AKP hükümeti Kürt halkının direnişi karşısında halkı cezalandırmak için şehirleri yakıp yıkıyor. Direniş alanlarında ne insan, ne ev bırakıyor. Tam bir insansızlaştırma ve tehcir politikası izliyor. AKP iktidarının bu yaptığı hem fiziki, hem kültürel soykırımdır. 

1926 Şark Islahat Planından bu yana Kürdistan'ı insansızlaştırma politikası izleniyor. Amaç, nüfus dengesini Kürtlerin aleyhine bozup Kürdistan'ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirmek! Bunun için birçok yol ve yöntem izleniyor. Katliamlar ve baskılar bunun bir yolu olarak sürekli kullanılmıştır. Ekonomik yaşam alanlarını daraltarak insanları sürekli başka yerlerde ekonomik yaşam arayışına yöneltmek de bu yollardan biri olarak kullanılmıştır. Türkiye'de en fazla göç alan İstanbul’da Sivas ve Karslıların ilk sırada olması bunun sonucudur. Avrupa’ya yüzünü dönenlerin çoğunluğunun Kürt olması söz konusudur. 1990’lı yıllarda da yapılan baskı ve katliamlar sonucu milyonlarca Kürt metropollere ve Avrupa’ya göçertilmiştir. Son 20-30 yılda Kürdistan’da baraj yapımlarının yaygınlaştırılması da bu insansızlaştırma politikalarının bir sonucudur. Kürdistan'da birçok yerde dışarıdan getirilen topluluklar yerleştirilmiştir. Soykırımcı Türk ulus-devletinin temel stratejisi Kürtleri zamana yayılmış biçimde yok etmektir. 

Şimdi bu stratejisini çok açık biçimde yürütmektedir. Kürtlerin tarihteki tüm direnişlerine soykırım politikalarıyla cevap veren Türk devleti, şehirlerde gelişen özyönetim direnişlerine de soykırım uygulamalarıyla cevap vermektedir. Sivil yerleşim yerlerini tankla, topla bombalayarak insansızlaştırmakta ve bir daha yaşanamaz hale getirmektedir. Kentsel dönüşüm dediği şehir yapılanmasıyla tamamen kendi kontrolünde bir yaşamı sağlayacağı hapishane mahalleler ve şehirler yaratmayı hedeflemektedir. Şehirleri öyle yakıp yıkmıştır ki, kendine göre irade kırma temelinde halkı devlete muhtaç kılmayı hedeflemektedir. İşte bu durum karşısında tüm Kürt halkına ve demokrasi güçlerine büyük görevler düşmektedir. 

Cizre’de, Sur’da ve diğer şehirlerde saldırıya uğrayan sadece buraların halkı değildir; tüm Kürt halkına yönelik irade kırma saldırısı yürütülmektedir. Sadece Cizre, Sur, Nusaybin’de insanlar öldürülmüyor, evler yıkılmıyor, tüm Kürtlere ölümcül saldırılar yapılıyor, evleri başlarına yıkılıyor. Yıkılan evler tüm Kürtlerin evleridir. Herkesin evi yıkılmıştır. Bu açıdan bu saldırılara da toplu karşı konulmalıdır. Halkın yaşamını sürdürme imkanlarının sağlanmasını da tüm Kürt halkı üstlenmelidir. Herkes kendi evi yıkılmış, kendisi öldürülmüş ve yaralanmış gibi hareket etmelidir. Hiçbir Kürt Türk devletine ve AKP Hükümetine muhtaç edilmemelidir. Zaten AKP çeteleri toplumu devlete muhtaç kılmak için bu saldırıları yapmaktadırlar. Bu nedenle tüm Kürtler ve dostları her şeyleriyle şehirleri yakılıp yıkılan, yüzlercesi öldürülen halka sahip çıkmalıdırlar. Halk ve toplum olma karakterlerini ortaya koymalıdırlar. Bir halk olmak, varlığı birbirine bağlı bir toplum olmaktır. Dolayısıyla Kürtler bir toplum olduklarını birbirlerine sahip çıkarak göstermelidirler. Yoksa ben Kürt’üm demenin, Kürt dostuyum, demokratım demenin hiçbir anlamı kalmaz. Toplum olmanın birinci koşulu, birbiriyle dayanışma içinde olunmasıdır. Kürt olarak var olacaksak, bir halksak, o zaman mutlaka bu dayanışmaların içinde olacağız. Yıkılan ev bizim evimizdir diyeceğiz. Yapılan saldırı tüm Kürtlere, tüm toplumadır deyip bu saldırıları birlikte göğüsleyeceğiz. Birlikte ayağa kalkacağız, birlikte var olacağız. 

