“Fakat en fazla aklımda kalan da ele avuca gelmeyen, ırkının temel karakteristiği olan maddi kazanç dışında bir amaç için yanıp tutuşan, insanın darağacına götürmektense şerefli bir şekilde barışmayı tercih edebileceği bir kahraman ve yurtsever olan Nuri figürüdür. Parasız ve aşiret desteği olmadan, tamamen kendi kişiliğiyle hükümetin bir türlü başa çıkamadığı bir güç haline geldi. Kişiliğindeki fantastik, dik kafalı damar onun bir yönetici olmasını engelliyordu; şayet erken bir zamanda sonu gelmezse her tür kurulu düzene gururla meydan okuyan bir tür Robin Hood olarak yaşamını sürdürecektir.”


1918-1920 yılları arasında Hewlêr’de görevli olan İngiliz Siyasi Subayı William Rupert Hay, o dönemki en büyük düşmanını sonradan bu sözlerle tarif edecekti. Ki Hay’a Başurê Kürdistan’daki görev süresini en fazla zorlaştıran kişi Rewanduzlu Nuri idi. Öyle ki nihayet yakalattırdığı Nuri’yi sözde sağlam olsun diye Musul yerine Kerkük’ten trenle Bağdat cezaevine gönderen Hay, Nuri’nin yolda firar ettiğini duyunca iki gün boyu sinirden odasından çıkamaz. Anılarında hayatında hiç bu kadar öfkelenmediğini yazacaktı...

Ama tekrar başa dönelim. Bawil Ağa’nın oğlu Rewanduzlu Nuri’yi bu kadar özel ve önemli kılan neydi?

O dönem, yani Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Başur İngiliz işgali altındaydı. Başur’un en güzel yerlerinden biri olan Rewanduz, savaş döneminde çok büyük acılar çekmişti. Zira 1916’da Ruslar, ardından Türkler tarafından işgal ve talan edilince nüfusun yüzde 80’i işgal ve açlık nedeniyle hayatını kaybeder. İngilizlerin kurtarıcı olarak görülmesinin bir sebebi de belki budur. 

İngilizlerin Rewanduz’daki en önemli dostu İsmail Bey idi. Rewanduz’un en zengin ve etkili şahsiyeti olan İsmail Bey, 1918’de öldürülen babası Suayid Bey’in yerine geçmişti. İyi derecede İngilizce bilen, bir Batılı gibi giyinen, Batı kültürüne hakim İsmail Bey, İngilizler açısından ideal bir işbirlikçiydi. O nedenle hem Rewanduz valisi yapıldı hem de Irak parlamentosuna milletvekili olarak gönderildi. 

Bazılarının dediğine göre İsmail Bey’in babasının öldürülmesinde Bawil Ağa’nın ailesinin parmağı vardı. Bu konuda net bir bilgi yoktur. Ancak kesin olan şey, Nuri’nin İsmail Bey’e düşman kesilmesi ve onu öldürme yemini içmesidir. 

1918’de birkaç İngiliz subayı Rewanduz’a gönderildi. Rewanduz’dan Hacı Ümran’a kadar yol yapmakla görevlendirilen Yeni Zelandalı mühendis Hamilton, Kürdistan’dan Geçen Yol kitabında şöyle yazar: “Belli ki bu küçük polis gücüne komuta eden İngiliz Subayı, zor bir delikanlı buldu karşısında ilk başlarda. Bir gün Nuri, bölük komutanının emirlerine uymayı reddetti. (...) Rewanduz’un boşaltılmasına karar verildiğinde ve yerel anlaşmazlıklar kendi içinde çözüme bırakıldığında hiç de hoş olmayan bir durum çıktı ortaya. Nuri tutuklandı ve Batas’a götürülmek için alıkonuldu. Fakat onu götüren ekip tam boğazdan geçecekti ki Nuri şiddetli bir hamleyle zaptiyelerin elinden kurtardı kendini. Meydan okuyup bağırarak tepelere doğru kaçmayı başardı.”

