“Şartlar değişti” bu Başbakan’ın 23 Nisan resepsiyonuna eşli katılım
sağlanması ile ilgili değerlendirmesi. Başbakan İmam Hatip Liseleri’nin
orta bölümlerinin açılmasına olanak sağlayan düzenleme ile ilgili olarak
“Allah bunu bize nasip etti” derken de, askeri vesayete prestij
kaybettiren Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, 28 Şubat ve sair davalar
konusunda “bize darbe yapmayı düşünenlere hiçbir koşulda tavizimiz yok
derken de bu değişime işaret ediyor.
Evet oradan bakınca “şartlar değişti” gerçekten. Toplumun ateistleri ve
gayri Müslümleri bile dillerine en azından “inşallah, kısmetse”
sözlerini doladılar. Kılıçdaroğlu, Bosna gezisi sırasında diyanet işleri
başkanını ziyaret etti, ardından da şehitler için mevlit okuttu.
Dilinden dini söylemleri hiç eksik etmedi üstelik. Eskiden ikiyüzlü
laiklik söylemleri revaçtaydı şimdi Müslümanlık söylemleri revaçta.
Herkes ne kadar Müslüman olduğunu ya da olabileceğini kanıtlama
derdinde, laiklik, düşünce ve inanç özgürlüğü gibi tartışmalar raflarda
tozlanmaya yüz tuttu neredeyse.
Başbakanın baktığı yerin tersinden, insan haklarından, özgürlüklerden,
demokrasiden bakınca “şartlar hala aynı” oysa. Devlet hala aynı ceberut
yapısını ve insanlığa karşı suçlar işleyen memurlarını koruyor. Örneğin;
Susurluk davası kapsamında suç örgütü kurmak ve yönetmek suçlaması ile
ceza alan Mehmet Ağar. Verilen ceza iki yıl. Taş ya da slogan attığı,
puşi taktığı, anadilini konuştuğu için on yıllarca ceza verilenlerin
yanında bu ceza ne anlama gelir? Bu bir yana Mehmet Ağar hakkında
yargısız infaz ve gözaltında kayıp olayları nedeni ile de pek çok
suçlama var ama hakkında bu nedenlerle açılmış soruşturma yok.
Yetmedi, hakkında verilen hapis cezası kesinleştiği halde yakalanmaması,
kalması için özel cezaevi aranması konusunda devletin tüm imkanlarını
seferber etmesi, ardından teşrifinin beklenmesi hallerine bakınca,
şartlarda değişen ne var?
Ve nihayet 25 Nisan’da Yenipazar Cezaevi’ne teşrif buyurduğunda Ağar
gazetecilere ”kimseye kırgın değilim” dedi. Bu söyleyişte elbet
kırgınlık ve serzeniş vardı. Demek istediği “bülbülü altın kafese
koymuşlar”… Öldürdüğü, işkence ettiği insanların ve yakınlarının
kırgınlıkları yanında Ağar’ın kırgınlığına ne değer atfedilebilir, bu
kırgınlığı şartların değiştiğini gösterir mi tek başına?
İkinci örnek Kenan Evren; insanlığa karşı pek çok suçun faili ve halk
deyimiyle “ne bu dünyada ne öte dünyada yatacak yeri yok”. Ama 7
yıldızlı suitinde devlet korumasında yaşamaya devam ediyor.
Sahi Çarkın ve Eymür gibi insanlık suçlarına karışmış, bunları itiraf
etmiş olanlar şimdi nerde, ne durumdalar? Neden itiraflarının üzerine
gidilmedi?
İnsanlığa karşı suçlarla ilişkileri bilinen Demirel, Tansu Çiller, Mesut
Yılmaz, Mehmet Ağar, Veli Küçük, Evren gibiler bu nedenlerle yargılanıp
cezalarını çekmiyorlarsa şartlarda değişen bir şey yok demektir.
Mesele ne Ağar, ne Evren ne de başkaları elbet. Mesele devletin
militarist, despot yönetme anlayışında ısrarı. Ha bunu askerler yapmış
ha siviller, ha dilde din olmuş ha laiklik. Halka düşen aynı zulüm, aynı
işkence değil mi?
KCK davaları nedeni ile binlerce Kürt muhalif cezaevlerinde tutsak
edilmiş, Kürt özgürlük hareketi lideri Öcalan’a uygulanan ve hiçbir
hukuki dayanağı olmayan tecrit neredeyse bir yıla yaklaşıyorsa, çocuklar
cezaevlerinde büyüyor, Maraş katliamında devletin baştan beri bilinen
rolü yeni bir keşif gibi sunuluyorsa, değişen bir şey yok demektir.
Değişim yok derken bunu AKP’den beklemekten söz etmiyorum elbet. Daha
doğrusu gereken değişim bekleyerek elde edilemeyecek kadar zor ve
önemli. Bu nedenle AKP’nin demokrasi yalanlarına kanmamak gibi,
şartlardaki değişimi mücadelemizle yaratacağımıza inanmakla
başlayabiliriz belki.
Hangi şartlar değişti?