Hak ihlalleri Alman kamuoyuna taşındı

Diaspora Haberleri —

15 Ekim 2021 Cuma - 19:30

“Barış kültürü yolları ve kriz dönemlerinde sivil toplum angajmanı” paneli

“Barış kültürü yolları ve kriz dönemlerinde sivil toplum angajmanı” paneli

  • Nükleer Savaşın Önlenmesi İçin Uluslararası Hekimler’in (IPPNW) davetiyle Amed’den gelen insan hakları savunucuları, Kürdistan’daki hak ihlallerini Alman kamuoyu ile paylaştı.

 

NİHAL BAYRAM/MAİNZ

IPPNW 9-29 Ekim tarihleri arasında Amed’den davet ettikleri sivil toplum kuruluşları ile birlikte, Braunschweig, Hannover, Berlin ve Güney Almanya'daki kamu yaşamından ve sivil toplum kuruluşlarından kişilerle buluşuyor.

Buluşma kapsamında Almanya’daki çeşitli kurum ve kuruluşlar ziyaret edildi ve ardından 14 Ekim günü Braunschweig kentinde “Barış kültürü yolları ve kriz dönemlerinde sivil toplum angajmanı” başlığı ile bir panel düzenlendi. Zoom üzerinden canlı yayınlanan panele Amed’den gelen Diyarbakır Tabipler Birliği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Rengarenk Umutlar-Sur'daki Dezavantajlı Ailelerin Çocukları Derneği temsilcileri de katıldı.

Katliamlar, fotoğraflarla anlatıldı

IPPNW ve Medizin üyesi tıp doktoru Christa Blum, 2015 yılında yer aldığı insan hakları izleme delegasyonunun izlenimlerini paylaştı. Blum, Türk devleti tarafından Amed ve Cizre’de 79 gün boyunca süren saldırılar ve  OHAL süresince yaşanılanları, katledilen insanların fotoğraflarını paylaşarak aktardı.

Üçüncü sokağa çıkma yasağının olduğu süreçte 35 gün içerisinde 300 kişinin hayatını kaybettiğini dile getiren Blum, şunları söyledi: “İnsanlar beyaz bayraklarla evlerinden çıkmalarına rağmen kurşunlandılar, katledildiler. Yaralı olanlar veya hamile olanlar hastaneye gidebilmek için evlerini terk edemiyorlardı. Hastaneye gitmeyi başarsalar da askerler tarafından işgal edilen o hastane onları kabul etmiyor ve geri çeviriyordu. Cesetler yerlerde kalıyordu ve onları almak yasaktı. Bölgeye ulaştığımızda büyük bir sessizlik vardı. Bu vahşet karşısında söyleyecek söz bulamadık.”

İnsanlar ilişki kurmaktan çekiniyor

Diyarbakır’da devlet tarafından işkence gören insanların tedavi ve rehabilitasyonları ile ilgilendiklerini belirten TİHV üyesi Mustafa Altıntop, "Bunun yanı sıra yaşananları belgeliyor ve raporlaştırıyoruz. Yaşamımızda her zaman yer alan baskı ve  işkenceler 2015 ve 2016 yıllarında görünür ölçüde arttı. Bu yüzden insanlar bizimle ilişki kurmaktan çekiniyor. Bu da işimizi zorlaştırıyor” dedi.

Sadece rakamlardan ibaret değil

İşkenceyi belgelemenin önemli olduğunu ifade eden TİHV ve ÖHD üyesi avukat Rengin Ergül, “Bu bizim görevimizdir. Katledilen Tahir Elçi’nin ve kurşunlanarak katledildikten sonra bir aracın arkasına bağlanarak sürüklenen Hacı Lokman Birlik’in işkence belgelerini raporlaştırmak önemli. Öldürülen herkesin bir hikayesi var. Bu sadece rakamlardan ibaret değil” dedi.

Kürt halkının haklı mücadelesini takip ettiklerini ve cezaevlerindeki hak ihlallerini belgeleme gibi çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Ergül, Türkiye’de kimsenin güvende olmadığını ve her şeyi göze alarak bu işi yaptıklarını söyledi.

Cizre’de bodrumlarda insanlar yakıldığında büyük acı yaşadıklarını sözlerine ekleyen Ergül, “Bunu karşı kendi alanlarımızı, dayanışmamızı inşa etmeliyiz. Bu alanlarda birbirimizden güç alarak iyileşebiliriz. Bu mücadeleyi bizden önceki nesillerden aldık ve sürdürüyoruz” diye konuştu.

Derin travmalar yaşanıyor

İnsan hakları savunucuları olarak yaşanan haksızlıklara karşı sessiz kalamayacaklarını dile getiren TİHV üyesi doktor Elif Turan da şiddetin belgelerle yansımasının önemine değindi.

Cezaevinde ve gözaltı sırasında işkence görmüş insanlara tedavi ve rehabilitasyon desteği sunduklarını söyleyen TİHV üyesi psikolog İshak Dakak ise "Ağır işkence gören insanlar aile desteğine rağmen derin travmalar yaşıyor. Uyguladığımız seanslarda bizler de Kürdistan’da yaşayanlar olarak bunun bir parçası oluyoruz" dedi. 

Kürtçeye tahammül yok

Kürtçe’nin, Türk devleti tarafından “bilinmeyen dil”  olarak ele alındığını ifade eden Rengarenk Umutlar-Sur'daki Dezavantajlı Ailelerin Çocukları Derneği başkanı Yeter Erel Tuma, buna dair bir çok örneği sıraladı. Kürtçeye yönelik bir tahammülsüzlüğün olduğunu vurgulayan Tuma, “Kürtçe’ye yönelik nefret örneklerini her gün yaşıyoruz. Dile karşı tahammülsüzlük insana karşı tahammülsüzlüktür” dedi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.