Türk devleti Kürtleri şiddetle, zorla ezerim; bugün bitirdik, yarın bitirdik zihniyetine her gün cevaplar alıyor. Dünyanın en karmaşık tekniğini kullanmasına rağmen gerilla karşısında üstünlük sağlayamıyor. Çünkü askerin gerilla karşısında savaşma gücü ve iradesi kalmamıştır. Eğer teknik imkanlar olmazsa gerilla karşısında bir gün dayanamaz. Moral üstünlük ve vuruş gücü tamamen gerillanın elindedir. Türk devletine kala kala Türkiye’nin bütün imkanlarını peşkeş çekerek aldığı teknikler kalmıştır. Vietnam’da da kanıtlandığı gibi savaşın sonucunu teknik değil, insanın moral gücü ve iradesi belirlemektedir.
Varlık, özgürlük ve demokratik yaşam için mücadele etmek kadar moral değerler yaratan başka bir etken olabilir mi? Bu nedenle gerilla moralli, asker ve polis ise moralsiz. Asker ve polis sürekli gerilimli. Bu nedenle bir Kürt gördüğünde saldırıyor, bir gerilla cesedi gördüğünde parçalıyor. Gerilimli ruh hali dengesiz davranışlara götürüyor.
Kürt Özgürlük Hareketi sorunları demokratik yoldan çözmek istemiş, bunun için çok fedakarlık göstermiş, ama başarılı olamamıştır. Türk devleti oyalama ve tasfiye politikasında ısrarlı olduğu için direnmek zorunda kalmıştır. Türk devletinin Kürt sorununu çözme gibi bir politikası yoktur. Kürtlerin iradeli bir toplum olmasını istemiyor. Onurlu Kürt’le kardeşlik içinde sorunu çözmek istemiyor. İrade kırıp belirli kırıntılara razı etmek istiyor.
Tek millet, tek vatan politikalarından vazgeçmemiştir. İçeride ve dışarıda zorlandığı ve çok eleştirildiği dil ve kültür konusunda kimi yumuşamalarla siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikalarını örtüp Kürtleri zaman içinde yok etmeyi hedefliyor. Hiç kimse kendini kandırmasın. Türk devleti bu politikadan vazgeçmemiştir. Attık dedikleri adımların tümünün de siyasi egemenlik ve kültürel soykırımı durdurmayan nitelikte olduğunu aklı başında ve ruhunu satmamış her Kürt görür.
Bugün Kürt’ü aşağılama, hor görme, iradesini kırma her yerde yaşanıyor. Bu gerçek ortadayken AKP hala bazı işbirlikçiler vasıtasıyla ve demagojik söylemlerle Kürt’ü kandırmaya ve oyalamaya çalışıyor. Bir aklı evvel danışman çıkıyor, Kürtlerin gözlerinin içine baka baka Kürtlerle dalga geçiyor. Kürtlerin isteklerinin yüzde doksan beşi gerçekleşmiş diyebiliyor. Daha da ileri giderek Kürtlere zulüm eden tek güç var, o da PKK’dir diyebiliyor. Bazı işbirlikçiler, hainler de hala ya bu AKP’nin kuyruğunda ya da AKP’nin Kürt düşmanı yüzünü gizlemeye çalışıyorlar.
Kürdistan’da seçilmiş belediye başkanı bırakılmamıştır. Seçilmiş belediye meclis üyesi kalmamıştır. Birkaçının zindana atılmaması özel durumlarından dolayıdır. Bir halka yaklaşım temsilcilerine yaklaşımla belli olur. Temsilcilere bu yaklaşımın olduğu bir yerde kim Kürtlere saygı duyulduğunu söyleyebilir?
