Hamaney’in bıraktığı düğümlenmiş çelişkiler
Forum Haberleri —

Hamaney / Foto:AFP
- Zalim olmayı seçen Hameney'in öldürülmesiyle 90 milyon İranlı, onun şekillendirdiği siyasi düzen, güçlendirdiği kurumlar ve geride bıraktığı çözülmemiş çelişkilerle yüzleşmek zorunda kalıyor.
*Mehrzad BOROUJERDI - Çeviri: Yeni Özgür Politika
13. yüzyıl Pers şairi Sadi'nin “Düşmanıyla siyaset yapmayı (diplomasi yürütmeyi) bilmeyen, iktidarını koruyamaz” özdeyişi, Ayetullah Ali Hameney'in uymamayı tercih ettiği bir düstur oldu. “Düşman” terimi, İran'ın dini liderinin söz dağarcığında en sık kullanılan ifadelerden biriydi ama çoğunlukla ABD'ye, bazen de İsrail'e yönelik olarak. Sonuçta bu aynı hasımlar, onun 37 yıllık yönetimini sona erdirdi.
Ülke içinde ve diasporada pek çok İranlı, onun ölümünü kutladı. Ortadoğu'nun en uzun süre görev yapan otokratının öldürülmesi, rejim değişikliği spekülasyonlarını yeniden alevlendiren bir coşku dalgası yarattı. Siyasi kültürde umudun hiç tükenmediği bir ortamda, bazıları şimdi onun ölümünü demokratik bir geçişin peşin ödemesi olarak yorumluyor. Ancak bu iyimserlik, erken sayılır. Bir hükümdarın sonu, otomatik olarak rejimin sonu anlamına gelmez. Bu, belirsizliğin başlangıcıdır ve İran örneğinde belirsizlik, zaferden ya da yenilgiden daha yıkıcı olabilir.
İran İslam Cumhuriyeti, dikkat çekici bir kurumsal direnç gösterdi. Kitle devriminden doğan bu rejim, ideolojik bağlılığı örgütsel derinlikle birleştirdi. Teokratik-otoriter hibrit rejim, 47 yıldır önemli bir esneklik sergiledi. Hamene, fraksiyonlar arası rekabetleri arabuluculuk ederek, elit anlaşmazlıklarını hakemlik yaparak ve ciddi rakiplerin yükselmesini engelleyerek rejimin omurgası işlevini gördü, ancak İslam Cumhuriyeti hiçbir zaman “tek kurşunluk devlet” olmadı. İstikrarı yalnızca bir kişiye bağlı değildi. Hameney'in rolünü ve İslam Cumhuriyeti'nin onun ölümüyle ne kaybettiğini anlamak için yükseliş sürecini hatırlamak gerekir.
Edebi modernizmden İslamcı düşünceye
Gençliğinde, ömrü boyunca şiir ve edebiyata ilgi duyan Hameney, özellikle 1940'lar ve 1950'lerde İran'da modern ve romantik edebiyat çevrelerinde zirveye ulaşan Halil Cibran'ın eserlerine yakınlık geliştirmişti. Rıza Şah Pehlevi'nin 1941'de tahttan feragat etmesiyle 1953 darbesiyle Başbakan Muhammed Musaddık'ın devrilip Muhammed Rıza Şah Pehlevi'nin iktidara dönüşü arasındaki dönem, görece siyasi açıklık, ideolojik çekişme ve matbuat kültürünün genişlemesiyle karakterize edilmişti. 1950'lere gelindiğinde, edebi modernizm İran'ın kentli aydınları arasında baskın üslup haline gelmişti. Hameney, Lübnanlı-Amerikalı yazarın 1914'te Arapça olarak ilk kez yayımlanan 'Bir Gözyaşı ve Bir Gülüş' adlı şiir, mesel ve hikâye derlemesini Farsçaya çevirdi.
Hameney, 10 yıl sonra Müslüman Kardeşler'in baş teorisyeni Seyyid Kutub'un yazılarını tercüme etmeye yöneldi; Mısırlı düşünürün 'Kur'an'ın Gölgesinde ve İslam: Geleceğin Dini' adlı eserlerini Farsçaya kazandırdı. Bu edebi modernizmden İslamcı devrimci düşünceye entelektüel geçiş, İran'ın aydın ortamındaki daha geniş akımları yansıtıyordu; burada yerlici, İslamcı ve Üçüncü Dünyacı söylemler ivme kazanıyor ve siyasi hayal gücünün sınırlarını yeniden çiziyordu.
