Almanya'dan seçim notları - II / HAGEN


Hagen, Almanya'nın kuzeyinde, Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti'nde, Dortmund yakınlarında bir kent. Pek büyük sayılmaz ama Türkiye ve Kürdistanlıların önemli bir merkezi.

Hagen'in "Hauptbahnhof"una (Merkez Tren İstasyonu) yakın, dört katlı, geniş bahçeli bir bina. Duvarları sarıya, pencere kenarları kırmızıya, saçakları ise yeşiye boyanmış. Etrafını kapatan ağaçların arasından şimdilerde bir de çınar ağacı göze çarpıyor: Halkların Demokratik Partisi logosu.

Bu bir binada birçok kurum, bir arada çalışıyor. Hagen Demokratik Kürt Toplum Merkezi (DKTM), camii, Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu (FCÎK), Kürt Dili Enstitüsü, Kürdistan Şehit ve Mağdur Aileleri Derneği (KOMAW), Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJKE), Ciwanên Azad… Her birinin binada, kendine ait çalışma alanları, toplantı salonları var. HDP'nin seçim çalışmaları başladıktan sonra ise binanın bir başka anlamı daha oluvermiş. HDP'nin çalışmalarının koordine edildiği, seçmenlerinin buluştuğu bir noktaya da dönüşmüş bu bina.

Binayı oda oda gezdik, her kapıdan başımızı uzatıp sohbet edecek birilerini aradık. Şu eleştiriyi yapmak zorundayız: Fiziki olanakları oldukça iyi bu binadaki genel görüntü, atıllık idi. Kitle sirkülasyonunun, ortaklaşa emeğin, iradeleşmenin yoğun olduğu mekanların bir ruhu vardır. İçerde sadece sandalyeler bile olsa, o ruhu hissedersiniz. Aynı biçimde, yalnız belirli günlerde insanlara ev sahipliği yapan, kalan zamanda ise "kaderine terk edilen" binaların da küskün bir ruhu vardır. Aslında kimse konuşmasa bile göze çarpar ya, zaten çaycısından yöneticisine kadar herkes, bahsi ilk buradan başlatır. Gelmeyenler hakkında kabahatler listesi çıkarır kimi; kimi, "Onlar da haklı aslında" diye başlayıp kendisini dahil etmediği görevler tanımlar. Şimdi sırası mı bunları konuşmanın? Geldi de geçiyor. Almanya'nın herhangi bir yerinde hangi derneğin kapısını çalsanız duyacağınız ortak şikayeti ve ortak emeksizliği görmezden gelmek, problemi azaltmıyor, büyütüyor. Hagen Demokratik Kürt Toplum Merkezi'nin de ilk meramı budur. Konuşmak gereksiz olduğundan değil ama "seçim sath-ı mailinin" özgün ihtiyaçlarından dolayı bu bahsi burada kapatalım!

Hagen'de HDP gönüllüleri, iki bin civarında kişinin seçmen kaydını gerçekleştirmiş. Şimdiyse oy kullanma sürecini kotarma çabası var. Kentte yaşayan seçmenler, Dortmund'daki Türkiye Büyükelçiliği'nde oy kullanıyor. Fakat Almanya'nın diğer kentlerindeki durum, burada da mevcut. Şu ana kadar yeterli sayıda oy kullanılmış değil. Müşahitler ve Seçim Komisyonu üyeleri, seçmenlere oy kullanmayı son günlere bırakmama çağrısı yapıyor. Zira son günlerde yaşanacak yığılma, hem oy kullanma işlemini zorlaştıracak hem de bazı insanların oy kullanamaması riskini doğuracak.


Dernek önü sohbeti


HDP'nin yarattığı heyecandan, halkların HDP ile yakaladığı ivmeden kimse gayrı değil. Türkiye ve Kuzey Kürdistan halklarının yüzü, HDP'ye dönük. İdeolojik, politik olarak çok başka yerde duranlar bile, HDP'nin ne yaptığına kulak kabartıyor. Hal böyle olunca Avrupa'daki Türkiye ve Kuzey Kürdistanlı göçmenlerin de en önemli gündemi, HDP oluyor.

Hagen'de de sohbetlerde birinci başlık HDP. Kürt kurumlarının mesken tuttuğu binanın çevresinde ise nerdeyse konuşulan başka hiçbir şey yok. Hal böyle olunca, bina önünde oturup seçimleri tartışanların harareti tavandayken yanlarına yanaştık, kulak kabarttık.