Bütün temsilcileri içeri at, demokratik siyasetçi bırakma, kalanlar üzerinde dünyada görülmemiş baskılar yap, Kürtlerin en demokratik hakkı olan demokratik eylemlere azgınca saldır, çocuk, kadın, genç demeden Kürt’ü katlet, ondan sonra da Kürt sorununu çözüyoruz, Kürtlere baskı yapan sadece PKK’dir de! Bu kadar pişkinlik, utanmazlık olabilir mi? bu kadar pişkin ve utanmaz olanlar Kürt sorununu çözebilir mi? Bir Kürt bu kadar pişkin ve utanmaz olanlardan bir şey bekleyebilir mi?
Tüm temsilcileri tutukla, binlerce Kürt siyasetçisini içeri at, her gün çocukları öldür, ama PKK Kürtlere eziyet yapıyor de! Tabii Kemal Burkay gibi kaşarlanmış hainler, uşaklar bu zulüm ortadayken iki tarafın da hatası var deyip esas olarak BDP ve PKK düşmanlığı yaparsa psikolojik savaş hükümetinin danışman denen yüzsüzleri de böyle pişkin pişkin konuşur.
PKK barajları engelliyormuş; iş makinelerini yakıyormuş. Bugün Kürdistan’da onlarca baraj yapılıyor. Hepsi de güvenlik amaçlı, kültürel soykırım amaçlıdır. Kürdistan’ı insansızlaştırmanın bir yolu da bu barajlardır. Hatta köyleri yakıp yıkıp Kürtleri metropollere göçertmekten daha kirli ve Kürt düşmanı bir uygulamadır. On gün önce başta gençler olmak üzere Dersimliler boşuna mı baraj şantiyesini bastı? Orada basılan baraj şantiyesi değildi. Orada varlığını koruma direnişi yapılıyordu. Çünkü barajlar Dersim’in varlığına ve kutsallarına yönelmiştir. Bugün barajlar yoluyla Dersim’de 1938’den daha kötü bir soykırım ve yok etme harekatı yürütülmektedir.
Kürdistan’da barajlar da, havaalanları da, bir kısım yollar da Kürtlerin hayrı düşünüldüğü için değil, Kürdistan’daki egemenlik ve kültürel soykırım sistemini hakim kılmak için yapılıyor. Kürtlerin varlığı kabul edilse, Kürt sorunu çözülse Kürtler ekoloji düşmanı olmayan her yatırım ve girişime sıcak bakar.
Ey utanmaz danışman ve hain işbirlikçiler, Türkiye’de ormanlar yanınca her imkan seferber edilirken Kürdistan’da bizzat devlet tarafından yakılıyor, halk söndürmek için müdahale ettiğinde ise engelleniyor! Bir ülkenin ormanlarından, sularından daha büyük bir zenginliği olabilir mi? Sen tüm ormanları yak, Kürtlerin akciğerlerini kurut, nefes borusunu boğ, ondan sonra da Kürtlerin hayrına iş yapıyorum, PKK engelliyor de! Kürdistan’da neredeyse yakılmadık orman kalmadı. Gerilla barınmasın diye orman yak, gerilla barınmasın, Kürtler göç etsin diye baraj yap, gerilla barınmasın diye ihtiyacı olan yerlere değil de, kuş uçmaz kervan gitmez yerlere yol yap, ondan sonra da PKK iş makinelerini yakıyor de! Senin iş makineleri dediğin araçlar Kürtlerin kültürünü ve yaşam alanını yok eden canavarlar gibi kullanılıyor. Bu nedenle çocuk kandırır gibi devlet Kürtlerin hayrına iş yapıyormuş da PKK engelliyormuş laflarını bırakın! Bunlar sizlerin soykırımcı yüzünüzü örtmez. Sözde inkar bitmiştir, ama politika ve pratikte inkar ve asimilasyon da dört başı mamur sürdürülmektedir.
