
* AKP’nin sözde darbe karşıtlığının özünde kendisine dair korku ve paniğini yansıması olduğunu ifade eden Kalkan, “Demokratik olmayanlar artık iktidar olamaz, yönetime gelemez. Bu bilinç ve duruş, Ortadoğu’nun her tarafında gelişiyor, yayılıyor” dedi.
* AKP’nin 11 yıldır dıştan aldığı destekle pürüzsüz iktidar olduğunu; artık denizin bittiğini, yolun sonuna geldiğini hissettiğini belirten Kalkan, “Bunun için öfkeli; İhvan’ı desteklemeyenlere, Avrupa, Amerika’ya kızıyor” diye konuştu.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, çelişkilerin toplumları harekete geçirdiğini, doğru öncülükle demokratik Ortadoğu devriminin artık bir hayal olmadığını savunarak, inancını yineledi: “İçinde bulunduğumuz dönemde yaşanacak somut bir gerçeklik oluyor/olacaktır.”
Duran Kalkan, Mısır’da devrim ile içiçe gelişen darbenin sırrı, Arap baharı ve etkileri, Türk iktidar elitinin refleksleri ile halkların seçeneği konularındaki sorularımızı yanıtladı.
‘Arap baharı’ denilen süreç, Suriye’de kaotik hal alırken Mısır yeniden hareketlendi, darbe oldu, yönetim değişti, meydanlar halen dolu. Mısır’ın rolünü de dikkat alarak bu durum neyi gösteriyor?
Arap baharı denilen süreç, 2011’in başından beri var. Tunus’ta başladı Mısır, Yemen, Libya, Suriye’ye kadar yayıldı. Suriye’de çatışmalı bir biçimde sürüyor. Fakat en köklü, çevreyi etkileyen gelişmeler Mısır’da oluyor. Mısır sanki belirleyici bir rol ifade ediyor. Zaten eskiden beri Arap aleminde böyle bir konumu var. Nüfus ve tarihsel miras olarak da Arap merkezi konumundadır. 2011’de başlayan süreç, sonuçlanmadı. Hüsnü Mübarek’in düşürülmesinin Mısır’da demokratikleşme için yeterli olmadığı görüldü. Ortadoğu’da demokratik devrim mücadelesinin bitmediğini gösterdi.
Mısır’daki ilk değişimden sonra böyle bir hava yok muydu?
Özellikle iktidar olan çevreler hemen her şey oldu-bitti, sorunlar çözüldü diyerek devrimin önünü kapatmaya çalışıyorlardı. Sanki devrim onların iktidarı için oluyormuş gibi bir hava vermek istiyorlardı. Bu son gelişmeler böyle olmadığını, mücadelenin devam ettiğini, henüz bir bölgesel yapılanma ortaya çıkmadığını ortaya koydu. Beli ki devam edecek, sürecek daha. Mısır’daki gelişmeler net bir biçimde ortaya çıktı ki, sadece dar iktidar değişimleri bu süreci ifade etmediği, içermediği gibi, tek başına çözüm de yok. Tunus’ta yönetim değişti, Mısır’da değişti, buraları artık süreci tamamladılar demenin doğru olmadığı da ortaya çıktı.
Tamamlanmadı ama nasıl devam edeceği sorusunun da tek bir yanıtı yok. Sizce nasıl?
Belli ki süreç bütünlüklü ve birbirini etkileyecek biçimde devam edecektir. Öyle Ortadoğu’da tek bir yerde devrim, demokrasi, başarı olmayacak; hep birlikte olacak. Ya da birbirini etkileyerek bu süreç bir noktaya gelecek. Mısır’ın hep böyle çatışmalı olmasının -kaldı ki sadece onlar değil, Tunus da öyle, Libya da öyle, Suriye’deki çatışmalı durum ortada- Türkiye ve İran üzerindeki etkilerini yakından görüyoruz, göreceğiz. Bütün bu olup bitenlerin ciddi bir bölgesel karaktere sahip olduğu ortada. Bir bölgesel mücadelenin parçaları konumundalar. O halde başarı, sonuca gitme bölgesel olacak. Dar, tek, bir devlet sınırları içinde olmayacak. Bu da Mısır’daki olayların bize gösterdiği önemli bir sonuçtur.
