Hafıza Merkezi’nin uzun yıllardır üzerinde çalıştıkları, kapsamlı çalışmaları “Hakikât için Umut Var mı?” kitabı dünya genelindeki zorla kaybetmelere ve kayıp kişilere ilişkin karşılaştırmalı bir analiz sunuyor. Öte yandan Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında “Aşikâr Sır” isimli bir sergi düzenlendi.

ZABEL MİRKAN / İSTANBUL

Son on yılda akademi ve sivil toplum alanında yapılan tartışmalar, zorla kaybetmelerin geçmişte, özellikle de 1970’lerde kaldığını düşündürür. Dünyada değişik şekillerde tekrar tekrar karşımıza çıkıyor olsa da zorla kaybetmelerden son on yılda gittikçe daha az söz ediliyor.

Zorla kaybetmeler, geçmişe dair bir olgu olarak, daha çok 1970’lerde Güney konisi diktatörlüklerinde (Brezilya, Paraguay, Arjantin, Uruguay) siyasi muhaliflere karşı yapılan uygulamalar bağlamında tartışılır. Ancak sağlıklı olan ne geçmişte kalmış ne de sadece doğu ve güney diktatörlüklerinde kullanılmış bir uygulama olduğunu söylemek olacaktır. Küresel bağlamda modern devletler tarafından gerekli görüldüğü taktirde çeşitli “olağanüstü durumlarda” egemenliğin oldukça spesifik ve somut bir kullanımı olarak tezahür eder.

Hafıza Merkezi’nin uzun yıllardır üzerinde çalıştıkları, kapsamlı çalışmaları “Hakikât için Umut Var mı?” kitabı dünya genelindeki zorla kaybetmelere ve kayıp kişilere ilişkin karşılaştırmalı bir analiz sunuyor. Kitabın yazarı Özgür Sevgi Göral. Aynı zamanda Hafıza Merkezi’nin kurucularından. Kitabın giriş kısmında çalışmayla ilgili şöyle diyor: “Bu çalışma, zorla kaybetme olgusunun öneminin altını çizmek, çeşitli tezahürlerini göstermek, farklı coğrafi bağlamlarda nasıl değişiklik gösterdiğini anlatmak ve süregelen sonuçlarına parmak basmak üzere hazırlanan mütevazı bir girişimdir. Bir başka deyişle, zorla kaybetmelerin diğer önemli ve acilen tepki verilmesi gereken insan hakları ihlalleri nedeniyle bir ölçüde unutulduğu günümüz dünyasında, tüm karmaşıklığıyla bu fenomenin ağırlığını hatırlatmayı amaçlamaktadır.”

Elçi ve Cumartesi Anneleri’ne

Kitapta Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya’da meydana gelen zorla kaybetmelere odaklanan Göral bu seçimi zorla kaybetme pratiklerinin bazen etnik ya da ulusal çatışmalardan kaynaklanırken bazen de otoriter devletlerin farklı biçimlerinin yapısını gösterdiği için yapmış. Kitabın meydana gelmesinden önce 27-28 Ocak 2017’de zorla kaybetmeler üzerine çalışan aktörler arasında bölgesel işbirliklerini arttırmak için İstanbul’da bir çalıştay düzenlenmiş; ancak kitap bu çalıştayla sınırlı değil asla. Göral kitabını Tahir Elçi’ye ve Cumartesi Anneleri/İnsanları’na ithaf ediyor.

Kitabın içeriğine baktığımızda şu başlıklarla karşılaşmak mümkün: “Etnopolitik kaygılar ve bitmeyen acımasızlık: Bütün bu insanlar böylesi küçük bir yerde nereye kayboldu?”, “Süreğen çatışma zamanlarında adaleti aramak: Cumartesi anneleri ve sevdikleri”, “Rakip Milliyetçilikler, Etnik Karşılaşmalar ve Tanınmayan Devletler: Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan”.

