süresi sağladı.
İnsanlarda da yaklaşık 70 yaşına gelindiğinde hipofiz bezinde kök hücre kalmıyor. Bu nedenle bu küçük ama hayati doku kendini yenileyemiyor.
Cai ve ekibi bu yöntemin anti-ageing terapileri için önemli bir açılım olabileceğini düşünüyor. Cai’ye göre eğer yaşlanma mekanizmasını yavaşlatan micro RNAlar tespit edilebilirse yeni kuşak tedavilerin önü açılacak.
İnsan embriyoları üzerinde en kapsamlı genetik çalışma
ABD’de geçtiğimiz yıllarda keşfedilen CRISPR tekniği kullanılarak insan embriyoları üzerinde bugüne kadarki en kapsamlı genetik düzenleme deneyinin başarıyla gerçekleştirildiği bildirildi.
Massachusetts Teknoloji Enstitüsünün aylık MIT Tech Review jurnalinde yayınlanan bir makalede CRISPR tekniğinin insan embriyolarındaki genetik bozuklukların düzeltilmesinde kullanıldığını ve sonuçların da oldukça umut verici olduğu kaydedildi.
Çalışmanın ayrıntılı sonuçları henüz açıklanmış değil. Ancak makalede sonuçların bugüne kadar elde edilen en iyi sonuçlar olduğu kaydedildi.
Dünyanın birçok ülkesinde bilim insanları CRISPR tekniğini kullanarak insan embriyolarındaki genetik bozuklukları tamir etmeye çalışıyor.
Her sene dünyada onbinlerce hamilelik, bebek anne karnındayken gelişen kronik bozukluklar nedeniyle sona erdiriliyor. Bilim insanları embriyolar üzerindeki genetik çalışmalarla ilk etapta bunun önüne geçmeye çalışıyor.
ABD’de doktor Shoukhrat Mitalipov liderliğindeki bir ekip tarafından onlarca embriyo üzerinde yapılan deney de bunlardan biri. Mitalipov, 2013 yılında da yetişkinlerin vücudundaki hücrelerden ilk kök hücreyi elde etmeyi başaran ekipteydi.
Mitalipov’un embriyo deneyindeki tüm kök hücrelerdeki DNA düzenlemesini güvenli bir şekilde gerçekleştirdiği haber veriliyor. Daha önceki deneylerde embriyodaki tüm hücrelerin DNA’larının düzenlenmesi işlemi başarılamamıştı.
Damarlarda nano robot hız rekoru kırdı
Çin’de bilim insanların insan damarlarının içinde en hızlı yüzen nano robotu oluşturdu.
Çin’deki Harbin Teknoloji Enstitüsünden uzmanlar insan damarı içinde saniyede 10 mikrometre yüzen bir nano robot icat etti.
Nano robot, insanların serbest yüzme stilini kullanıyor ve kulaç atarak insan damarları içinde ilerliyor.
Bilim insanları nano robotların önümüzdeki 10 yıl içinde standart bir uygulama olarak kullanılmaya başlayacağını ve insanların sağlıklarının gözlemlenmesini sağlayacağını ifade ediyor.
Toronto Üniversitesinden Eric Diller da robotu, nano robot dünyasının Michael Phelps’i ilan ederek insan vücudunun her noktasına gidebilecek kadar küçük olan bu robotun bu kadar hızlı olmasını “müthiş” olarak nitelendirdi.
İnsan kanı sudan çok daha yoğun olduğundan içinde yüzmek çok daha ciddi bir güç gerektiriyor. İkinci kuşak nano robotların hepsinin bu yeni tekniğiyle insan vücudunu keşfetmesi bekleniyor.
Gelişmiş ülkelerde sperm sayısı yüzde 60 azaldı
Gelişmiş ülkelerdeki modern yaşam insanın biyolojik üretkenliğini tehdit ediyor. Son yapılan araştırmaya göre gelişmiş ülkelerdeki erkeklerin ortalama sperm sayıları yüzde 60 oranında azaldı.
185 ülkeden erkekler üzerinde yapılan araştırmada 1973 ile 2011 yılları arasında Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya ve Yeni Zellanda’da sperm sayılarının yüzde 59.3 oranında düştüğü görüldü.
Bilim insanları erkek üretkenliği için son derece ciddi olan bu verilerin değerlendirilmesi gerektiğini ve bu durumun gelecek kuşaklar için ciddi sağlık sorunlarına işaret edebileceğini ifade ediyor. Bilim insanlarına göre erkeklerin sperm sayısına birçok faktör etki edebiliyor. Modern yaşamda maruz kalınan kimyasallar bu alandaki baş şüpheli.