Tarih boyunca birçok devlet tanımı yapılmıştır. Devletin ortaya çıkışı, işlevi ve geleceği hakkında çözümlemeler yapılmıştır. Devlet felsefesi alanında fikir beyan eden filozoflardan Platon’da devlet; "birlikte yaşama zorunluluğundan doğan", Hobbes’da herkesin herkese karşı savaşını sona erdirmek için ortaya çıkan, Rousseau ve Spinoza'da toplum sözleşmesinin sonucu olarak ortaya çıkan bir oluşumdur.

Pozitif hukukun kurucusu sayılan Hugo Grotius "Savaş ve Barış Hukuku Üzerine" adlı çalışmasında Devleti hukukun koruyucusu ve garantisi olarak görür. Ona göre insanın doğasında toplum içinde yaşama isteği vardır. Bu istek, aklının verdiği ölçüde düzenli ve barış içinde yaşama isteğidir. Doğal hukukun kendisini gerçekleştirebilmesi için devlete gereksinimi vardır. Dolayısıyla devlet, kendisinden önce ve var oluşunun nedeni olan hukuku korumakla yükümlüdür.

Günümüzde de birçok filozofun farklı tanımları vardır. Hukuki açıdan devlet, genellikle unsurlarından hareketle tanımlanır. Buna göre devlet; "Ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesidir."

***

Ancak bu tanımların birçoğu Türkiye’deki devlet tanımına ve işleyişine uymaz. Türkiye de devletin tanımı değişiktir ve çeşitlidir. Evet. Türkiye’de; halkına her türlü zulmü reva gören, çocuklarını katleden, kendi coğrafyasını bombalayan, kurumun adı devlet oluyor. Bu devlette mazlumların direnişlerine ‘terör’ muktedirlerin terörüne ‘vatan savunması’ denir. Saymakla bitmez aslolan devlettir, halkın görevi de bu devlete biat etmek, köle olmaktır.

Evet. Türkiye’nin devlet tanımına büyük katkıları olmuştur. Hatta bunu özgünleştirmek için olacak "Burası Türkiye" diye özel ve tüzel bir deyim oluşturulmuştur. Evet, "Burası Türkiye" burada devlet sanki zulmetme aracıdır.

Farklı bir düşüncenin ya da kimliğin kendini ifade ettiğinde gösterilen o "ulusal öfke"nin bir insanın hayatı tehlikeye girdiğinde de gösterilmesi gerekmez mi? Bu daha insani bir yaklaşım değil mi? Vatanın bu kadar değerli vatandaşın bu kadar değersiz olması bize hiç çelişkili gelmiyor mu gerçekten? Bu öfkenin sahiplerinin insana dair olanla ilgili çok sessiz olmasında biraz utandırıcı bir gariplik görmüyor musunuz?

Kocaman unvanlıların sadece devlete, vatana değil biraz da vatandaşa-millete olan bağlılığını dile getirdikleri konuşmalar yapmasını bekliyor insan. Bir yetkilinin ’bu ülkede bir tek insanımın bile bu kirli savaşta ölmesine', 'politik getirisi ve götürüsü ne olursa olsun, bu ülkede bu kavgaya son vermek istiyorum’ dediği bir konuşmayı duymak istiyor insan.

***

Evet. Devlet diyorum, devlet, kuruluş sürecinden beridir böyle inkar ve imhaya dayalı aynı paradigmayı, aynı tekçiliği sürdürüyor. Şiddetle beslendi hep, kana doymak bilmedi. Halk, yıllarca faşizmi hücrelerinde hissederek yaşadı. Onu normal bir şeymişçesine kanıksadı.

Hamasetle, nutuklarla devlet sık sık ‘vatan’ kavramıyla kolkola girer ‘elden gidiyor’ paranoyalarının cümlesini oluşturur. Bir de ‘hain’leri vardır bu vatanın. Bunlarla mücadele için devlet bazen derin derin düşünür ve sık sık "derin"e iner, çeteler titler, itler türetir, gladyolar, JİTEM'ler oluşturup katliamlara girişir.