Humeyni ile yorum farkı
Bu arka plandan gelen Hameney, başlangıçta mutlak velâyet-i fakih ('fakih'in mutlak velâyeti) doktrininin kesin bir savunucusu değildi. Bu, On İkinci İmam'ın gaybeti döneminde yetkin bir İslam fakihine (fakih) yönetim yetkisi veren On İki İmamcı Şii siyasi-hukuki doktrini olup, Humeyni tarafından yaklaşık 1970'te sistematik olarak ilk kez formüle edilmiş ve İran İslam Cumhuriyeti'nin anayasal temeli haline gelmişti. Hmaney, Ocak 1988'de Cumhurbaşkanı olarak görev yaparken Cuma hutbesinde İslam yönetiminin daha dar bir yorumunu ileri sürdü; devletin bağlayıcı koşullar koyma yetkisinin yerleşik İslam hükümleri çerçevesinde işlemesi gerektiğini savundu. Velâyet-i fakih'in bu yorumu, onunla Humeyni arasında kamuoyu önünde bir kopuşa yol açtı. Humeyni, alışılmadık derecede sert bir reddiye verdi; mutlak velâyete dayalı İran devletinin, devlet çıkarları gerektirdiğinde 'hac' gibi temel dini yükümlülükleri bile askıya alabilecek yetkiye sahip olduğunu ısrarla belirtti. Bu karşılıklı görüş alışverişi hiyerarşiyi netleştirdi: Mutlak velâyet yalnızca denetleyici değil, tali hükümleri dahi geçersiz kılabilecek üstün bir otoriteydi. Birkaç gün içinde Hameney, Humeyni'nin yorumuna boyun eğdi. 13 ay sonra, Şubat 1989'da yeniden kamuoyu önünde azarlandı. Hameney, bir Cuma hutbesinde Salman Rüşdi'nin tövbesinin af gerekçesi olabileceğini öne sürünce, Humeyni derhal ve kesin bir retle karşılık verdi; tövbenin idam hükmünü ortadan kaldırmayacağını ilan etti.
Soruladığı mantığı pekiştirdi
Yüce otoritenin kapsamını sınırlamaya kalkıştığı için iki kez azarlanan Hameney, Haziran 1989'da liderliğe yükseldikten sonra, bir zamanlar sorguladığı gibi görünen bu genişletilmiş mantığı başkanlık ederek ve pekiştirerek yönetti. Ayetullah Ali Hameney, reformist ağırlıklı meclis Ağustos 2000'de reformist basın yasasını değiştirmeye çalışırken, 'dini lider' sıfatıyla yasanın görüşülmesini engelledi ve önerilen medya reformlarını fiilen durdurdu. Doğrudan müdahale ederek yasama gündemini aşmasıyla, mutlak yüce liderin geniş yetkilerine olan bağlılığını gösterdi; bu yetkileri benimsemesi on yıllarını almıştı.
Halefin belirlenmesi süreci
İran'da dini liderliğe halefiyet, her zaman sıkı yönetilen bir karar alma süreciyle gerçekleşmiştir. İslam Cumhuriyeti mevcut krizi atlatırsa ikinci liderlik geçişi olağanüstü olumsuz koşullar altında meydana gelecektir: ABD ve İsrail'in sürekli hava saldırıları, rejim üst kademesinde kurumsal yıpranma ve devlet otoritesi zayıfladıkça yeniden ve muhtemelen daha radikal kitle protestolarına yatkın huzursuz bir vatandaşlık.
Resmi olarak Uzmanlar Meclisi (Meclis-i Hoşbînân) anayasal olarak bir sonraki yüce lideri seçmekle görevlidir. İran siyasetinin mihenk taşıdır. Uygulamada ise bu meclis, hiçbir zaman sınırsız yetkiye sahip olmadı. Seçim süreci tarihsel olarak resmi kurallar ile gayriresmi mekanizmaların karmaşık etkileşimiyle şekillenmiştir: elit pazarlıkları, fraksiyon manevraları, zorlama, önleyici uzlaşı inşası ve stratejik dahil etme. Meclis, genellikle başka yerlerde şekillendirilen sonuçları onaylar.
Kilit üyeler sahneden atıldı
Bu geçiş, ilkinden bir önemli farkla ayrılır. Mevcut hava saldırılarında yüce liderin iç dairesinin kilit üyeleri sahneden çekilmiştir. Dolayısıyla kişisel ağlarını devreye sokamaz, fraksiyon rekabetlerini hakemlik edemez ve kapalı kapılar ardında uzlaşmaları müzakere edemezler. Yaklaşan halefiyeti özellikle kritik kılan üç yapısal gerçeklik vardır:
* Resmen yetiştirilmiş veya geniş çapta kabul görmüş bir halef yoktur. İ
* Bugün hiçbir kıdemli din adamı devlet aygıtından bağımsız dini ağırlık veya ülke çapında toplumsal taban sahibi değildir.
* Elit uzlaşı veya kamuoyu rızası yaratacak ölçüde tartışmasız bir siyasi sicile sahip makul bir aday yoktur.
Bu koşullar rahatsız edici bir dizi soru açığa çıkarır. Meclis, genç, kentli, eğitimli ve dijital olarak bağlantılı bir toplumda yöneten ile yönetilen arasındaki nesil uçurumunu daha da genişletecek yaşlı bir muhafazakâr din adamını mı seçecek? Seçim sürecinde siyasi ve askeri elit içindeki fraksiyon ayrılıkları açık çatlağa mı dönüşecek? Bu tür kırılmalar yeni huzursuzlukları tetikleyebilir mi? Ulusal acil durum adına Devrim Muhafızları Ordusu (Sepâh-ı Pâsdârân-ı İnkılâb-ı İslâmî), “istenmeyen” bir seçimi şekillendirerek veya fiilen geçersiz kılarak kararlı bir müdahalede bulunabilir mi?