Bir çok gelişmenin yanı sıra son olarak Mısır’da formatı farklı olsa da darbe yapılmış olması, bu yüzyıla dair iyimserliği etkiledi mi?
İyimserlik korunmalı ama bazı yanılsamalar da ortadan kalktı. 20. Yüzyıl büyük devrimler yüzyılıydı. Bunun bir parçası olarak darbeler, faşizm, askeri rejimler yüzyılı olarak da biraz ifade edildi. 21. Yüzyıl için ise artık bunlardan kurtulunduğu, bunların aşıldığı, demokrasinin olduğu, her şeyin demokratik siyasetle çözüleceği havası verildi. Aslında bu bir istekti, özlemdi, doğruydu, yerindeydi. Fakat bir realite değildi. Öyle bir özgürlük ve demokrasi yüzyılı olmasını ifade eden güçler, gelişmeler yoktu ortada. 20. Yüzyılın ortaya çıkardığı sonuçlar devam ediyordu. Dolayısıyla bir tür yanılsama yaratılmıştı. Demokrasi yüzyılı gelmişti, mücadele etmeye gerek yoktu. Zaten süreç içinde demokratik gelişmeler sağlanacaktı. Bunu özellikle de egemen iktidar sahipleri yapıyorlardı. Yani halkı aldatmaya, mücadeleden uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Bu yanılgıyı kıran ilk şey Afganistan ve Irak savaşları oldu. Bir soru işareti bölge insanının da dünyadaki herkesin de kafasında oluştu.
İkinci soru işareti?
Libya’da ve Mısır’da olanlar da ikinci büyük soru işaretini kafalara koydu. Bu nasıl demokrasi yüzyılı ki, Libya’da en vahşi savaş yürütüldü? Irak ve Libya’daki infazlar. Ardından Mısır’da ordunun harekete geçmesi, olup bitenlerde hep etkili olması da bunlarla birleşti ve şunu doğurdu; öyle hayalci olmamak lazım; mücadeleler sert biçimde yürütülüyor. İşte 2011’de Mübarek’e karşı ayaklanan halkın daha demokratik bir devrime ulaşmasını ordu engelledi. Mübarek’i hemen kaldırdılar, ordunun istediği biçimde bir sistem yürüdü.
Şimdi de benzer bir durum mu tekrarlanıyor?
Evet. Bu sefer de İhvan-ı Müslimin (Mursi) yönetimine karşı, yine halk büyük bir rahatsızlık belirtti, muhalefet etti, tam devrim yapar, kendi demokrasisini gerçekleştirmeye doğru adım atmak isterken ordu yine üstten devreye girdi, Mursi iktidarını yıktı. Kendine göre sükunet sağlayarak toplumsal talepleri eline alıp bastıracak bir konum ortaya çıkardı. Askeri darbe oldu. Ordunun yaptığı darbe, halkın yaptığı ise devrimdir. Devrimle darbe iç içe yürüyor. Demokrasi güçleriyle devlet güçleri bir aradalar. Aslında demokrasi güçleri direniyorlar, halk direniyor, var olan yönetimi yıpratıyor, yıkılma noktasına getiriyor, devlet güçleri müdahale edip yeniden halkı dindirecek birkaç tavizle, kısmi bir iktidar değişimiyle tekrar despotik devletçi sistemi inşa ediyor. Mısır’da olup biten, yaşanan budur.
Ama burada durmayacağı da açıktır. Böylece ne açığa çıktı?
Şu: Darbeler hala var. Ordu hala gündemde, siyasetten çıkmış değil. Ordu vesayeti bölgenin bütün yönetimleri üzerinde var. Herhalde küresel güçlerin de etkisi var. Hiç kimse olmadığını söyleyemez. Bu anlamda o hayalci görüş de yıkıldı.
İyi mi oldu?
İyi oldu yıkılması.
Neden?
Çünkü yanlıştı. Aslında egemen güçler inanmıyordu buna, ama toplumun içinde yayılmasından memnundular, çünkü toplumu mücadelesizliğe itiyordu. Dolayısıyla da yönetmek kolay oluyordu. Bu nedenle bu hayali hep canlı tutmaya ,yaymaya çalıştılar. Şimdi bu olaylar bu hayali yıktı. İnsanlar bu gerçekleri daha iyi görüyorlar, görecekler.
Bu hayalin yıkılmasının, mücadele zihniyetine ve biçimlerine etkisi ne olur?
