
TUÐÇE KARA / İSTANBUL
Kamuoyunda “Torba Yasa” olarak bilinen yasanın çoğu maddesi Meclis’ten geçti. Madencilerin ve tütün üreticilerinin tepkisi ise günbegün artıyor.
Gelişmeleri, Torba Yasa’nın yaşamlarımızı en kötü etkileyecek maddelerini ve detayları, ekoloji davalarıyla yakından ilgilenen Avukat Diren Cevahir Şen’e sorduk. “Tütün yasağıyla, madencilik alanındaki gelişmeleriyle bu torba yasa halk ve doğa düşmanı olmaktan başka bir işe hizmet etmiyor maalesef” diyen Av. Şen’in sorularımıza yanıtları şöyle:
Tasarının 54. maddesi ile “Madencilik Faaliyetlerinde İzinler” başlıklı 7. maddenin on birinci fıkrasının, birinci cümlesi değiştiriliyor, buna göre çevreye ilişkin Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve diğer izin süreçleri 3 ay içinde bitirilmezse izin verilmiş sayılacak. Bu ne anlama geliyor?
Bu madde gelen yoğun tepkiler üzerine geri çekildi; ancak kısaca özetlemek gerekirse 3 aylık izin şu demek: ÇED başvurusu olan kurulun hiç işlem yapmayıp bu süreci uzatması ve ÇED sürecini bertaraf etmesi. Öncesinde de doğru düzgün işlemeyen bir ÇED süreci vardı zaten. ÇED sürecinde işletilmesi gereken süreçlerin hiçbiri işletilmiyordu ve halk, bu sürecin hiçbir aşamasında yoktu. Aynı şekilde doğa da hiçbir şekilde gözetilmiyordu. Şimdi ne mi oldu? Her şey daha kötü oldu. Bu maddenin beslediği maddelerin hepsi geçti çünkü. İktidara yakın çevreler dilediği gibi ÇED başvurusu yapacak, bu başvurular 3 ay bekletilecek ve kendiliğinden bir izin süreci başlamış olacak. Tüm madencilik faaliyetleri bir ÇED süresinden muaf tutulacak. ÇED’i kaldırıyoruz, deseler daha anlamlı bir girişim olabilirdi, en azından niyetlerini doğrudan belli etmiş olurlardı. ÇED’i saklayıp, işletmeyecekler çünkü artık.
Biliyoruz ki madencilik faaliyeti doğaya en çok zarar veren faaliyetlerden biri. Madencilik, kazıyla ve yıkımla doğal yaşamın yok edilmesi demek. Bu talanla birlikte doğada kalıcı bir zarar meydana gelecek ve hayvanların yaşamı da bu durumdan hayli etkilenecek. Süreçler asla usule uygun işlemeyecek. Elinizi vicdanınıza koyun, ÇED için 3 ay gibi bir süre vermek hangi akla-mantığa uygun. Bir kere her şeyden önce doğanın işleyişine uygun değil. Bu süreçler için en az 7-8 ay, 1 yıl gibi süreler gerekiyor ki sağlıklı bir ÇED süreci işletilebilsin. ÇED sürecinde ne oluyordu? Hangi bölgede bir santral kurulmak isteniyorsa oranın halkı önce şirketi dinliyordu, halkın fikri yine sorulmuyordu ama şu anki uygulamadan daha düzgün bir süreç işletiliyordu. ÇED sürecinde halkın fikrinin alınmamasından şikâyet ederken kötünün de kötüsü bir hâl ile karşı karşıyayız şimdi.

Tasarının 55. maddesi ile “Maden Teşvik Tedbirleri” başlıklı 9. maddesine yeni bir fıkra ekleniyor, orman alanlarında yapılacak madencilik faaliyetleri için ilk 10 yıl için herhangi bir bedel alınmayacağı düzenlemesi getiriliyor. Her yer madenle mi dolacak?
Madenciliğin ekosisteme verdiği zararı tekrar tekrar anlatmak gerekiyor belki de. İnsanların, bitkilerin ve hayvanların yaşamına doğrudan zarar veren bir faaliyet, maden faaliyeti. Torba yasanın bu maddesi ise doğanın koşulsuz ve şartsız talana açılması demek. Maden çıkar mı, çıkmaz mı demeyip madencilik faaliyetini yürüten şirketler her yeri kazma yetkisine sahip olacak. Her yerden kastım çiftçinin bağı, bahçesi ve hatta evinizin bahçesi de dahil. Tüm bunlar olurken bir bedel de ödemeyecekler. En küçük yerleşim alanından en büyüğüne dek, her yere girip kazma yetkisine sahip olacaklar. Arama yetkisine de herhangi bir para ödemeden sahip olacak çünkü. Dolayısıyla şirket hiçbir şey kaybetmeyecek. Zaten devlet diyor ki, al para da istemiyorum, istediğin madeni bulana kadar kaz. Tabii bunlar yine kendine yakın şirketler olacak, elbirliğiyle tüm alanlar sermayeye açılıyor bu maddeyle. Geçti de bu madde. 10 yıl çok uzun bir süre, bu sürede oluşan hasarlar ne olacak? Ve biz biliyoruz ki bu hasarların çoğu geri dönüşü olmayan hasarlar olacak. Ağaçlar, hayvanlar, toprak ne olacak?