Hüseyin Özcan, Malatyalı bir Alevi. 70'ine merdiven dayamış. HDP'nin gelişimi, ona çok başka şeyler anımsatıyor. Heyecanla anlatmaya başlıyor: "Yıllar önce ilk defa memlekete gidiyorum. Uçağa bindim, indim ki anons ediyorlar: 'Sabiha Gökçen Havaalanı' Sinirlendim, dedim, 'Ben burada inmek istemiyordum, niye burada indirdiniz? Bu Sabiha Gökçen bizim dağlarımızı bombalamış.' İnsanlar da nasıl uysal! Geçmişler polisin önüne sıraya, eziliyorlar. Çok sinirlendim. Şimdiyse HDP'yle birlikte o değişiyor, kendimize güvenimiz geliyor."

Ardından, Nevşehirli iki Türk seçmeni anlatıyor: "Adam dedi, 'Ben oyumu HDP'ye vereceğim.' Yanında bir kadın vardı, hemen atladı. Dedi, 'Bunlar PKK'dır'. Yine de vazgeçiremedi adamı."

Hüseyin Özcan'ın anlam veremediği ise bazı Alevi tanıdıklarının tavrı. Biraz kırgın, bir tanıdığını anlatıyor. Diyor ki, "Dedim HDP'ye oy verin, ikna edemedim. 'Dedem CHP'li, babam CHP'li, ben de CHP'ye oy vereceğim."

HDP'nin halklar arasında yarattığı yakınlaşmaya ise özellikle dikkat çekiyor Hüseyin Amca; "Artık aramızda eski sorunlar kalmıyor" diyor. Bu sırada sözü, oradan geçerken sohbete dahil olan Êzîdî alıyor: "Şimdiye kadar Kürtlere kimliklerini birbirlerine karşı silah olarak kullandırdılar; şimdi birleştik, doçka olduk."


Hırsızlık AKP'ye güveni azaltmış

Cami Eşbaşkanı Hacı Yaşar Kanmaz ise, Erzurum Tatoslu bir Kürt. Kimliklerin öne çıkarılmasından rahatsız; "Bizim aramızda öyle bir sorun yoktur" diyor, devam ediyor: "Biz bu kardeşliği HDP'den olmasa dedelerimizden öğrendik. Artık birbirimizden kaçmayalım, kız alıp verelim, aynı sofraya oturalım."

Hagen Halk Meclisi Eşbaşkanı Hasan Çelik'e ise, şaka yollu, "Bütün kurumlar Meclis'e bağlı, sen de Meclis Başkanı'sın. Yani bu binanın cumhurbaşkanı oluyorsun" diyoruz, itiraz ediyor: "Bizde başkanlık, hizmetçiliktir. Ben herkesin üstü değil, hizmetçisiyim."

Çelik, HDP'yle birlikte örgütlülüklerinin geliştiğini, şimdiye kadar hiç ulaşılamayan insanlarla ilişki kurulabildiğini söylüyor ve ekliyor: "Birçok Türk de kendiliğinden gelip, 'Bundan sonra sizinle yürümek istiyoruz' diyor. Bu ilk defa oluyor."

Herkesin üzerinde ortaklaştığı endişe ise seçim güvenliği. Kimse ne olacağını tam olarak kestiremiyor. Türk devletine zaten duyulan güvensizliğin üzerine AKP'nin hırsızlık sicilinden kaynaklanan endişeler eklenmiş durumda.


Alevi dergahı...


Hagen'deki kurumların binasının biraz ilerisinde Alevi Dergahı bulunuyor. Demokratik Alevi Federasyonu'na (FEDA) bağlı dergah açılalı çok uzun süre olmamış; ama şimdiden önemli bir buluşma noktasına dönüşmüş. Dergahtaki ilk sohbet, "Bir Osman'ın dergahı ziyaret etmesinin acayipliği" üzerine oluyor ve sonunda Osmanların da Demokratik Ulus'ta yerinin olduğu, HDP projesinin tam da "Osmanlar ve Haydarların birliği" gibi bir şey olduğu kararlaşmasıyla sona eriyor.