Soykırımcı sömürgecilik Kürtlere yönelik ağır saldırılar gerçekleştirerek onun toplumsal karakterini dağıtmak istiyor. Baskı ve zulümle birbirlerine yardım etmeyecek hale getirip toplumu parçalayıp güçsüzleştirerek teslim alıp bitirmek istiyor. Bu açıdan bu saldırılar tüm Kürt halkına bir soykırım saldırısı olarak görülmelidir. 

AKP iktidarı bir taraftan kapitalist moderniteyi Kürt toplumu içine sokup bireyciliği geliştirip toplumu dağıtmak, diğer taraftan saldırılarla toplumu birbirine sahip çıkamaz hale getirerek soykırımcı politikayı derinleştirip tamamlamak istiyor. Saldırı stratejiktir. Bu açıdan ne bireycilikle ve ailecilikle “bana ne toplumdan” diyerek soykırım politikasının istediği insanlar haline gelelim, ne de irade kırma saldırısına boyun eğelim. On yıllık mücadeleyle oluşturduğumuz toplumsallığımızı ve özgürlük irademizi ortaya koyalım. Toplum gibi hareket edelim, toplum gibi tepki verelim. Kürtlerin iradesinin kırılıp soykırıma uğratılmayacağını tutumumuzla ortaya koyalım. 

Kuşkusuz bunun ilk yolu, ya da ilk görev direniş alanlarının yalnız bırakılmamasıdır. Öz yönetim alanlarındaki öz savunma direnişlerinin başta serhildanlar olmak üzere yanında olmak, bu direnişlere sahiplenmek ve güç vermek önemlidir. Eğer AKP hükümeti ve faşist çeteleri direniş alanlarını yalnızlaştırıp ezmek istiyorsa, o zaman Kürt halkı her yol ve yöntemi deneyerek mücadeleye geçmelidir. Öz savunma direnişi dışındaki alanlar sivil halk direnişleriyle, serhildanlarla, mitinglerle, protestolarla sürekli bir eylemlilik içinde öz yönetim direnişlerinin yanında yer alabilmelidir. 

Bu dönemdeki direnişin önemli bir parçası ve boyutu da, direniş alanlarındaki halkın evini yeniden yapmasına; yaşam araçlarına ulaşmasına yardımcı olunmasıdır. Çünkü devlet çaresiz kalan insanların bu durumundan yararlanmak istemektedir. Bu açıdan başlatılan Kardeş Aile Kampanyası her eve ihtiyaç olan beyaz eşya yardımı yapma çalışmasına tüm Kürtlerin katılması gerekir. Kürt halkının buna gücü vardır. Kürtler toplumsallığını harekete geçirirse AKP iktidarının ve devletin toplumu zor duruma düşürmesinden yararlanmasının önüne geçilebilir. AKP hükümeti hem sivil yerleşim yerlerini bombalayıp çocuk, kadın, yaşlı demeden yüzlerce insanı katlederek mahalleleri tankla, topla yerle bir edecek, ondan sonra da öldürülen, katledilen ve evleri yakılıp yıkılan insanlara yardım ediyorum diyerek ortaya çıkacak! Kürtler için bundan daha ağır bir durum olamaz. Bu açıdan her Kürt direniş alanlarında zor durumda olan halkın onurunu kendi onuru olarak görerek hareket etmelidir. Öz yönetim alanlarıyla dayanışma içinde olmak tüm Kürt halkının ve her Kürt’ün onur mücadelesidir. Öz yönetim alanlarındaki onur mücadelesi herkesin onur mücadelesidir. Buradaki halkımızın bulunduğu şehirde, kasabada ve mahallede kalması, buralarda temel ihtiyaç maddelerini karşılayarak yaşaması önemlidir. Soykırım politikalarını boşa çıkarmada bu yönlü çabalar ve çalışmalar çok önemlidir. Kürt varlığını ve toplumsallığını ortaya koymanın bu önemi görevi görülmeli ve her yerde bu yönlü dayanışma grupları oluşturulmalıdır. Bu dayanışma grupları mevcut kurumlar tarafından koordine edilerek öz yönetim direniş alanlarına yöneltilmelidir.

