Selver arkadaş dağda ve hapishanede yaşadığı acıları müthiş bir güce dönüştürerek, kendisine yeni bir dünya yaratmış. Yoklukların ve acıların küllerinden doğan şiir olmuş.
Dört bir yanı aşılmaz dikenli tellerle çevrili bir mekanda, ölüm olan duvarlar arasında acılar o kadar yoğundur ki, yerleştiği yüreklerde derin bir boşluk oluşturur. İnsan çoğu zaman bu büyüklükteki acılara güç getiremez, çaresiz kalır. İşte sevgili Selver, bu büyük acıtıcı boşluğu şiirle doldurmuş, böylece ölüm olan duvarlar arasındaki hayat bir miktar tahammül edilir hale gelmiş.
Açıkça söylemek gerekirse, Selver arkadaş şiirleriyle yoklukların hüküm sürdüğü bir dünyada yaşamı ortaya çıkarmış. Hem de en olumsuz koşullarda şiir gibi en insani olan sanatla meydan okumayı seçmiş. „Aşksız Doğmasın Çocuklar“ adlı kitaptaki şiirlerin gözü karadır. Duyarlı, içtenlikli bir cesareti vardır. Koruyucudur, kollayıcıdır.
Ayrıca Selver arkadaşın gördüğünü, hissettiğini bizler kolay kolay ne görebiliriz ne de hissedebiliriz. Ancak onun imgeler yoluyla oluşturduğu dizelerle buluştuğumuzda kendimize ait bazı birikimlere de denk düşüyorsa şayet, Selver arkadaşın gördüğünü ve hissettiklerini kendi içimizde yeniden üretebiliriz.
Özgürlük adına ayağa kalkan bir şiir kitabıdır „Aşksız Doğmasın Çocuklar“. Her şair gibi Selver arkadaş da bir özgürlük savaşçısıdır, mazlum Kürt halkının amansız koruyucusudur. Selver arkadaş doğanın insana bahşettiği hakikat, vicdan ve adaleti birçok şiirinde dillendirmiştir.
„Aşksız Doğmasın Çocuklar“ adlı şiir kitabı, kadim Mezopotamya coğrafyasının beş bin yıllık birikiminin pınarlarında doğup dağlarından, ovalarından süzülerek, vadilerinde akan Munzur, Dicle ve Fırat nehirleriyle kucaklayarak uzak diyarlara doğru yol alarak okyanuslarla buluşan bir ebedi değer bence.
Selver arkadaşın şiirleri çok renkli, insana heyecan veriyor. İç düşünmeler ve tasvirler oldukça güzel. Şair, kendi iç dünyasını, içsel düşünmesini, yaşamını kavrayışını ve heyecanlı yaklaşımlarını dizeler aracılığıyla mükemmel bir ifadeye kavuşturmuş. Mesela „Ah gülüşüne asıldığım hayat“, „Elmanın dişte bıraktığı sızı„, „Kahkahanda göz kırpan gamzeni“, „Sen söylediğinde güzelleşen kelimeler“ vb. dizeler gibi.
Kitaptaki şiirlerin büyük çoğunluğunu toplumsal, gerçekçi kategoriden değerlendirme mümkündür. Zaten olması gereken de buydu. Selver arkadaşın önemli şiirleri de lirik ağırlıklıdır. Belirli olguların, izlenimlerin, belirli şeylerin üzerinde durup düşünmeyi ve belirli şeylere ilişkin duyguları iyi veriyor. Kimi dizlerin tadı damakta kalıyor. „Kucağıma sığmıyor yalnızlığım“, „Yıldız ısmarladım geceden“ vb. dizeler gibi.
„Aşksız Doğmasın Çocuklar“ kitabını, bir kez değil birkaç kez okuduğumu belirtmeliyim. Selver arkadaşın her sözcüğe, her dizeye yüklediği anlamı ve derinliği kavramaya çalıştım. Kimi şiirlerde özne ve nesneler birbirine çok yakın olurken, kimi şiirlerde de içiçe geçmiş. Ne de olsa şiirde yaratış, yaşamın bilgisi şairin „kendi bilgisi“ olarak ortaya çıkar.