Bilecekler ki her şey dişle, tırnakla, mücadeleyle söke söke alınıyor; demokrasi öyle kendiliğinden gelmiyor, kimse vermiyor, büyük kavgayla elde ediliyor. Ancak büyük savaşlar, mücadeleler, büyük direnmeler insanları, toplumları özgür yapabiliyor, demokratik sisteme kavuşturuyor. Bu bakımdan demokrasi bilinci, anlayışı, mücadelesi bundan sonra daha doğru, bütünlüklü, etkin gelişecektir. Mısır’daki gelişmelerin de halklar açısından böyle bir etkisi, sonucu olacak. Biz bu kanaatteyiz.
Darbe ile devrimin iç içe olduğunu savunuyorsunuz ama bazıları hepsine darbe, bazıları da devrim diyor. Mesela AKP, yüksek sesle “Darbe oldu, karşı çıkın” diyor. Niye?
Çünkü kendisi iktidar sahibidir; tamamen iktidarın çıkarına göre konuşuyor. Bazıları da ordunun tutumunu görmüyorlar, sadece halkı görüyorlar, devrim oldu, halk devrimidir, her şey desteklenmeli. 2011’de de öyle dedik, başımıza İhvan-ı Müslim yönetimi, Mursi despotizmi çıktı. Ordudan ve arkasındaki uluslararası güçten çok kopuk değildi. Ben şundan eminim: eğer muhalefet olmazsa, Mursi yönetimi üzerinde baskı oluşturmazsa, yönetimi yıkıp yeni bir yönetim kurma direnişi gelişmeseydi ordu böyle yapmazdı. Ordu devrimi engellemeye çalışıyor aslında. Halk devrimi gelişiyor, İhvanı Müslim’in diktatörlüğünü yıkacak, despotizmini yıkacak, ordu tekrar müdahale etti ve devrimini engelliyor. Mübarek’e karşı devrim sürecinde de bunu gördük. İnsanlar 2011’de Mübarek despotizmini yıkmaya yürüdü, Tahrir Meydanı’nı doldurdu, sonunda ordu, devrimin önünü aldı. Böylece Mursi iktidarı ele aldı. Şimdi de aynısı var, darbe bu temelde gelişiyor. Darbe Mursi yönetimine karşı değildir, darbe halkın devrimini engellemeye dönüktür. Bunu göremeyenler olup bitenleri doğru anlayamazlar. O bakımdan darbe mi diyelim, devrim mi diyelim tartışması sığ, dar bir tartışmadır. Hepsinin etkisi var, olup bitenleri gerçekçi değerlendirmek lazım. Bütünlüklü değerlendirmek lazım.
Halkın demokrasi istemi, değişik halk kesimlerinin bu temeldeki mücadelesi devrimcidir, demokratiktir. Dolayısıyla 2011’den bu yana Mısır büyük bir halk devrimini, dönüşümü yaşıyor. Fakat her aşamada da devleti yıkıp demokratik topluma ulaşma noktasına doğru yürürken, en üstte devletin en temel kurumu olan ordu müdahale ediyor, halk devrimini frenliyor, durduruyor, devletçi iktidarcı bir yönetim çıkartarak halkı sindiriyor. Böylece devletçi sistemi koruyacak, yaşatacak yeni bir egemenlik yaratıyor. 2011’de de böyle yaptı, şimdi de olan budur. Devrime karşı bir üstten darbe olmuştur. Ordunun tutumunu kesinlikle böyle görmek lazım.
Kimi gözlemciler/yorumcular hatta siyasal güçler de Mısır’da ordunun rolünün geçmişini ve ordu-halk ilişkisini hatırlattıp biraz daha ordu lehine yumuşak bir yorum getiriyorlar. Yanlış mı?
Elbette yanlış. Mısır ordusuna hiç kimse devrimci, demokratik diyemez. Mısır’ı demokrasiye götürüyor diyemez. Onlar Firavun rejiminin kalıntıları, Firavun geleneğinin devam ettiricileridir. Onlar günümüzdeki devletçi sistemin şefi olan ABD öncülüğünün en sadık işbirlikçileridir. Onun dışındaki güçler filan değil. Bunlardan da öyle demokrasi, devrim beklenemez. O nedenle ayırımı yapabilmek gereklidir. Halk devrimini de görebilmek, ordu darbesini de görebilmek lazım. Bunlar bölgede iç içe yürüyorlar. Mücadele karmaşık biçimde sürüyor.
