“Eğer bir inancın doğruluğu onun uğruna verilen şehitlerin sayısı ve kararlılığı ile değerlendirilebilirse o zaman bizim Êzîdîlere vermemiz gereken yer bütün dinlerin en yükseklerinden biri olmalıdır.” İnsanlığın Beşiği: Doğu Kürdistan’da yaşam adlı kitabın yazarı olan İngiliz William Ainger Wigram (1872-1953) Êzîdîliği bu sözlerle nitelendirir. Seyyah Evliya Çelebi ise yüz yıllar önce gördüğü Şengal’i ve burada bulunan Êzîdîleri şöyle anlatır: “Burası etrafında 70 pınarın bulunduğu bir cennet. Burada yaşayan insanlar tıknaz, saçı sakalı birbirine karışmış, yuvarlak kara gözlü, renkli yüzlü elbiseler giyen, bellerine ipek kumaş, başlarına ise ipek sarık bağlayan, ağır bumbu ayakkabılar giyen kılıç, pala ve savaş baltası ve pireyi gözünden vurabilecek kadar ustalıkla kullandıkları silahları ile donanmış insanlar var. Kadınların saçları ayak bileklerine kadar uzanıyor.”
Şengal… Êzîdîlerin sürgün vatanı. Sefalet, fakirlik, çöl, açlık, susuzluk ve acının hayatın ayrılmaz bir parçası sayıldığı; güneşin aydınlığına, yol göstericiliğine, kutsallığına inananların ana vatanı.
Tarihin en eski Êzîdî yerleşim yeri olarak kabul edilen Şengal, Musul Ovası'nın güneyinde Irak-Suriye devletleri sınırında bulunuyor. Êzîdîler tarihte uğradıkları bütün katliamlardan Şengal Dağı’na sığınarak kurtuldu, tıpkı bugün dünyanın sessizce izlediği katliamda olduğu gibi. Êzîdî topluluğunun en yoksul kesiminin yaşadığı Şengal bölgesinde kast olarak ise en fazla Faqir kastına mensup Êzîdîler yaşamaktaydı. Geçmişi 2 bin 500 yıl öncesine kadar giden Şengal Dağı’ndaki Êzîdîlerin varlığı 1975 yılında Saddam rejimince dağ ve çevresinde bulunan 153 Êzîdî köyünün boşaltılarak dağın her iki tarafında mücemma denilen devasa köy kentlerin oluşturulmasıyla kısmen kesintiye uğrar. Bir yandan Êzîdî Kürtler asimile edilirken, diğer yandan bölgedeki yerleşim yerlerine Araplar yerleştirilir, Êzîdî kasabalar idari olarak Arap bölgelerine bağlanır. 1977 yılında 6 bin 400 kilometrekare olan Şengal’in yüzölçümü birçok köyün çevrede bulunan Arap ilçelerine bağlanmasıyla günümüzde bin 420 kilometrekareye düşmüş durumda. Êzîdîlere yönelik sistematik yok etme sadece kültürel ve inançsal olarak kalmayıp, coğrafyaları da giderek daraltılır.
Dağ her daim sığınaktır...
Şengal Dağı’nın kuzeyinde Xanasor, Sinun, Dugur, Dokla, Borik, Gohbel ve Zorava yer alırken güneyinde ise Tilizer, Tilkasop, Siba Şex Hidir, Girzerik ve Girekaçka mücemmaları bulunuyor. Musul çölünün ortasında kurulan bu koca köy kentlerin hemen tümü tek katlı kerpiç evlerden oluşuyor. Sadece Xanasor ve Sinun'da içme suyu şebekesi bulunduğu mücemmaların geri kalanlarında ise hiçbir temel ihtiyaç dahi giderilemiyor. Êzîdîler hiçbir zaman kendilerini sonradan kurulan kentlere ait görmediğinden bu kentlerde Êzîdî mezarlığı sayısı yok denecek kadar az. Êzîdîler ölülerini sonradan oluşturulan bu kentlerden ziyade, kutsal saydıkları Şengal Dağı'ndaki köylerine defnetmeyi yıllardır sürdürüyor. Sonradan oluşturulmuş bu sürgün yerlerine alışmak istememiş, cansız bedenlerini de bu kuraklığa teslim etmemişler.
l. Körfez Savaşı’ndan sonra Êzîdîlerin yoğun olarak yaşadığı Laleş ve Şêxan bölgeleri Kürtlerin denetimine geçerken, en büyük Êzîdî yerleşim yeri olan Şengal bölgesi ise Saddam’ın denetiminde kalmaya devam etti. Ancak bölgedeki Êzîdîler Saddam’ın sistematik asimilasyon politikasına ve her türlü baskıya rağmen Kürtlüklerinden ve inançlarından taviz vermedi.
