Şubat ayının son haftasında İdlib’de yenilen ağır darbeler, Türk egemenlerinin akıllarından geçen şeyleri biraz daha geniş ve net olarak açığa çıkardı. Buna hayallerin ve planların açığa çıkışı da diyebiliriz. Zira faşist şefler Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli de içinde olmak üzere birçok çevre artık daha açık bir biçimde tartışıyor. Böylece de Türk egemen zihniyetinin ne tür hayaller peşinde koştuğu ve TC Devletinin hangi planlar çerçevesinde savaş yürüttüğü bir bir açığa çıkıyor.
Türk televizyonlarının ünlü siyasal-askeri tartışma panellerini bugünlerde izlemek insana öğretici bilgiler veriyor. Aslında insanı hayretler içine düşürüyor demek daha doğru olur. Artık birçok TV kanalında ve yine birçok sözde uzman tartışmacı açık açık “Halep-Musul hattının TC tarafından ele geçirilmesi” hedefinden söz ediyor. “Halep’ten Musul’a çizilen hattın Misak-ı Milli olduğu ve TC’nin yürüttüğü savaşın bu hattı ele geçirmeyi hedeflediği” açıkça belirtiliyor.
Hatta Tayyip Erdoğan’ın “Lozan başarısız bir anlaşmadır” demesinin de ve sık sık Misak-ı Milli’den söz etmesinin de bu anlama geldiği ifade ediliyor. Güya TC Devleti tarafından Halep’ten Musul’a bir hat çizilmiş ve yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı ortamından da yararlanılarak bu hat ele geçirilecekmiş! Hatay gibi, konjonktürden de faydalanılarak bu topraklar parça parça TC sınırlarına dahil edilecekmiş! AKP-MHP yönetiminin Efrîn’den Xakurkê’ye kadar geliştirmeye çalıştığı işgal, Şengal saldırıları ve İdlib savaşı bunun içinmiş! Bu etkinlik, Kıbrıs’tan sonra Akdeniz’in öte yakasında Libya’da da egemenlik alanları oluşturularak güçlendirilecekmiş! Dahası bu plan önceleri Kürtlerle ittifak halinde yürütülmek istenirken, daha sonra Kürtlere karşıtlık temelinde ve silah zoruyla planın yürütülmesi öngörülmüş!
Türk TV’lerinde açıkça söylenenler işte bunlar! Bunlara hayal mi dersiniz, deli saçması olarak mı değerlendirirsiniz, yoksa ciddiye alıp üzerinde mi durursunuz; artık orası sizlerin bileceği şeydir. Ancak bu belirttiklerimizin açık açık tartışılmakta ve söylenmekte olduğu bir gerçektir. Derler ya, ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ diye. Söz konusu sözler söylendiğine göre, demek ki en azından böylesi hayaller var veya rüyalar görülüyor. Hatta böyle somut planların olduğu gerçeğini de hiç yabana atmamak gerekiyor.
Demek ki AKP-MHP yönetiminde TC Devleti böyle bir plan dahilinde Üçüncü Dünya Savaşına katılıyor ve emperyalist yeniden paylaşımdan yeni paylar almak istiyor. Bu biçimde Birinci Dünya Savaşı sonunda kaybettiklerinin bir kısmını geri almayı hedefliyor. Böylece bölgesel hegemonik güç olma konumunu artırmayı ve sağlamlaştırmayı hesaplıyor.
Çok açık ki, bu durumu hiçbir biçimde hafife almamak gerekiyor. Zira Birinci Dünya Savaşının sonucuna en çok Hitler itiraz etti ve bunu “Mustafa Kemal’den öğrendiğini” söyledi. Eğer o zaman TC de Hitler gibi itiraz edemediyse, belli ki bu durum zayıf konumda olmasından kaynaklandı. Hatta gücü oranında Hatay ve benzeri yerleri alarak gerçek anlayışını açıkça ortaya koydu. Bu konuda Mustafa Kemal’in “Fırsat buldukça diğer yerleri de parça parça almak gerektiğini söylediği” zikredilir. Demek ki mevcut AKP-MHP iktidarı mevcut durumda fırsatların oluştuğunu düşünmektedir ve bu söylenenlerin gereğini yerine getirmek istemektedir. Tayyip Erdoğan’ın CHP’yi “Mustafa Kemal’i anlamamakla suçlaması” da belli ki bu anlama gelmektedir.
Bunlar son İdlib darbesi ardından söylenenlerin bir bölümüdür. Tabi bunları sırtında yumurta küfesi olmayan sözde uzmanlar söylemektedir. Fakat sırtında yumurta küfesi olanlar, yani resmi yönetimde bulunanlar böyle açık konuşamamakta, akıllarındaki bu gerçeği biraz kekeleyerek ve biraz da maskeleyerek söylemektedirler. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan işte böyle yapanlardan biridir.