Aslında Kürt Hareketi’nin bölgedeki mücadelenin, küresel kapitalist modernite sistemiyle yerel ulus-devlet statükosu arasındaki bir çatışma olduğu tespiti var. Son gelişme ışığında biraz bunu açar mısınız?
Haklısınız, Önder Apo böyle değerlendirdi. Üçüncü dünya savaşı bu güçler ve arasındaki devletler arası bir savaş olarak gelişti. Dolayısıyla biz bu çatışmanın dışında durduk hep, kendimizi dışında saydık, üçüncü bir çizgiden söz ettik. Bunu da halkların çizgisi, ezilenlerin çizgisi, demokrasi çizgisi olarak tanımladık. Halk demokrasisi çizgisi! Şimdi Mısır’da hem kapitalist modernite güçlerinin hem de ulus-devlet despotizminin saldırıları var. Buna karşı da direniş, büyük bir halk demokrasisi hareketi var. Bunlar aynı zamanda iç içeler. Bütün ülkelerde de böyleler. Mısır’daki durum da böyle. Bu bakımdan halk devrimini, direnişini; küresel kapitalizmle ulus-devlet despotizmi arasındaki çatışmanın bir tarafı yapmamak lazım. Onlara kurban etmemek gerekiyor. Onların içinde bir parça olarak saymamak, kendi demokratik çizgisini, programını ortaya koyabilmek onların dışında üçüncü çizgi olarak tanımlayabilmek, örgütleyip öyle yürütebilmek önemlidir. Devrimin daha da ileriye gidip zafer kazanması, muzaffer bir demokratik devrim haline gelmesi böyle olacak. Bunlar beklenmeli.
Bu tür gelişmeler olabilir mi?
Olabilir. En ileri sonuç bu temelde ortaya çıkacaktır. Ama şimdiye kadar olanların da etkisi büyük tabii. Mısır’da bu olanların Arap aleminde de Ortadoğu’nun diğer ülkelerinde de etkisi çok güçlü olacaktır. Başta ifade ettiğim yanılgılı yaklaşımları ortadan kaldırdı, yıktı. Diğer yandan Arap baharının devam ettiğini ve halkın demokraside ısrarlı olduğunu ortaya koydu. Halkın belli bir bilince ve örgütlülüğe sahip olduğunu gösterdi. Arap baharıyla birlikte bastırılan güçler harekete geçti. Artık birçok güç kendisini ifade etmek, demokratik devrimle ortaya çıkacak demokrasi içinde kendini ifade etmek istiyor; toplumsal özgürlüğünü yaşamak istiyor.
Mısır’da yaşananlar diğer Arap ülkelerini, Suriye’deki çatışmalı durumu etkiliyor, etkileyecek. Devrimin devam etmesi, halkın devrimde bu kadar ısrarlı olduğunun ortaya konulması bütün Arap toplumunu, Ortadoğu’daki halkları etkiliyor, olumlu hava yaratıyor, moral veriyor, bilinçlendiriyor, örgütlenip mücadele etmeye çağırıyor.
Bunun etkileri diğer ülkelerde de olacak, diyorsunuz; Türkiye ve İran’a nasıl olacak?
AKP’nin telaşa kapılması biraz da bu nedenledir. Bu kadar çığırtkan, darbe deyin, her şeye karşı çıkın demesi bundan kaynaklı. Çünkü görüyor ki etkisi olacak, Türkiye toplumu da bundan etkilenerek AKP despotizmine karşı direnecek. Gezi Parkı bunun bir örneğiydi. Kürtler zaten direniyorlar. Büyük bir potansiyel Türkiye’de var, benzer bir durum bizde de olur korkusunu, kaygısını yaşıyor. AKP’nin sözde darbe karşıtlığı özünde bunu yansıtıyor. Başka herhangi hiçbir nedeni yok. Özellikle de İhvanı Müslim’in hareketi karşısında böyle bir şeyin gelişmesi, AKP iktidarının bu çatışmalı ortamdan yararlanarak ulus-devlet statükosuyla küresel kapitalist sistem çatışmasından yararlanarak iktidarı tek başına ele geçirme çabalarına karşı da bir uyarıyı ifade ediyor. Halkların böyle ucuz ve hegemon olma eğilimlerine ne kadar duyarlı olduğu Mısır’da ortaya konmuştur.