Lider kim olursa olsun
Bir sonraki dini lider kim olursa olsun, neredeyse kesin olarak Hameney'in hayatının sonunda olduğundan daha zayıf bir konumda göreve başlayacaktır. Halk hoşnutsuzluğu derinleşmiş, ekonomik ve kurumsal gerilimler katlanmış ve devrimci elitlerin ilk neslinin büyük kısmı (yaş, yıpranma veya dış hedefleme yoluyla) ortadan kaldırılmıştır. Birikimli etki, rejimin zorlayıcı kapasitesini koruduğu, ancak eskiden dayanıklılığını sağlayan bütünlük ve karizmatik otoriteden yoksun olduğu bir durumdur.
Mevcut savaş böylece halefiyet krizini hızlandırdı, ancak sonrası için herhangi bir planlama yapılmadı. Amerikan ve İsrailli karar alıcılar, hava saldırılarından sonra ne geleceğine dair henüz inandırıcı bir çatışma sonrası strateji veya tutarlı bir plan ortaya koymadı. Trump'ın İran halkına hitabı (özgürlük saatiniz yaklaştı … işimiz bittiğinde hükümetinizi devralın) retorik olarak güçlü, ancak stratejik olarak boştur. Organize bir iç muhalefet olmadan, hükümette bekleyen bir yapıya sahip olmayan silahsız bir halkın, kısa süre önce protestocuları toplu katliamla sindirmeye hazır olduğunu gösteren bir rejimle nasıl yüzleşeceği hiç de açık değildir.
Kim ve hangi meşruiyetle
Yine de, nihai otoriteyi tekeline alan 'dini' bir liderin kaldırılması kaçınılmaz olarak bir boşluk yaratır ve siyaset boşluklardan nefret eder. Acil soru, birinin bu boşluğu doldurmaya kalkışıp kalkışmayacağı değil; kim olacağı ve hangi meşruiyetle olacağıdır. İran, zayıf nitelikli ama sadık bir aparatçı ayetullahın yükselmesine mi tanık olacak? Devrim Muhafızları komutanı kökenli bir siyasetçinin iktidarı konsolide etmesine mi? Yoksa sürgündeki bir kraliyet iddiacısının nostaljiyi otoriteye dönüştürme girişimine mi?
Çok şey, mevcut çatışmanın nasıl sonuçlanacağına bağlıdır. Hızlı bir rejim çöküşü ardından barışçıl demokratik bir İran'ın düzenli ortaya çıkışı düşünülebilir, ancak bu iyimser bir senaryodur. Muhalefet parçalıdır; fraksiyonları ideoloji, strateji ve kişilik bakımından bölünmüştür. İran'ın toplumsal dokusu, ekonomik, siyasi, dini ve etnik kesişen ayrışmalarla damgalanmıştır. Bu tür uyumsuzluk, nadiren pürüzsüz geçişler üretir. Tersine, yaralı ama hayatta kalan bir İslam Cumhuriyeti, farklı ama eşit derecede zorlayıcı bir manzarayla yüzleşecektir: bozulan altyapı, ağır mali baskı, askeri zafiyetler, hukuki belirsizlikler, yoğunlaşan elit içi çekişmeler ve artan hesap sorma ve cezalandırma talepleri. İç tasfiyeler izleyebilir.
Haritası çizilmemis bir bölgeye
Yeni atanan bir dini lider -özellikle dini ağırlıktan yoksun olan- derhal yapısal dezavantajlarla karşılaşacaktır. Bu senaryoda Devrim Muhafızları, artan istikrarsızlık döneminde ulusal güvenliği koruma gerekçesiyle gündem belirleme yetkisini kendi ellerinde toplamaya çalışabilir ve yeni lideri meşrulaştırıcı bir figür haline getirebilir. İran, böylece haritası çizilmemiş bir bölgeye girmektedir. Halefiyet yalnızca iktidarın zirvesinde kimin oturacağını belirlemeyecek; uzun süre yerleşik bir liderin istikrarlaştırıcı varlığı olmaksızın İslam Cumhuriyeti'nin kurumsal mimarisinin otoriteyi yeniden üretip üretemeyeceğini sınayacaktır.
Albert Camus, bir zamanlar her devrimcinin nihayetinde ya zalim ya da sapkın haline geldiğini gözlemlemişti. Hameney, birinci yolu seçti. Onun ölümüyle 90 milyon İranlı, onun şekillendirdiği siyasi düzen, güçlendirdiği kurumlar ve geride bıraktığı çözülmemiş çelişkilerle yüzleşmek zorunda kalıyor.
* 'İranlı Aydınlar ve Batı' adlı eserin yazarı ve 'Devrim Sonrası İran: Siyasi El Kitabı' adlı kitabın ortak yazarı Mehrzad Boroujerdi'nin News Line Magazine'deki yazısı çevrilerek düzenlendi.







