Susulan hikâyeler

Forum Haberleri —

Ermeni soykırımı

Ermeni soykırımı

  • Ermenilerin ve Kürtlerin hikâyelerini ayrı ayrı değil, yan yana okumak, belki de bu topraklarda yeni bir ortak dilin ilk adımı olabilir.

BENGÜL YAĞIBASAN

Bazen bir ülkenin geçmişi, en çok yan yana getirilmeyen acılarda saklıdır. Türkiye’nin hikâyesi, biraz da susulanların hikâyesidir. Aynı topraklarda yaşamış, aynı rüzgârı solumuş ama farklı zamanlarda benzer acılarla sınanmış halkların…

 Bu topraklarda Ermeniler ve Kürtler, kaderleri kesişen ama hikâyeleri çoğu zaman yan yana getirilmeyen iki halk olarak durur. Biri 1915’te, diğeri Cumhuriyet’in ilk yıllarında benzer kırılmalarla yüzleşti; ikisi de aynı devlet aklının karşısında benzer bir yalnızlığı paylaştı. 1915’te yaşanan Ermeni Tehciri ile başlayan kopuş, sadece bir halkın yurdundan sökülmesi değildi; bir dilin, bir hafızanın ve bir yaşam biçiminin de yerinden edilmesiydi. Gidenler geri dönmedi; kalanlar ise boşalmış evler ve yarım kalmış hayatlarla baş başa kaldı.

Yıllar sonra, Cumhuriyet döneminde Kürtlerin yaşadığı isyanlar, bastırmalar ve zorunlu göçler başka bir zamanın hikâyesi gibi görünse de geride bıraktığı duygu tanıdıktı. Aynı telaş, aynı geride bırakış, aynı eksilme…

Bir zamanlar kapısı ardına kadar açık bir ev vardı. İçinden ekmek kokusu taşardı. Bir sabah o kapı dışarıya açıldı. Yanlarına birkaç parça eşya ve biraz hatıra alarak gittiler. Çoğu geri dönemedi. Dönenler ise artık aynı evi bulamadı.

Başka bir zamanda, dağların arasında benzer bir telaş yeniden yaşandı. Evler yine boşaltıldı, yollar yine bilinmeyene çıktı. Çocuklar aceleyle toplandı, yaşlılar susarak geride kaldı. Herkes bir şeylerin geri dönülmez biçimde değiştiğini biliyordu.

Her iki halk da sadece insanlarını değil; dillerini, masallarını ve ninnilerini de kaybetti. Devletin “güvenlik” dediği yerde evler, diller ve hatıralar eksildi. Kimi gitti, kimi kaldı ama kalanlar da eksilerek kaldı.

Bu yazı, yaşananları aynılaştırmak için değil; birbirine değen o sessiz yerleri görebilmek için yazıldı. Bazen bir ülkenin geçmişi, en çok da 1915’in kopuşuyla 1937-38’de yaşanan Dêrsim Tertelesi’nin acısı yan yana getirildiğinde anlaşılır.

Bu topraklarda yaşanan acılar, ne 1915’te ne de 1937-38’de son buldu. Her iki halk da hâlâ kendi sessizlikleriyle yaşıyor. Belki de asıl mesele, bu sessizliği kırmak değil; onu birlikte dinleyebilmektir, çünkü iki farklı dilin, iki farklı acının aynı cümlede yan yana durabilmesi, bu ülkenin hâlâ iyileşebileceğinin en güçlü ihtimalidir.

Tarih, unuttuklarımızla değil; hatırlamayı seçtiklerimizle şekillenir. Ermenilerin ve Kürtlerin hikâyelerini ayrı ayrı değil, yan yana okumak, belki de bu topraklarda yeni bir ortak dilin ilk adımı olabilir. Bu ortaklık, acıyı yarıştırmak için değil, acıyı paylaşmak içindir.

Unutmak kolaydır ama hatırlamak çok daha zordur ve tam da bu yüzden kıymetlidir. Belki de iyileşmek tam olarak burada başlar; birbirimizin sustuğu yerde birbirimizi duyabildiğimizde.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.