Dergah yöneticisi Döne Akın, çalışmalarından gururla bahsediyor. Dergah olarak HDP'yi ikirciksiz desteklediklerini, bunun için toplantılar yaptıklarını aktarıyor ve "Herkes oyunu kendisine vermeli" diyor. CHP'ye oy veren Alevilere ise tepkili: "Şimdiye kadar değişmeyenlere şaşırıyorum. Her şey bu kadar açıkken nasıl halen gidip de CHP'ye oy verebiliyorlar?"



Dini satanlara karşı...


Hafız Ahmet Turhallı, Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu'nun (FCÎK) güler yüzlü başkanı. Malum ya, hükümet kanadından HDP'ye saldırılar, bu seçim sürecinde özellikle din kullanılarak gerçekleştiriliyor. Elinde Kur'an'la miting meydanlarında boy gösteren Cumhurbaşkanı, Kürt Özgürlük Hareketi'nin "Zerdüşt" olduğundan başlayıp, "domuz eti" tartışmasına kadar uzayan bir skalada, dini bir "politika gereci" olarak kullanıyor. Hafız Ahmet Turhallı ise, hem hükümetin bu yaklaşımını hem de Müslümanlar açısından HDP'yi desteklemenin anlamını tane tane anlattı.

Turhallı, gülümseyerek konuşan insanlardan. 1997'den bu yana Almanya'da. Kürdistan'da devletin baskıları sonucunda ailesinden çok sayıda insan yaşamını yitirmiş, sakatlanmış, sürgüne çıkmak zorunda kalmış. Kendisi de devletin baskılarına maruz kalmış ve soluğu Almanya'da almış. Almanya'ya geldikten sonra da Kürt Özgürlük Hareketi'ne kendi meşrebince dahil olmuş.


'Barış fırsatını kaçırmamak'

FCÎK'in Kürtlerin seçim kaydını yaptırmasından HDP projesinin muhtevasının halklara anlatılmasına kadar birçok alanda görev üstlendiğini aktaran Turhallı, "Barış için zerre-i miskal kadar bir şans varsa, onu değerlendirmek zorundayız. Şimdi elimizde böyle bir fırsat var. Ama bu fırsatı değerlendirmek için hem nitelik hem de nicelik olarak gelişmek zorundayız. Dolayısıyla HDP, seçimlerde bu barajı aşamazsa, biz bu fırsatı da kaçırmış olacağız" diyor ve ekliyor: "Bu barış fırsatını kaçırmamak için uğraşmamız gerekiyor."


'Bu vebal hepimizin'

HDP'nin başarısı için çalışmamanın politik sorumluluğunun yanında "dini vebalinin" de olduğunu belirten Turhallı, devam ediyor: "Eğer yüzde 10'u geçip demokratik siyasetin yolunu açamazsak, bunun için yeterli çabayı göstermezsek, hepimizin üzerinde vebal olacak. Ölecek, katledilecek her insanın vebalinde payımız olacak. Bu vebalden kurtulmak için de hem cemaatimize hem de bütün Müslümanlara çağrıda bulunuyoruz: Eğer Kürtler yüzde 10'u aşamaz ve bir savaş başlarsa, bu savaşın sorumlusu İslam'a inandığını söyleyenler olacak. Bu vebal hepimizin. Buna izin vermeyelim."

Turhallı, "vebal" sözcüğünü çok önemsiyor. Vebal altında kalmamak gerektiğini sürekli vurguluyor: "Biz zulmü sahiplenemeyiz, hırsızlığı, kul hakkı yemeyi, insan canına kast etmeyi sahiplenemeyiz. Bunların hepsi vebaldir. Oyumuzu kullanırken de bu vebali aklımızda tutmak zorundayız."


'İslam üç harfli bir kelimedir'

Turhallı'nın önemsediği diğer bir husus ise "iktidar". Aynı cümlenin, durmaksızın altını çiziyor: "İslamiyet'i iktidara bulaştırırsanız, ortaya savaşlar çıkar." İslam'ın gerçek anlamını ise şöyle anlatıyor: "İslam, Arapça'da üç harfli bir kelimedir. Sin, lam ve mim'den oluşur. Aslında selam, güvenlik, barış demektir. Düşünün ki, bir dinin adı bile barış olsun; ama savaşla, talanla anılsın. Bu ikisi bir arada duramaz. İslam'da savaş, sadece size saldırı olduğu zaman olur. İslam'da saldırı diye bir şey yoktur; sadece savunma vardır. Bu, peygamberimizden beri böyledir."