Hele şu dizelerin güzelliğine bakın; „Dara hecir şarkısıyım“, Hep hazırlık sınıfındaydık yaşamın“, „Kendi çığlığımızı öğütüyorduk kendi değirmenlerimizde“, „Her şey değilsin ama her şeyden değerlisin.“
Bunları belirtirken şiirlerin bütünü „ben“ konumunda değil. Genele, halka, diğer kesimlere hitap eden şiirlerde çok güzel. „Ben“in yerine „biz“ olan şiirlerde çok anlamlı.
Herhalde artık şunu söyleyebilirim, Selver arkadaş şiirlerinde dile getirdiği duygularının tutkunudur. Zaten duygularını yansıtmakla kalmamış onlara mutlaka bir eylemlilik kazandırarak, yücelterek yeniden yaratmış.
Bunları belirtirken Selver arkadaşın şiirlerinin kişisel yaşamıyla birebir çakıştığı anlamı çıkarılmamalı. Şair çoğu kez gerçeklikte bulunmayan ruhsal durumları da şiire taşır. Yani yazılan şiirlerle şairin özel yaşamı arasında birebir bağ kurmanın doğru olmadığını biliyorum.
Fakat Selver arkadaşın şiirlerinin ana teması toplumsal-tarihsel gerçekliğimizin damgasını taşıyor. Bu nedenle kimi şiirlerinde özne olarak gelenekler, kültürel yaklaşımlar ve toplumsal ilişki biçimlerinin öne çıkması anlaşılır bir durumdur. Bütün bunlar kendi iç dünyasıyla ilgili gibi görünse de belli bir yoruma tabii tuttuğu açıkça görülüyor. Nitekim şiirin içeriğini açığa çıkarılmasını sağlayan konu, sorun, heyecansal değerleme gibi kavramların hepsi kimi özellikleriyle şiirlerde kullanılmış.
Selver arkadaş bazı şiirlerinde duygularını doğrudan ve dolaysız olarak ifade etmiş. Bu tür şiirlerde duygusal yaklaşım ön plandadır.
Kimi şiirlerinde de genel konulara açıklık getirmeye çalışmış. Yani insanın belli sorunlarını içeren bir düşünsellik söz konusu. Şiirlerinde siyasi, felsefi konulara da girerek, kendi sınırlarının ötesindeki toplumsal ve siyasal ilişkilere, insanlığın genel durumuna odaklanıp, belli dizelerle gönderme yapması çok yerinde olmuş.
İnsanı çevreleyen şeyleri, dış dünyanın çizgilerini, insanların iç yüzlerini ve doğa imgelerini biçimlendirmesiyle tasvir ve anlatımlar yaratsa da iç düşünme boyutu mutlaka vardır. Bu vesileyle herkese „Aşksız Doğmasın Çocuklar“ adlı şiir kitabını okumasını tavsiye ederim.
Kırıkkale F Tipi Cezaevi


(...) Bana özvgüler dizme şair
Mazlumluğuma
Mahpusluğuma
Kederlenme mahkumluğuma
Sebebi durdukça dünyanın
Sebebi olacak zindanın
Varsa hükmü kılıcının
Kedere değil
Kadere sapla
Ey şair
Çiğ bir vicdan eksik bırakır dizelerini
Dizme öyle
Acılarımızı derleme
derleyip kaleminde demleme
Sen yine yeniden
Uzak acılara yaz şiirlerini
Uzak isyanlara diz övgülerini
 
Bu kadın
Yüzünde ‘’şarapnel çiçeği“ açmış
Divane deli kız
Yüreğini çıkarmış bu gün
Birikili öfkesini,
Özlemini
Öyle birkaç küfür savurup
Kaçmayacak gözyaşına
Restini çekmiş
Rahmini kazımış
Sen yoksun orada
Seni büyüten endometrik sıvı yok
Er, erk, erkek üreten ne varsa. (...)


(S. Yıldırım’ın, ‘’İskender’e Mektup“ şirinden)