Babası Bawil Ağa sonra oğlunun affedilmesini ister İngilizlerden. Nuri’nin boyun eğmesi ve yaptıklarından pişman olması koşuluyla kabul edilir Ağa’nın bu ricası. Ancak Nuri boyun eğen bir tavır yerine tepeden tırnağa silahla ve meydan okuyan bir tavırla ortaya çıkar. Buna rağmen tekrar tutuklanmaz. Ancak sonradan ifade vermesi istendiğinde dağlara çıkıp yeniden kayıplara karışır. 

İngiliz hükümeti adına yol yapan Hamilton, Nuri’nin bu tavırlarını şöyle açıklar: “Rewanduz’un saygın kişilikleriyle, ki pek çoğu tarihsel düşmanlarıydı onun, İngiliz subayları arasında baş göstermiş olan dostluğa kızıyordu.”

Nuri işgalci İngilizler ve onların işbirlikçilerine karşı isyan örgütlemeye karar verir. Bunun için Spîlik’te Surçileri örgütler ancak Rewanduz’a geldiğinde yakalanır. Yukarıda bahsi geçen kaçma olayı o dönem yaşanır işte. Sonrasında İngilizler çeşitli planlar kurar Nuri’yi yakalamak için. Öyle ki onların bölgedeki en büyük düşmanı haline gelir ve resmen çevrede onun yakalanması için operasyonlar düzenlenir, takviye kuvvetler getirtilir. Çirkin planlar sonucu Nuri’nin iki kardeşi katledilir, oğlu da ölür. Ama Nuri, Surçilerin topraklarında gizlenip bir gerilla gibi hükümet güçlerine hızlı darbeler vurup dağların içinde yeniden kayıplara karışır. 

Sonunda isyan patlak verir. Nuri ve Spîlik’ın gerillaları Akra bölgesinde isyancı güçlere katılıp Batas’a doğru ilerlerler. Burada İngilizlerle çatışırlar. Ancak bu hikayede de ihanet eksik olmaz ve Şeqlawa’nın yerel aşiretleri arkadan vurur onları. 

Hikayenin geri kalanı trajik. Surçilerin Başur’u Teksas’a çevirdiği bu dönemde İsmail Bey ve Rewanduz halkının büyük kısmı korkudan Hewlêr’e kaçarlar. Nuri ve babası Bawil Ağa bu boşluktan faydalanıp şehre dönerler. Ama halk yoktur. Sonra İngilizler kontrolü sağlamak üzere tekrar Rewanduz’a gelirler, fakat – belki de Nuri’yi yatıştırmak için – İsmail Bey yerine başkasını vali olarak atarlar. Böylece ‘kan davasının’ bitirilmesi amaçlanıyordu. Hamilton arkadaşı Hamit’e yıllar sonra kan davasının gerçekten de bitmiş olabileceğini sorduğunda, şu yanıtı alır: “İsmail Bey affedebilir belki ama Nuri asla!”

Mühendis Hamilton Nuri ile hiç tanışmaz. Ama şöyle tarif eder onu: “Cesur bir adamdı herhalde. Ve gözünü budaktan esirgemeyen bir karakter. Mümkün olsaydı tanışmak isterdim onunla.”

Hiçbir tarih kitabında adı geçmiyor Nuri’nin. Ne yazık ki O’nun adıyla, vaktiyle Başurê Kurdistan’ı işgal eden İngiliz yönetimi için çalışan subayların anı kitaplarında rastlıyoruz. Oysa Nuri bir kahraman. Çünkü O, özgür Kürdün ta kendisidir. Bakmayın, öyle kan davası gibi kavramlarla basitleştirilmek istense de kavgası, O aslında özgür Kürt çizgisinin en has temsilcilerinden biridir. Davası ise, o dönemde İngilizler eliyle Başur’da inşa edilen İşbirlikçi Kürt çizgisine karşıdır. Şimdi bilenlere sorduğunuzda çoğu diyecek ki Nuri geriydi, gericiydi. Oysa bence o tam bir Kürt’tü işte. Özgür Kürt’tü Nuri.