Yediği İdlib darbesi sonucunda adeta çökmüş olduğu açıkça gözlenen Tayyip Erdoğan, 29 Şubat günü İstanbul’da yaptığı ve umudu kırılmış çevresine yeniden umut vermeyi amaçlayan konuşmasında bu durumu açıkça göstermiştir. İdlib’de verilen kayıpların nedeni olarak orada ne aradıklarını açıklarken, kuşkusuz “Misak-ı Milli anlayışımız gereği olarak biz buraları almak istiyoruz” diyememiştir. Elbette böyle söylemesi apolitik bir tutum olurdu ve tüm devletleri karşı çıkmaya yöneltirdi. Bunun yerine şunları söyledi: Eğer bugün Qamişlo, Serêkaniyê, Efrin ve İdlib’de savaşmazsanız, yarın Şırnak, Mardin ve Hatay’da savaşmak zorunda kalırsınız. Biz bunu önlemek için Suriye’de savaşıyoruz ve sınırın 30 Km. derinliğindeki dış hattı da böyle savaş alanı olarak belirliyoruz. Oralardaki savaş bizim kendi sınırlarımızın güvenliğini sağlıyor. Kaldı ki 15 Ağustos 1984’ten beri kendi sınırlarımız içinde de 7500 askerimiz yaşamını yitirdi. Şimdi İdlib’de yaşananlar bundan daha fazla değildir!
Kısaca Tayyip Erdoğan Türkiye’nin güvenliğinin sınır dışında savaşmaktan geçtiğini söyledi. Böylesinin sınır içinde savaşmaktan daha az külfetli olduğunu belirtti. Böyle yapılmazsa sınır içinde savaş olacağını ve bunun da Türkiye’yi parçalayacağını ifade etti. Ve de Türkiye’yi bölüp parçalamak isteyenlerin olduğunu sık sık tekrarladı. Peki Tayyip Erdoğan’ın bu söylediklerini nasıl anlayacağız? Herhalde TV uzmanlarının açıkça ifade ettiklerinin politik dille söylenmesi olduğunu belirtmek en doğrusu oluyor. Aslında Tayyip Erdoğan da açık konuşan söz konusu uzmanlar gibi düşünüyor. Böyle olmasa bile, kendi güvenliğini başkalarının ölümünde gören bir anlayışın işgalci ve fetihçi anlayıştan fazla bir farkı bulunmuyor.
Demek ki Türk egemenleri böylece dillerinin altındaki baklayı çıkarmış olmaktadırlar. Artık TC’nin öncelikle Halep-Musul hattını alma planı yaptığı, fırsat bulursa Libya’ya kadar eski Osmanlı topraklarını yeniden almak isteyeceği açığa çıkmış bulunmaktadır. Bir de söz konusu bu fethi Kürt ve Arap toplumunu kırarak, iradesiz kılarak, soykırıma tabi tutarak yapmak istemektedir. Açık ki TC’nin hesabı sadece Kuzey Kürdistan’ı soykırıma uğratmak değil, Ermeni ve Süryanilerden sonra tüm Osmanlı Kürdistanı’nı soykırıma uğratmaktır. Hatta fırsat buldukça Arapları ve diğer halkları da soykırıma tabi tutmaktan geri kalmayacaktır.
Açık ki bunlar Türk egemenlerinin hesabıdır, taşıdıkları zihniyet ve yürüttükleri siyaset böyledir. Peki bu gerçekleşebilir mi? Kuşkusuz bu ayrı bir konudur. Söz konusu sorunun cevabını gelecek ve bu süreçte yaşanacak mücadele belirleyecektir. Mevcut Kürt ve kadın düşmanı erkek egemen faşist-soykırımcı zihniyet ve siyasetle TC’nin değil bu hedefleri gerçekleştirmesi, Tayyip Erdoğan’ın da belirttiği gibi mevcut sınırların bir bölümünü de kaybetmesi en güçlü ihtimaldir. Bu faşist-soykırımcı zihniyet ve siyaset ancak Türkiye’yi parçalar ve TC’yi emperyalistlerin elindeki bir kukla haline getirir. Nitekim AKP-MHP faşizminin yaşadığı gerçek durum da budur.
Belli ki bunlar yanlış hesaplardır. Yanlış hesaplar Türk egemenleri açısından artık Bağdat’tan da dönmemekte, daha oraya bile ulaşmadan Kürdistan dağından dönmektedir. Yaşanan gerçeklik bu olacak, Kürdistan’ın özgürlüğüne dayalı olarak demokratikleşen Türkiye Ortadoğu’ya öncülük edip model olacaktır.