DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması amacıyla sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin 98. gününde.

“Bu direnişin mutlaka başarıyla sonuçlanacağına olan inancımı koruyorum. Bu yolda kuşkusuz düşenler olabilir ama önemli olan bunun nihai hedefe ve başarıya ulaşmasıdır. Sizlere ve halkımıza güveniyorum. Mutlaka başaracağız.”

Güven’in yanında kalan kızı Sabiha Temizkan, bazen ‘Bu destek yetersiz mi?’ dediğinde annesinin, ‘Olur mu böyle şey? Ben öyle görmüyorum. Bence çok güzel bir destek var. Bu sokağa çok yansımıyor olabilir ama ben talebimin milyonların kalbinde de attığını biliyorum. Gücümü de bu haklılıktan ve inançtan alıyorum’ dediğini söyledi. Temizkan, “Çok güçlü bir direniş sergiliyor. Talebi karşılanıncaya kadar direnişini sürdürmeye kararlı” dedi.

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in 79. günden sonra 98 gündür Amed’deki evinde sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde de yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 35 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 60, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 59, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 50. gününde.

2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 43, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağı eylemi de 40. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 29. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak, 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak, 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak, 29 Ocak’ta da bir cezaevinde 3 tutsak daha eyleme dahil oldu. Tek bir taleple açlık grevini sürdüren tutsaklar, Öcalan üzerindeki tecrit kalkıncaya kadar eylemlerini sürdürme kararlığında.

HDP Grubu’na görüntülü mesaj

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) haftalık grup toplantısı, Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 98 gündür açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in gönderdiği görüntülü mesajla başladı.

Başarı inancımı koruyorum

 Güven’in mesajı şöyle: “Merhaba sevgili arkadaşlar. Hepinizi tek tek sevgiyle hasretle kucaklıyorum. Aslında tahliye olduktan sonra da kucaklaşamadık sizlerle. Hepinizi gerçekten çok özledim. Ama şimdi sizlerin de bildiği gibi çok önemli bir direniş içerisindeyiz. Direnişimiz her gün biraz daha ses getiriyor. Ve ülkenin duymazlıktan gelenlerini de aslında rahatsız ediyor. Bu anlamda dün sizin İstanbul’da gerçekleştirdiğiniz etkinlik çok anlamlıydı. Gerçekten birisini adamlıktan çıkardınız. Artık onun ‘ben şunu yaptırmayacağım’ deme şansı yok.

Çünkü bütün tehditlere rağmen siz orada gereken direnişi sergilediniz. Hepinizi yürekten öpüyorum. Ben bu direnişin mutlaka başarı ile sonuçlanacağına olan inancımı koruyorum. Bu yolda kuşkusuz düşenler olabilir ama önemli olan bunun nihai hedefe ve başarıya ulaşmasıdır. Ben bu konuda sizlere ve halkımıza güveniyorum. Mutlaka başaracağız. Hepimizin bu konuda yürüteceğimiz çalışmalarda başarılı olacağımıza olan inançla sevgiyle selamlamak istiyorum. Mutlaka kazanacağız. Berxwadan Jiyan e Hevalno!”

Ziyaretçi kabul edemiyor

Leyla Güven’in sağlık durumu da ciddiyetini koruyor. Açlık grevi eylemini evinde sürdüren Güven, düzenli olarak doktor kontrollerinden geçiyor. Ayrıca gelinen aşamada enfeksiyon riskinin yüksek olması nedeniyle bulunduğu evin mümkün mertebe hijyenine dikkat edilerek, kendisinin daha çok yorulmamasına özellikle hassasiyet gösteriliyor. Yanında kalan kızı Sabiha Temizkan, şunları söyledi: “Artık neredeyse hiç ziyaret kabul edemiyoruz. En başlarda çok fazla ziyarete gelen oluyordu. Bu da annem için moral oluyordu. Biz de buna çok fazla engel olmamaya çalıştık ama şimdi annemin sağlık durumu ziyaretçi kabul etmek için pek uygun değil. Zaten bizim yardımımızla yürüyor ve konuşurken çok zorlanıyor. Annemin uykuları düzenli değil. Ben yanındayım ve sürekli gözlemliyorum. Geceleri çok uyuyamıyor zaten. Normal bir insanın uykuya dalması gibi değil, sürekli sıçrıyor. Beynine uyanması için hep bir sinyal gidiyor gibi.”

