De Mistura’nın Halep ve çevresinde savaşı durdurma biçiminde geliştirdiği plandan sonra, Halep çevresinde başlayan hareketlilik devam ediyor. Hareketlilik bazen rejim tarafından başlatılan saldırılarla bazen paralel bir biçimde Nusra’nın geliştirdiği saldırılarla sürüyor. Ayrıca ilk adı ÖSO olan ardından İslami Cephe olarak değiştiren, yeni planın geliştirildiği günlerde ise adını Şam Cephesi olarak yeniden değiştiren cephenin hamleleri de sürüyor. 

Sorun, Suriye'deki iç savaşın düğüm noktası olarak birçok kesim tarafından dile getirilen Halep’ten çözülmeye çalışılıyor. Ancak bu aynı zamanda bir egemenlik, üstünlük sağlama mücadelesine de dönüştürülüyor. Halep çevresinde son iki aydır başlayan hareketlilik, son iki hafta içinde yön değiştirerek Idlıp çevresine kaydı. Idlıp çevresindeki bu hareketlilikle birlikte Şam Cephesi ile ABD tarafından desteklenen Hazım Hareketi arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Öyle ki Hazım Hareketi tasfiye noktasına getirildi. Tabii ki bu bir plan dahilinde oldu. Bilindiği gibi Hazım Hareketi de Şam Cephesi içinde yer alıyordu. 

Şam Cephesi önce Hazım'ı tasfiye ettirmek için içinden çıkardı. Ardından adeta ''Cephet El Nusra'ya yok edin'' biçiminde bir mesaj verdi. O yüzden Ey Nusra Halep çevresinde Şam Cephesi ise Idlıp çevresinde Hazım Hareketine yöneldi ve tasfiye etme noktasına getirdi. 

Bununla birlikte, ılımlı gruplara yönelik kademeli bir şekilde geliştirilecek olan saldırı, tasfiye etme planları adım adım uygulanıyor. Zira Hazım Hareketi'nden sonra şimdi de Halep’te varlığını sürdüren 16. Alay olarak bilinen Xalit Heyani grubuna yönelik bazı saldırı planları geliştiriliyor. Bu, sonra Cephet El Ekrad ve ardından yeniden YPG ve Efrîn’e gelecek şekilde derin ve ince bir şekilde yürütülen bir plandır. Plan nereye kadar tutacak, ne kadar başarılı olacak o ayrı bir konu. Aslında çok fazla başarı şansı da yok. Çünkü bu planla, bölgede ABD ile Türkiye’nin çatışması da netleşiyor. Zira Hazım Hareketini kurduran, destekleyen ABD’dir. ABD bu vb. güçlerle Suriye'de bir çözüme gitmek istiyor. Buna karşı Türkiye ise Beşar Esad’ın yıkılıp yerine Müslüman Kardeşlerin kuracağı bir iktidar için açık ve her türlü desteği veriyor. Tabii bunun yanı sıra Kürtlerin bir statü kazanmamaları için çaba gösteriyor. 

Son iki aylık süreçte Halep-Idlıp ve Efrîn üçgeninde yaşanan bu iki güç arasındaki kendini hakim kılma mücadelesidir. Her ne kadar birbiriyle bazı konularda anlaşmış gibi görünseler de burada derinden bir çatışma yaşadıklarını görmek mümkün. 

Zira Şam Cephesi'nde yer alan Liva Tevhid, Nurettin Zengi, Asifyet Şimal, Liva Fetih, Liva Furkan, Ehrar Suriye gibi grupların hepsi Müslüman Kardeşlerin gruplarıdır ve Türkiye tarafından açık bir şekilde destekleniyor. Hatta bu grupların bir kısmı Türkiye tarafından kurduruldu ve 2012, 2013 yıllarında Halep ve Efrîn’de Kürtlere, Rojava ve Rojava devrimine yönelik saldırtıldı. 

Halep çevresinde başlayıp Idlıp çevresine kayan ve ılımlı grupların tasfiyesi amacıyla yer yer Şam Cephesi, yer yer Nusra grubun saldırıları sürüyor. Bu gelişmelerle aslında Halep, Idlıp ve Efrîn’den oluşan bir üçgende yaşanan gelişmeler nasıl bir sonuç ortaya çıkacağı şimdiden kestirmek zor. Bu çelişki ve çatışmalar bir biçimde Kürtlere yani Efrîn’e yansıyacağı da açık. Her ne kadar ABD ile Türkiye arasında inceden ve derinden yürütülen bir çatışma ve hakim olma mücadelesi olsa da her iki gücün Kürtler üzerinde bir anlaşamaya gitme ihtimalinin de olduğu unutulmamalı. Zira tarih boyunca hep böyle oldu. Büyük güçler anlaşabilmek için her zaman Kürtleri kurban ettiler. Ancak bu sefer istedikleri gibi olmayacak. Kürtler artık kendilerini her türlü oyunu bozabilecek güç, kapasite ve düzeye kavuşturmuş durumda. 

Ama yine de tehlikenin olduğunu görmek gerekir. Ve bu tehlikeye göre bir hazırlıklar içinde olmanın bir zorunluluk olduğu bilinmeli.

Çünkü Hazım’dan sonra saldırı altında olan 16. Alay tasfiye edilirse, sıranın Kürtlere geleceği daha şimdiden tartışılıyor, zemini hazırlanıyor.