Demokratik olmayan hiç kimse iktidar olamaz artık, yönetime gelemez.
Bu da çok kesin/mutlak bir ifade değil mi?
Belki ama bu bilinç ve duruş, Ortadoğu’nun her tarafında gittikçe gelişiyor, yayılıyor. Mısır gerçeği bunu önemli ölçüde ortaya çıkardı.
AKP bundan da mı korkuyor?
Korkularından biri diyelim. 11 yıldır dıştan aldığı destekle pürüzsüz iktidar sahibi oldu. Şimdi artık denizin bittiğini, yolun sonuna gelindiğini hissediyor. Onun için AKP öfkeli, İhvan-ı Müslimin yönetiminin devam etmemesine kızıyor. Orduya karşı çıkmayanlara karşı kızıyor. Avrupa’ya, Amerika’ya kızıyor. Oysaki herkes kendisi gibi kendi çıkarını gözetiyor. Dün onların çıkarı AKP’yi klasik iktidar bloklarına karşı desteklemekten geçiyordu. Şimdi farklı dengeler ve farklı süreç gelişince, eski desteği görmeyince öfkeleniyor.
Hakkı yok mu?
Hiçbir hakkı yok. Kendisinin politik anlayışıyla onların politik anlayışı aynı zihniyetin farklı biçimleridir. AKP’nin Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri görmesi ve anlaması lazım. Gerçek AKP için acı da olsa belirttiğimiz gibidir. Mısır’daki gelişmelerin Türkiye toplumu üzerinde etkisi olacak, Türkiye toplumunu daha da bilinçlendirecek. AKP’nin kestirmeden, ucuz hegemon olmasını Türkiye toplumu da artık kabul etmeyecektir. AKP’nin demokratikleşme yerine, demokratikleşme içinde bir siyasi güç olma yerine hegemonya peşinde koşması artık ciddi sorunlarla karşılaşacaktır.
Mısır’daki gelişmeler ve bunun etkisinin Arap baharı denilen süreci daha fazla halkların demokratik devrimi çizgisine sokacağına inanıyor musunuz?
Kesinlikle böyle bir etkisi olacak. Bütün Arap alemini etkileyecek. Tunus’u, Libya’yı, Yemen’i, özellikle de Suriye’deki çatışmalı durumu etkileyecek. Suriye’de de iktidar muhalefet çatışması biçiminde konan çelişkinin aşılmasını sağlatacak. Yeni alternatifler ortaya çıkartacak. Bu durum Türkiye ve İran’daki mevcut iktidar duruşlarını etkileyecek. Halkları daha çok olumlu etkileyip harekete geçmelerine yol açacak. O yönde kamçılayıcı bir durum.
İyimser bir yorum olmakla beraber ümitli misiniz?
İzah ettiğim çerçevede boş bir iyiserlik değil, bu açıdan biz ümitliyiz. Zaten Türkiye ve İran’da Kürdistan kaynaklı bir demokratik direniş vardı. Arap Aleminde de Mısır merkezli böyle bir gelişme bir Ortadoğu demokratik devriminin var olduğunu; eşzamanlı, birbirinden güç alarak yürüdüğünü ortaya koyuyor. Bu da tabii ki bize daha çok moral veriyor, güç veriyor. Büyük bir demokratik Ortadoğu devrimi yaşandığını, onun zaferine doğru yüründüğünü gösteriyor. Bütün devrimciler bu gerçeği görmeli, anlamalı, buna öncelik etme görevi ve sorumluluklarını yerine getirerek bu tarihsel süreçte Ortadoğu’ya demokratik devrim öncülüğü rolünü oynatmalıdırlar. Bu, Ortadoğu’nun tarihiyle de uygun, bugünkü birikimi ve potansiyeliyle de uygundur. Çelişkiler toplumları harekete geçirmiştir.
Ortadoğu devrimi…
Doğru öncülük gerçekleştirilirse demokratik Ortadoğu devrimi artık bir hayal değil, içinde bulunduğumuz aylarda, yıllarda yaşanacak somut bir gerçeklik oluyor, olacaktır.
NURDOÐAN AYDOÐAN/HABER MERKEZİ