Kutsallık ve lanet
Yaklaşık 70-80 kilometre uzunlukta, 3 bin metre yükseklikteki Şengal Dağı'ndan tüm Musul Ovası'nı görmek mümkün. 72 kez Êzîdîleri katliamdan kurtaran, fermandan koruyan, soykırıma karşı sığınak olan kutsal Şengal Dağı’nda çok sayıda türbe de bulunuyor. Bunlardan biri olan Şebîl Qasim ziyareti; nam-ı diğer Şengal’in Laleş’i. Tüm bayramlarda en görkemli kutmaların yapıldığı ve Êzîdîler için önemli bir kişi olan Şêx Şerfeddîn’in türbesi de burada bulunuyor. Bayramlarında Şengal Dağı’na çıkan binlerce Êzîdî bu türbeleri ziyaret eder, çıralar yakılır, beytler söylenir, dualar edilir. Êzîdîliği günümüze taşır bu ritüeller.
Bu kutsal mekan artık coğrafyamızda son on yılların en kanlı katliam ve insanlık dramının yaşandığı yerdir. Bir kez daha sığınak oldu vahşetin, sürgünün, zulmün, acının şehri, Derwêş ile Edulê’nin aşk kenti. 3 Ağustos gecesi yeniden zulüm ve fermanla sarsılan Şengal Dağları'nda tarih bir kez daha tekerrür edecekti. Adeta bir lanet dolaşıyordu bu kutsal coğrafyada. Kan ve barut kokusu geceyi keskin bir şekilde delip geçerken, onbinlerce Êzîdî de yeniden sürgün yollarında belirsiz bir geleceğe yol almaya başlıyordu.
Melekê Tawus’ın halkı
Şengal’le birlikte anılması gereken Duhok’un Şêxan İlçesi'ne bağlı Laleş ise Êzîdîlerin kutsal mekanıdır. Tüm Êzîdîlerin yönünü çevirdiği, yılın belli zamanlarında ziyaret ederek hac görevini yerine getirdikleri mekanlarıdır. Yeni doğan çocuklarını Kaniyaspî (beyaz çeşme) dedikleri çeşmede vaftiz ederler. 11. yüzyılda yaşamış Şêx Adî’ye burada vahiy indiğine inanılır. Türbesi de buradadır. Şêx Adî, Melekê Tawus’ın yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilir, o nedenle de Şêx’e sonsuz saygı duyulur.
Êzîdîlerin kökeni hakkında çeşitli iddialar var. Kimileri Êzîdîleri Zerdüşt inancının devamcısı olarak, kimileri ise Yezid Bin Muaviye’nin taraftarları olarak değerlendirse de, Êzîdîler Êzîdîliği dünyanın en kadim inancı olarak tanımlar. Onlar Melekê Tawus halkıdır. Kutsal Melekê Tawus, yedi meleğin en yücesidir.
Doğu Kürdistan’ın Zagros Dağları'nın Êzîdîlerin tarihsel yerleşim yeri olduğu, genel bir kanı olsa da, farklı teoriler de mevcuttur. İnançlarından kaynaklı tarihte sürekli acımasız saldırı ve katliamlara uğratılan Êzîdîler, bunun sonucu olarak Kürdistan’ın dört bir yanına dağılmış olup, en fazla da Şengal ve çevresine yerleşmişler. Bugün Kafkasya ve Avrupa ülkelerinde de önemli bir Êzîdî nüfusu dağınık şekilde yaşamaktadır. Bugün Kürdistan’ın değişik yerlerinde yaşayan Êzîdîler halen diğer inanç sahipleri tarafından büyük oranda kabul görmeyen, ilişki kurulmaktan kaçınılan, ötekileştirilip dışlanan bir halk konumundadır. Oysa bu topraklar farklı kültürleri de içinde barındıran çok renkli bir mekandır. Şengal’de sünni ve şii Müslümanların yanı sıra küçük sayıda Süryaniler de bulunurdu.