Tasarının 56. ve 17. maddesinde yapılan değişiklik ve ekleme ile ekolojik açıdan bizi neler bekliyor?
Madencilik faaliyeti yürütülmeden önce o bölgedeki yapılardan, topraktan numune alınması gerekiyor ki bu bölgeye dair fikir versin. Ancak numune almak da bir süreç. Şimdi bu süreci işletmemek için bu faaliyetlerde ÇED kararı aranmayacağı söyleniyor bu maddeye göre ve maalesef bu madde de geçti. Ekolojik açıdan bizi tam bir kabus bekliyor. Kısa vadede belki görmeyeceğiz bu dönüşümü; ancak iki-üç yıl sonra gözle görülen hasarlar oluşacağını düşünüyoruz. Doğanın talanı demek bu. Göz alabildiğine kazıyla, fabrikayla dolacak her yer. Doğadaki bazı canlıların yaşamı son bulacak; ama biz yıllardır madencilik faaliyetinin iklim meselesi kadar önemli olduğunu anlatamadık. ÇED kararı aranmayacak demek, oluşabilecek zararları karşılamaya gerek de kalmayacak demek. Buna çok rahat ÇED’in kaçırılması diyebiliriz. Hukuki olarak da bu yasayla, ÇED kaçırmak yasal hale gelmiştir.
Yeni torba yasa, daha fazla maden cinayetine davetiye gibi değil mi?
TTK atıl durumda olan bir kurum ve devlet bu duruma da el koymak istedi. Torba yasanın madencilikle ilgili maddeler, TTK’nın elindekileri artık direkt kendi eliyle yönetmek istemesine yönelik maddeler aynı zamanda. Önüne gelen güvencesiz, denetimsiz ruhsat alacak demek yani. Ruhsatı parçalayıp farklı bölgelerde kuyular açılacak. Dolayısıyla maden işçilerinin iş güvenliği de büyük tehlikede. TTK elindeki ruhsatları sermayeye verince ithal kömür yerine yerli kömüre de teşvik artacak. Bu da aslında taş kömürü bölgesi dediğimiz bölgede yeni termik santraller demek. Kömürlü termik santral, çok kolay bir şekilde hayatlarımıza giriyor bu yasayla. Ve bir tane değil, iki tane değil. Her yere yapabilecekler bu santralleri. Ruhsatları bölecekler, istedikleri yerde kazı yapabilecekler ve bunların hiçbir yaptırımı olmayacak ve bunlar hiçbir şekilde denetime tabi tutulmayacak. Bakteri gibi üreyen maden ocakları yasal bir zemine oturtulacak. Kaçak ocak tarih olacak, çünkü tüm kaçak ocakları da bir bakıma resmi statüye yükseltecekler. Güvencesiz ve sağlıksız çalışma ortamları, doğanın tahribatı ve tarihi maden kazaları, cinayetleri bekliyor bizi maalesef.
Peki tütün yasası? Tütün neden yasaklanıyor?
Bu madde ilk geçen maddelerden biri. Adıyaman’da bununla ilgili protestolar da oldu, çünkü kentin ana geçim kaynağı tütün ve tütüncülük faaliyeti. Bu maddenin geçmesi yerel üreticiyle ve emekçilere büyük bir darbe. Sermaye yine iş başında tabii, sigara sermayesi. Bu maddenin geçişi asla halkın sağlığıyla alakalı değil, öyle olsa madenlerle ilgili maddeler bu torba yasaya eklenmezdi. Buradaki amaç az evvel de dediğim gibi, tamamen emekçilere, çiftçilere vurulan bir darbe. Küçük ölçekli de olsa, bize şunu gösteriyor ayrıca: İktidar, insanların iki gram tütününe de düşman. Halkın mutluluğuyla, keyfiyle iktidarın ne kadar ilgilendiğini de gösteriyor bu madde. Ve ben bu baskının satıcıyla sınırlı kalacağına inanmıyorum. Tüketici de suçlu duruma düşebilir. “Geliri terör örgütüne gidiyor,” diye bas bas haber yaptılar her yerde, sermayeyle ilişkisini perdelemek için. Biz bilmiyor muyuz sanki asıl dertlerinin çiftçiyle, yerel üreticiyle olduğunu. Tütün yasağıyla, madencilik alanındaki gelişmeleriyle bu torba yasa halk ve doğa düşmanı olmaktan başka bir işe hizmet etmiyor maalesef.