Kemal Burkay gibi kaşarlanmış hainler AKP’nin zulmünü meşrulaştırmaktan başka bir iş yapmıyorlar. Bunun karşılığında da televizyon televizyon dolaştırılıp konuşturuluyorlar. Bu Yezid soylunun tüm derdi PKK yenilsin, kendisi haklı çıksın! Hasetlik, içi kirlenmişlik ancak bu kadar olur. Hainliğin derinliği de herhalde böyle oluyormuş. Seyid Rıza’nın yeğeni neden büyük hainlik yapmıştı? Bir toplumun içinden çıkan büyük hainliğin nedeni hasetliktir, içi kararmış olmaktır. Kemal Burkay’ın ruh hali ve davranışları politik olmaktan çoktan çıkmıştır. PKK ve Apo düşmanlığıyla hainliğinde sınır bırakmamıştır. Herhalde her gece sabah uyandığında Apo ve PKK’nin bitmişliğini görmek için yatağına uzanmakta, bu hayalin gerçek olmasını arzulamaktadır.
Eğer Kürtlerin içine rahat çıkamıyorsan bitmişsin demektir. Ne bilelim, PKK beni şöyle, böyle tehdit ediyor diyerek belki de uzak ya da yakın Türk devletinin koruma şerefine nail olmuştur. Orhan Miroğlu kendisini pazarlayıp bu şerefe nail olmadı mı? Öyle ya Kemal Burkay da Türk devleti için çok değerli hale gelmiştir. Kürt düşmanı bir devlet için bir Kürt değerli hale geliyorsa herhalde orada bir terslik vardır. Kemal Burkay ve onun gibiler hiç PKK bizi tehdit ediyor diye kendilerini pazarlamasınlar. PKK onun gibileri işbirlikçi, hain olarak görmüş, ama hiçbir zaman bir düşman gibi hedef almaya değer bulmamıştır. Sadece mide bulandıran bir sinek gibi ele almıştır.  Ne diyelim, on bine yakın demokratik siyasetçinin, zulüm gören Kürtlerin, ölen çocukların, hakaret ve tehdit edilen Kürtlerin ahı tutar da Kürtlere karşı daha fazla suç işleme durumundan kurtulur. Gerçekten de bu isteği onun hayrına olduğu için belirtiyorum.
Türk devleti Kürt Özgürlük Hareketi karşısında çok zorlandığı için sözde Kürt var diyerek ve bazı sarılacakları kırıntılar önlerine atarak bu tür işbirlikçi hainleri kullanıp kendini kurtarmaya çalışmaktadır. Türk devleti bazı fosilleşmiş kişiler ve çıkar için kendini pazarlayan yeni nesil hainlerle kendini kurtaramaz. Bunlara sarılan Türk devleti zaten yenilmiştir. Yenilmişliğini böyle gidereceğini sanmak, savaşı uzatmaktan, Türk’ü ve Kürt’üyle Türkiye halklarına acı çektirmekten başka işe yaramaz.  Mücadele o kadar açık ki, hainler ve işbirlikçiler uzun süre yüzlerini gizleyemiyor. Batı Kürdistan’da Türk devletinin tutumundan sonra hangi işbirlikçi AKP’nin yüzünü maskeleyebilir, AKP’yi yağlayabilir? Kürt halkı AKP’nin Kürt düşmanı gerçeğini de, ona yamanmış ve onun yüzünü gizlemeye çalışanları da çok iyi görmektedir.
Türk devletinin sözde Kürt var deyip bazı işbirlikçilerini kullanma sürecinin de sonuna gelinmiştir. Çünkü AKP’nin Kürtlere yönelik uygulamaları bu kadar açıkken artık AKP’yi Kürtlere pazarlama işi yapılamayacaktır. AKP’ye tutum almayanların safının Kürtlerden yana değil, siyasi egemenlik ve kültürel soykırımı sürdürenlerden yana olduğunu söyleyecek ve Kürtler bunlara karşı tutumunu açıkça koyacaktır.
Artık işbirlikçiler ve hainlerle yan yana yaşanılamaz. Onlara hayırhah yaklaşılamaz. Çünkü bu konuda netleşme sağlamadan ve net tutumlar ortaya konmadan özgürlük ve demokrasi mücadelesini sonuca götürmek mümkün değildir.