Tarihte sürekli saldırı ve katliamlara maruz kalmış olan Êzîdîler, bu nedenle katı bir biçimde dışa kapalı duruma getirilmiştir. Bir nevi kendilerini, gelenek ve göreneklerini, kimliklerini koruyabilmek, savunabilmek için içe kapanmışlardır. İnançlarından taviz vermedikleri için bir kez daha katliam, hatta soykırım tehdidi ile karşı karşıya bırakılan Êzîdîler, yine göç yollarında. Ancak bu 73. ferman karşısında öz savunmaya dayalı olarak varlığını korumayı bilmiştir. Şengal’den alınacak en önemli ders de belki budur.
Sosyokültürel özellikler
Kültürel yapılanma inançlar eksenlidir. Müslümanlar, Süryaniler ve Êzîdîler kendi farklı inançlarının gereklilikleri doğrultusunda bir yaşam sürdürürler. Êzîdîler’de çok katı bir kast sistemi vardır. Sınıflar arası geçiş kesinlikle yasaktır. Êzîdî olmayan biri sonradan Êzîdîliğe geçemez. Aynı şekilde Êzîdî birinin başka dine geçmesi de Êzîdîlikte büyük günah sayılır. Yine herhangi bir sınıftan diğerine de geçiş de olmaz. Mîr, şêx, pîr, feqîr, mürid, kaval, koçek gibi adlandırmalar Êzîdî sosyal yapılanmasının temel sınıf isimleridir. Bu sınıflar arasında evlilikler yasak olduğu gibi farklı inanca mensup biriyle evlenmek de kesinlikle yasaktır.
Êzîdîlerde sözlü edebiyat en büyük kültürel taşıyıcıdır. Yazılı eser yok denecek kadar azdır. Hem inançlarını hem de kültürel tarihlerini hep sözlü 'qewl’lerle sürdüregelmişlerdir. O açıdan Êzîdî Kürtlerinde sözlü edebiyat oldukça gelişkindir. Örneğin Şengal ve çevresinde dengbêj kültürü oldukça gelişkindir. Kürtçenin Kurmancî lehçesi temel yaşam dilidir.
Dışa oldukça kapalı bir toplum olmaları kendilerini korumalarında birinci etken olmuştur. Aslında daha değişik bir söylemle kendilerini koruyabilmek açısından kendilerini dışa kapatmış bir toplumdur.
Êzîdîler tanrı Ezda’ya inanırlar. Êzîdîliğin "Mushaf-ı Reş" ve "Kitab-ı Cilve" adlı iki kutsal kitabı bulunuyor. Bu kitaplarda tek tanrı inancı vurgulanmakla birlikte, peygamberlik inancı bulunmuyor. Êzîdîlikte ilahi dinlerde olduğu gibi peygamberlik sistemi yoktur. İnanca göre Tanrı, insanlara elçi göndermeksizin doğrudan bilgi verebilir ve isterse onları doğru yola sevk edebilir.
Eylül ayının üçüncü ile beşinci günleri arasında Êzî orucu denilen oruç tutulur. Hıdır Elyas denilen oruç da yine üç tutulur. Êzîdîler üç gün tutulan bu oruçların tanrı Êzda tarafından otuz gün yerine sayar. Yalnızca din insanlarına özgü olan özel oruç, Aralık ayında 20, Temmuz ayında 20 ve 15-20 Eylül tarihleri arasında Şêx Adî’nin türbesine yapılan ziyaretin ardından da 40 gün olmak üzere toplam 80 gün tutulur.
Êzîdî Kürtlerde bayramlar oldukça fazladır. Hemen hemen her aşiretin kendisine has bayramı vardır. Yine dine göre oluşan sosyal sınıfların da kendilerine has bayramları vardır. Ancak bütün Êzîdîlerin kutladığı en önemli bayramları Çarşema Sor, Çilê Havînê (Temmuz’un ikisinde kutlanan), Çilê Zivistanê (Şubat ayının ikisinde kutlanan), Cejna Êzî (Aralık ayında) kutlanan belli başlı bayramları da mevcuttur. Çarşema Sor bayramı ya da diğer ismiyle cejna sere salê (yıl başı bayramı) her yıl Nisan ayının ilk çarşambasında kutlanır.