Nabzı yavaş, kasları eriyor

Annesinin sabahları saat 07.00 sıralarında uyandığını, kendisine bazı yazı ve haberleri okuduklarını; zaman zaman kendini zorlayarak televizyona bakmaya çalıştığını ama bu konuda çok sıkıntılı olduğunu belirten Temizkan, şöyle devam etti: “Çünkü ışığa karşı hassasiyeti var ve çok uzun süre izleyemiyor. Bunlara ek olarak kas ağrıları başladı, çünkü artık vücudu kastan erimeye başladı. Çok yoğun şiddetli baş ağrıları oluyor. Tansiyonu sürekli düşük. Nabzı yavaş. Kokuya karşı çok hassas. Zaten evde kesinlikle yemek pişirme vesaire olmuyor. Komşuların yaptığı yemeklerin kokusu bile ona kadar geliyor. Dolayısıyla kokular midesini rahatsız ediyor. En ufak bir parfüm kokusu da aynı etkiye neden olabiliyor.”

Kötü olduğunu hiç söylemiyor

Temizkan, annesinin gün içerisinde genelde uzandığını ve çok sağlıklı günler geçirmediğini belirterek, şöyle konuştu: “Sohbet etmeye çalışıyoruz kendisiyle. Ona moral verecek esprili ve komik şeyler anlatıyoruz. Annemin morali çok yüksek. Hiçbir zaman kötü olduğunu söylemiyor. Biz bedenindeki reaksiyonları takip etmesek annem bu konuda hiçbir şey söylemiyor. Mümkün olduğunca güçlü görünmeye çalışıyor bize karşı. Çok güçlü bir iradeyle direnmeye devam ediyor. Ama açıkçası çok uzun sürdü bu durum. Annem 55 yaşında ve her geçen gün daha çok korkuyorum. Her an ne olacağı belli değil. Her an vücutta olumsuz bir reaksiyon yaşanabilir diye çok tedirgin oluyorum.”

Haklı ve inançlı

Evlerinin önüne gelerek destek eylemlerinde bulunan her insanın kendileri için çok kıymetli olduğunun altını çizen Temizkan, şunları vurguladı: “Annem de böyle düşünüyor. İlk birkaç gün çok zorlansa da selamlamak için balkona çıktı. Sonra çıkamadı ve çok üzülüyordu. En azından bir selam vermek istiyordu ama gücü yetmiyordu. Annem, bu tür destek eylemlerinden çok büyük bir güç alıyor. Hatta bazen ‘Bu destek yetersiz mi?’ dediğimizde, annem ‘Olur mu böyle şey? Ben öyle görmüyorum. Bence çok güzel bir destek var. Bu sokağa çok yansımıyor olabilir ama ben talebimin milyonların kalbinde de attığını biliyorum. Gücümü de bu haklılıktan ve inançtan alıyorum’ diyor. Annem tek başına başlattığı bu direnişe yoldaşlarıyla beraber devam ediyor. Cezaevlerinde ve Avrupa’da kendisiyle birlikte açlık grevinde olan insanların anneme verdiği güç ve moral onun direnişini de daha çok güçlendiren bir şey oluyor. Ama ben annemin gücünü her zaman kendi motivasyonu ile sağladığını düşünüyorum. Kendi başına çok güçlü bir direniş sergiliyor. Arkasından onunla birlikte yürüyen yoldaşları ona çok büyük bir güç veriyor ve talebinin karşılanacağından hala umudu var. Çünkü çok haklı bir talebi olduğunu sürekli ifade ediyor. Öcalan’ın bir hükümlü olarak ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesi gerektiğinin bir anayasal hak olduğunu hep söylüyor. Bu talebi karşılanıncaya kadar direnişini sürdürmeye kararlı.”

Kendini sorumlu görüyor

Annesinin, Hewlêr ve Avrupa’nın farklı ülkelerindeki açlık grevi eylemcilerinin sağlık durumlarına ilişkin kaygılı olduğunu söyleyen Temizkan, şunları ekledi: “Annem kendini bu meselede sorumlu hissettiği için bir an önce talebinin karşılanmasını istiyor. Dolayısıyla annem sıvı alamamasına rağmen yine de kendini çok zorluyor. Çünkü onun duruşu ve yaşaması çok önemli. Talebinin karşılanması için bunu çok önemli görüyor. Bunun için de çok ciddi bir çabası var. Böyle bir direnişten bahsediyoruz. Yaşamak için verdiği bu mücadeleye bizim de ses olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu sesin daha çok yükselmesi gerektiğine inanıyorum. HDP’li milletvekillerinin Taksim’de engellemeye rağmen yürümesinden çok büyük bir güç aldı.”

ANKARA/AMED


Tutsaklar: Faşizmden korkmayalım

Tecride karşı 60 gündür açlık grevinde olan gazeteci Kibriye Evren, Hilal Ölmez ve Evin Kaya, halka bir mesaj göndererek, tecridin ancak süreklileşen eylemlerle kırılacağını vurguladı: “Bizler Cizre’yi, Sur’u, Nusaybin’i, Gever’i, Varto’yu ve Efrin’i yaşayan bir halkın evlatlarıyız. Faşizmden korkmayalım.”

Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki üç kadın tutsağın durumu her geçen gün kötüye giderken, sıvı almakta zorlanıyorlar; ses, ışık ve kokuya karşı çok fazla hassaslaştılar. Kilo kaybı, tansiyon ve şeker sorunu da yaşayan tutsaklara yaklaşık bir aydır Yeni Yaşam gazetesi verilmiyor.

Vicdanımız rahat değil

 Direnişlerine dair bir mesaj gönderen üç kadın tutsak, öncelikle halkı selamlayarak, “Bizler Cizre’yi, Sur’u, Nusaybin’i, Gever’i, Varto’yu ve Efrîn’i yaşayan bir halkın çocuklarıyız, evlatlarıyız. Hala yüreğimiz Cizre, Sur, Nusaybin ve öz yönetim alanlarında yapamadıklarımızdan buruk ve vicdanımız rahat değil. Bizler o gün o direnişe sahip çıksaydık bugün süreç çok daha farklı olabilirdi. O süreçte haksızlığa, zulme, katliamlara sessiz kaldığımız için bugün çok daha ağır bir süreç yaşıyoruz” ifadelerine yer verdi.

Faşizmi korkaklığında hapsedelim

 Bu temelde tüm halkın Leyla Güven öncülüğünde cezaevlerinde başlayan açlık grevlerini sahiplenmeleri gerektiğine işaret edilen mesajda, şöyle denildi: “Buradan ölümler çıkmadan başta gençler ve kadınlar olmak üzere herkesin üzerine düşeni yapması gerekir. Bu sahiplenme faşizmi geriletecek ve özgürlüğü getirecektir. Halkın sürekli sokakta ve eylem halinde olması gerekiyor. Bu temelde tüm halkımızı açlık grevlerine sahip çıkmaya ve alanları boş bırakmamaya çağırıyoruz. İmralı’daki tecrit ve halkın üzerindeki tecrit ancak süreklileşen eylemlerle kırılır. Faşizmden korkmayalım, faşizmi kendi korkaklığına hapsedelim. Biz kazanacağız, halkımız kazanacak, direnişimiz kazanacak.”

Tecridi parçalamak zorundayız

Diyarbakır D Tipi kapalı Cezaevi’nde 60 gündür açlık grevinde olan Nimetullah Çınkılıç da gönderdiği mektupla açlık grevine girme nedenleri ve sağlık durumu hakkında bilgi verdi. Aynı cezaevindeki 5 arkadaşı ile 16 Aralık’tan bu yana açlık grevinde olduklarını belirten Çınkılıç, sağlık durumları hakkında “Sağlık açısından kilo kaybı, halsizlik, baş ağrısı gibi etkiler var. Fakat moral-motivasyon olarak durumumuz gayet iyidir” dedi.

Türkiye’de 1925’ten bu yana Kürt halkına karşı yoğun bir inkar ve imha siyaseti izlendiğini; 2002’den itibaren de AKP’nin bunu üstlendiğini hatırlatan Çınkılıç, şöyle devam etti: “Tecrit, yalnızca Önderliğimize değil; tüm halkımıza, demokrasi güçlerine, gençlere ve kadınlara yöneliktir. Tecrit derinleştikçe faşizm ilerlemekte, tecrit parçalandıkça faşizm gerileyecektir. Bu yüzden faşizm belasından kurtulmak ancak tecridin parçalanmasıyla mümkündür. Tecridi parçalamak da ben ‘insanım’ diyen herkesin başlıca görevidir.”

Kurumlarla sınırlı kalınmamalı

 Çınkılıç, mahallelerin, meydanların ve sokakların birer direniş kalesine dönüştürülmesi gerektiğini dile getirdi. Çınkılıç, “Özellikle siyasetçilerimiz kurumlarla sınırlı kalmayıp, doğru bir öncülük yaparak tüm meydanları eylem sahasına çevirmelidirler. Normal bir süreçten geçmediğimizin bilinciyle sürecin ruhuna denk, zamanın ruhunu iyi okuyan bir katılımla karşılanmalıdır. Her şey gözler önündedir. Halkımızın ve eylemci yoldaşların talepleri açıktır ve gereken şey buna göre pratikleşmedir” dedi.

Tarihin direnişle adım adım yazıldığı bir süreçten geçildiğini kaydeden Çınkılç, bu sürece Kürt gençlerinim öncülük etmesi gerektiğini belirtti. Çınkılıç, şunları ifade etti: “Bizler güçlüyüz ve faşizm direnişimizin görkemliliği karşısında titremekte. Önder Apo bizim için varlık gerekçesidir. O bizim tüm değerlerimizin bileşkesidir. 14 Temmuz büyük ölüm orucu ve güneşimizi karartamayacaksınız eylemleri, bizim için referanstır. Tüm Kürdistan gerçekliği de mevcut durumu kesinlikle kabullenmemelidir. Tecridi parçalayacağız, faşizmi yıkacağız.”