Zorla kaybetme bağlamında kitabın çalışma konusu olan ülkeler ise Rusya, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan, İran, Türkiye, Lübnan, Kıbrıs ve Cezayir. Kitapta yer alan örneklerden bazıları şöyle:

Rusya

Rusya Federasyonu, Aralık 1994’te Çeçenistan’ın başkenti Grozni’yi, bağımsızlığını ilan etmiş olan Çeçen İçkerya Cumhuriyeti üzerinde siyasi ve askeri kontrol sağlamak amacıyla işgal etti. Çeçen asker birlikleri, bu işgale karşı isyan ederek Aralık 1994’ten Ağustos 1996’ya kadar savaştı. Birinci Çeçen Savaşı, dönemin Başkanı Boris Yeltsin ile Çeçenistan’ın seçilmiş Başkanı Aslan Mashadov arasında, Mayıs 1997’de imzalanan barış anlaşmasıyla sonlandı. Ancak anlaşma uzun sürmedi. Rus yetkililerin iddialarına göre, “Kuzey Kafkasyalı teröristler” tarafından planlanıp hayata geçirilen Rusya’daki apartman bombalamaları sonrası yeniden başladı çatışma. Tahminlere göre ilk Çeçen savaşında on binlerce sivil yaşamını kaybetti. İkinci Çeçen Savaşı’nda ise yaklaşık 25 bin insanın hayatını kaybettiği söylenmektedir. Ölümlerden bazıları silahlı çatışmalar sırasında gerçekleşirken, askeri operasyonlar sırasında güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra öldürülenler de oldu. Çeçen savaşında zorla kaybedilen insanların sayısıyla ilgili kesin bir veri bulunmuyor....

İran

İran, Ocak 1978’te Şah rejimine karşı yapılan kitlesel gösterilerle başlayan 1979 devrimi sonrası resmi olarak kuruldu. Gösteriler, grevler ve sokak protestoları şeklinde gerçekleşen büyük bir siyasi hareketlenmenin hâkim olduğu bir yılın ardından, Şah Muhammed Rıza Pehlevi ülkeden kaçtı ve İslami Cumhuriyet Partisi’nin sürgündeki lideri Ayetullah Humeyni, yeni hükümeti kurmak üzere Şubat 1979’da Tahran’a döndü. İran, birbirini izleyen iki referandum sonrası, resmi olarak 1979’da İslam Cumhuriyeti hâline geldi ve teokratik bir anayasayı kabul etti. Yeni rejime karşı çeşitli başkaldırılar gerçekleşirken, komünistler ve milliyetçiler gibi İslami hareketle başlarda müttefik olan farklı hareketler, yeni statükonun kuruluşunu eleştirdi. Öte yandan, Humeyni rejimi kitlelerin olağanüstü desteğini kazanıp bunu sürdürmekle kalmadı, rakiplerini başarıyla bastırdı. 1980’den 1988’e kadar süren Irak Savaşı’nın başlamasıyla, farklı silahlı hareketler ve siyasi muhalif gruplara yönelik farklı baskı biçimleri militarist bağlamda daha kolaylıkla harekete geçirildi. 1988’in sonu itibariyle İran 150 bin askerini savaşta kaybederken, 40 bin askeri ise görev esnasında “kayıp” olarak kayıtlara geçmişti…

Türkiye

Kitapta zorla kaybetmelerin tarihini, Türkiye açısından 1915’ten alıyor Göral. 24 Nisan 1915’te gözaltına alınan 262 Ermeni entelektüeli, siyasetçisi ve ileri gelenlerinden çoğunun akıbeti hâlâ bilinmiyor. Türkiye’deki kayıpları üçe ayırıyor Göral: erken dönemde kaybedilenler, çoğunluğu radikal/sol örgütlerin militanı olan ve 1980’ler sırasında ve 1990’ların başında kaybedilen öğrenciler, işçiler ve sendikacılar. ”Yereldeki Kürt sözcülerin olduğu grup, Kürt siyaseti etrafındaki seferberliği temsil eden gazeteciler, siyasetçiler, avukatlar ve insan hakları savunucularından oluşuyor” diyor Göral. Üçüncü gruba ise ”PKK’ye lojistik destek vermekle ya da milis örgütünün bir üyesi olmakla suçlanan, Kürt bölgesinde yaşayan her vatandaştan oluşuyor” diyor. 1993’ten sonra ve ağırlıklı olarak Kürt bölgesinde kaybedilen insan sayısı ise 1353…