'Dine özgürlük için Diyanet kalkmalı'

Turhallı'yla Diyanet'in kaldırılması tartışmasını da konuşuyoruz. Hükümetin samimi olmadığını düşünüyor ve dinin gerçek özgürlüğünü savunmanın Diyanet'i savunmak değil yermekle mümkün olduğunu söylüyor. "Diyanet'in İslam'da yeri yok" diyor ve devam ediyor: "İslamiyet'te dini bir sınıf yoktur, olmamalıdır. Böyle bir sınıflaşma Allah tarafından reddedilmiş. Hazreti Peygamber'e bile, 'Sen vekil değilsin; senin işin tebliğ etmek, isteyen inanır, isteyen inanmaz' demiş. Oysa Diyanet öyle mi? Bakın, Diyanet aslında Sünnilik eksenli de değildir, Hanefilik eksenlidir. Devlet aynı zamanda Hanefi'dir. Amed'in çoğu Şafii; ama camilerine gidin, büyük kısmının Hanefilere, küçük bir bölümünün Şafilere ayrıldığını görürsünüz. Niye? Çünkü devlet, dinin kendisinin istediği biçimde yaşanmasını istiyor. Devletin Hanefiliğinin yaşanmasını istiyor. Yine hutbeler, merkezden belirleniyor. Diyanet belirliyor. Diyanet, dini baskı altında alıyor. Dini kurumların özgür olması gerekir."


'Allah'ın dini değil devletin dini'

Hafız Ahmet Hoca, hemen ardından Sivil Cuma Namazlarını hatırlatıyor; Diyanet'in maaşlı imamlarının "Allah'ın dinini değil, devletin dini temsil ettiğini" söylüyor.

Peki ya Cumhurbaşkanı'nın meydanlarda elinde Kur'an'la oy istemesi. Turhallı anlatıyor: "İslam dini bu konuda çok hassas. Oldukça açık ifadeler var. Allah Kur'an'da diyor ki, 'Onlar (Allah'ın kitabını, ayetlerini satanlar) dağlanacaklar.' Bu sadece gayrimüslimler için geçerli değil, Müslümanlar için de geçerli. 'Benim dinimi kullanıp insanları kandıranlar benim en büyük düşmanımdır' diyor. Namazda kılsan, oruç da tutsan, başın secdeden kalkmasa, değişmez bu. Dini satıyor bunlar."


Siyaset - din ilişkisi

FCÎK Başkanı, bu konuda özeleştirel de yaklaşıyor. HDP'ye saldırıları göğüsleyecek, gerçek İslam'ı anlatacak bir pratik sergilemelerinin önemine dikkat çekiyor. 

Siyasetin dini esaslar uyarınca yapılmasına da net biçimde karşı çıkıyor Turhallı. "Siyasette inanca değil, ehilliğe bakılmalı" diyor ve tarihten referans veriyor: "İslam tarihinde 'İslam Devleti' diye bir şey yoktur, Medine Devleti vardır. O devlet de sadece Müslümanların değildir. Bazıları buna laiklik diyor, ben 'insani yönetimler' diyorum."


Biri dinden çıkmış...

Velhasıl Hafız Ahmet Hoca bize, elindeki her şeyi paylaşan bir peygamberden, barışmayı, demokratik değerler uyarınca yaşamayı, ayetleri "satmamayı" öğütleyen, halkların birliğini temel gayesi yapan bir dini anlattı. Anlattıklarının ehli odur, İslam tarihini ondan iyi bilemeyiz; ama bir şeyi biliyoruz, onun anlattığı din ile meydanlarda Kur'an gösterip oy toplayan Cumhurbaşkanı'nın dini bir değil. Bu durumda ya Hafız Ahmet Turhallı ya da Cumhurbaşkanı dinden çıkmış oluyor. Hangisi yalan söylemiş, hırsızlık yapmış, kul hakkı yemiş, dini pazarlamış, insanların kanına girmişse işte...


YARIN:

* Bielefeld'de Ezidiler, HDP'yle birlikte

* Bir emekçinin portresi: Hikmet İnaç


OSMAN OÐUZ/HAGEN