Şimdi bu çalışmalar vardır ve gelişmektedir. Ancak bunu sadece birilerinin ya da bazı kurumların işi olarak görmek yetersiz kalır. Tüm toplum bu konuda sorumluluk duymalı; şöyle ya da böyle bu çalışma içine girmeli ve katkılarını sunmalıdır. Her Kürt bireyi, her demokrat kendini bu konuda sorumlu görmelidir. Yakında oluşan bu yönlü kuruluşlarla ilişki içinde katkısını sunabilmelidir. 

Şu anda Saray Gladyosunun, bu Gladyoya bağlı çetelerin Kürt şehirlerinde yaptığı tahribatlar görüldüğünden, bilindiğinden daha ağırdır. En fazla tartışılan yerlerden biri olan Sur’da direnişçilere yaşam alanı bırakmamak için evler yıkılarak tankla, topla yollar açılmıştır. Tarihi Sur kenti böyle yakılıp yıkılmıştır. Cizre’deki direnişin olduğu mahallede tüm evler tank ve top atışına tutulmuştur. Yüzlerce insan böyle katledilmiştir. Ya köle olursun, ya da dünyayı başınıza yıkarız denilmiştir. Zaten bunu açıkça söylemektedirler. Bir askerimizin tırnağı için bir şehri yıkarız diyen bir zihniyet söz konusudur. Zihniyet boyun eğdirmedir. Ya baş eğeceksiniz, ya baş vereceksiniz! Şehirlerde neden yüzlerce insan katledilmiştir, şehirler neden yıkılmıştır bu sözle açıkça ortaya konulmuştur. Kürt sorunu yoktur, Kürtlerin hakları, hukukları diye bir şey yoktur; ya bundan vazgeçeceksiniz ya da bu saldırılarla karşılaşacaksınız diyen bir zihniyetin her şey yaptığı, yapacağı açıktır.

İşte Kürt halkına bu kadar zulüm yapan ve saldıran bir iktidar karşısında Kürt halkının dayanışmasının da buna cevap olacak düzeyde olması gerekir. Bu açıdan her köy, her mahalle, her kasaba ve her şehir dayanışma için ayağa kalkmalıdır. Sadece Bakurê Kurdîstan değil, Rojava, Başur, Rojhilat ve dünyanın her yerindeki Kürtler bu dayanışma için harekete geçmelidir. Kobanê’deki ayağa kalkışın on katı, yüz katı bir ayağa kalkış gösterilmelidir. Şu anda Kobanê’yi katbekat aşan bir saldırı söz konusudur. Bu saldırı sadece birkaç şehre yapılan saldırı değildir, tüm Kürtlüğe ve Kürt’ün varlığına yapılan saldırıdır. Böyle görülmediği takdirde tarihi bir gaflet yaşanır. Türk devletinin Bakurê Kurdîstan şahsında yürüttüğü soykırım saldırısı tüm Kürtlüğe saldırıdır. Bu açıdan direniş de, dayanışma da bir var olma, yok olma direnişi ve toplumsal dayanışma olarak görülmelidir. 

Kürt halkının şimdi bir halk ve toplum olduğunu tüm dünyaya göstermesi zamanıdır. Var olma ve onur mücadelesini yükselterek soykırımcı güçlerin saldırısını püskürtmelidir.