Dünya genelindeki zorla kaybedilmeler

Bu sene Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında “Hakikat için Umut Var mı?” üzerine uluslararası katılımlı tanıtım toplantısı düzenledi Hafıza Merkezi. Toplantı 17 Mayıs Cuma saat 18.00’de Yapı Kredi Kültür Sanat’ta gerçekleşti. Toplantıya Türkiye İnsan Hakları Derneği’nden (İHD) Gülseren Yoleri, Lübnan’dan Mona Nasseraldin, Kıbrıs’tan Nadia Kornioti, Hafıza Merkezi’nden Özgür Sevgi Göral, İran’dan Shadi Sadr ve Rusya’dan Tatiana Chernikova katıldı. 2017 yılında düzenlenen çalıştayın sonucunda zorla kaybetmelerin kendi coğrafyalarında nasıl vuku bulduğunu anlatan katılımcılar soru-cevap yöntemiyle deneyimlerini aktardı. Hafıza Merkezi kurucularından Özgür Sevgi Göral, Paris’ten panele canlı katılarak kitabın ortaya çıkış sürecini ve çalışmasında nasıl bir teknik kullandığını, hangi yöntemleri izlediğini ve bu coğrafyaları neden seçtiğini açıkladı. Zorla kaybetmelerin izinin sürülmesin kadınların öncülüğünü ve hâkimiyetini vurgulayan Göral, açlık grevindeki tutsakların annelerini örnek verdi ve zorla kaybetmenin özel bir devlet şiddeti pratiği olduğunu ekledi.

Zorla kaybedilenlerin hikâyesi, Aşikâr Sır

Aynı hafta kapsamında Karşı Sanat galerisinde de Türkiye’deki zorla kaybetmelerle ilgili “Aşikâr Sır” isimli bir sergi düzenlendi. Sergide Anıl Olcan’ın yanı sıra Asya Leman, Hacer Foggo, Mert Kaya ve Hafıza Merkezi’nin çalışmaları sergilendi. Sergide en çok dikkat çeken iş şüphesiz Anıl Olcan’ın zorla kaybedilenlerin fotoğraflarının mezar taşını andıran mermer taşları üzerindeki baskılarıydı. Kayıpların fotoğrafları bir mezar taşı bile olmayışlarına ithafen mermer taşlara basılmıştı ve taşların yanında da kim oldukları, doğdukları ve zorla kaybedildikleri tarihler yazıyordu. Bu işte en çok dikkat çeken ise kayıpların hepsinin ne kadar tanıdık olduğuydu...

Bir sonraki iş olan Asya Leman’ın videosu yine bu taşlar kullanılarak oluşturulmuştu. Anıl Olcan’ın üretimi mermer taşlar, İstanbul’un farklı yerlerine konularak bir video çekilmiş. Manası ise şu: Kayıplar nereden gözaltına alınıp kaybedildiyse mermer taşlar oraya konmuş. Bazen bir köprünün üstüne, bazen ise bir mahallenin ücra bir köşesine... Hacer Foggo da 90’lı yıllarda zorla kaybedilenlerin yakınlarının mücadele sürecine tanıklık ettiği fotoğraflarından kesitlerle katılmış sergiye. Sergilenen 12 video ise Hafıza Merkezi’nin kayıp yakınlarıyla gerçekleştirdiği görüşmelerden oluşuyor.