Hiçbir sorumuzun cevabını alamıyoruz! Ne sorsak kabahat oluyor! Ne desek suç, ne yapsak terör kapsamında! Her şeyin terör sayıldığı, o kapsamda değerlendirildiği bir sistemin kendisi bizatihi terör değil midir? Peter Ustinov, fakirlerin savaşını terör, zenginlerin terörünü savaş diye tanımlarken haksız mıydı?
Her türlü yolla ve tüm gücünüzle perdenin ardında olanları gizlemeye çalışıyorsunuz. Göz önünde olanları da keza öyle! Toplumu keyfinizce yönlendirip gönlünüzce at koşturmak istiyorsunuz, aksi olunca da öfkenizin ve bununla ilintili şiddetinizin haddi hududu kalmıyor! Konuştuğumuz, dile getirdiğimiz ne varsa müdahale ediyorsunuz. Roboskî/Uludere’de kendi uçaklarınızla bombaladığınız, katlettiğiniz insanlarımızı, kürtajı yasaklamak için çevirdiğiniz dolapları, THY’ye getirmiş olduğunuz grev yasağını, Urfa’da hapishanede çıkan isyanı, o isyan sonucunda ölen insanları, sonra isyanın bölgenin diğer hapishanelerine de sıçramasını ve dahasını konuşmamızı istemiyorsunuz. Bu isyanlar öncesinde Adana’da çocuklarımıza yapılan kötü muameleyi, işkenceyi ve tecavüzleri de konuşmamızı istemiyorsunuz ama konu her ne olursa olsun, her fırsatta ekranlardan evlerimize, yüzümüze öfke kusmayı da ihmal etmiyorsunuz…
Öfkenizden, şiddetinizden nasibini almayan kalmıyor! Hapishanelere türlü bahanelerle koyduğunuz çocuklarımıza tecavüz edip, türlü işkenceler edebiliyorsunuz, gönlünüzce büyükleri yakabiliyorsunuz. Yakamadıklarınızı, tecavüzlerinizden, zulmünüzden bir şekilde kurtulanları da sürgünlere gönderebiliyorsunuz. Gayet normalmiş gibi yersiz teknik açıklamalar yapıyorsunuz. Yaptığınız açıklamalarda zerre üzüntü görülmezken gayet vahim olaylarla ilgili hiçbir şey sormayalım istiyorsunuz, bahsi açılmasın istiyorsunuz! Bu olayların/olanların üzerine bir bardak soğuk su da içelim mi?
Van’daki depremi konuşmayalım, yaptıklarınızı ve yapmadıklarınızı… Yapmadıklarınızdan daha çok yaptıklarınızın insanları nasıl acıttığını konuşmayalım! O güzelim insanlara reva gördüğünüzle Suriyeli mültecilere reva gördükleriniz karşılaştırıp hiç konuşmayalım. Bekir Kaya’yı da konuşamayalım ve diğer ilçe belediye başkanlarını da… Daha hâkim karşısına bile çıkarılmadan, yasal süreç bile henüz tamamlanmamışken, görevden alınmalarını da konuşamayalım. Kelle avcıları gibi hallerinizi hiç konuşalım!
Zulümde mahirsiniz anladık! Hep sizin istediğiniz şekilde ötsün boru, hiçbir bahiste hiçbir sözümüz olmasın! KCK adı altında gözaltına alınıp, tutuklanan ve yargılanan on binlerce insanı konuşmayalım! Gazetecilikten değil „başka“ faaliyetlerinden tutuklu gazetecileri, bu nedenle dünya sıralamasındaki birinciliğimizi de konuşmayalım. Avukatları, sendikacıları, nerede bir yapı varsa, sisteme eleştiri getiren kimler varsa, ama en çok da Kürtleri, bir şekilde bitirmek için seferberlik haliymişçesine tüm birimlerin üst düzey koordinasyonunu da konuşmayalım.
Her şeyi nasıl piyasalaştırdığınızı konuşmayalım. Ülkenin deresini, taşını toprağını paranın ucunu gösteren holdinglere nasıl pazarladığınızı, nasıl kirli ve pis pazarlıklar edildiğini hiç konuşmayalım! HES’lerle o talana maruz kalıp hayatları talan olan insanların nasıl derdest edilmeye çalışıldığını, onları nasıl „hallettiğinizi“ de konuşmayalım. Her şeyin içini nasıl boşalttığınızı konuşmayalım, tamam! Kadrolarınızı da mı konuşmayalım, yaptıklarını da mı? Haklarında hazırlanan dosyaları nasıl sümenaltı ettiğinizi, bu sümenaltı edilen dosyalar açığa çıkmasın diye bir örümcek gibi ilmek ilmek sistemi nasıl ördüğünüzü de mi konuşmayalım? Peki ya Zahit Akman’ı, Deniz Feneri’ni konuşalım mı? İçişleri Bakanı’nı, Adalet Bakanı’nı ve diğer yalan üstüne yalan, hakaret üstüne hakaret yağdıranları konuşalım mı?
Tamam, hiç konuşmayalım ama ülkenin çivisi çıkmış, kapatıp gidelim! Ülkede düzgün giden bir şey var mı bilmiyoruz, hayatımıza sirayet eden bir tek olumlu şey yok! Adalet sistemini hapishanelerle tesis etmeye çalışanlar, uluslararası hukuku hiçe sayarak başka ülkelerin sınırlarında uçaklar gezdiriyor! Tamam konuşmayalım, hiçbir şey de söylemeyelim, söylemeyelim ama ülkeyi sıfır sorunlu dış politikadan savaşa sürüklerken, avuçlarını ovuşturan savaş baronlarına karşı aciz içindeki yetkililer de çıkıp bize yersiz teknik açıklamalar yerine, „o uçağın o ülke sınırlarında ne aradığını“ söylesin!
Sistem kusurlu ise sistemin kusurlarını ortaya koyup, eleştirerek çözümler önerenleri/üretenleri türlü şekillerde cezalandırarak sorunlu sistemi temize çıkaramazsınız. Kiri halının altına süpürmek iş değil, zira artık halı da yetmiyor!
Not: Unuttuk sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz, unutmadık Roboskî’yi belleğimize işledik, yatıp kalkıp Roboskî diyeceğiz!